Zombi Filmlerinden Neden Korkuyoruz?
ZOOM

Zombi Filmlerinden Neden Korkuyoruz?

Zombi filmleri hem korkutucu hem de eğlencelidir. Dahası bulaşıcı hastalıklar ve önlenemez kaos hakkındaki endişelerimizi anlamamızda bize yardımcı olabilirler; çünkü yaşayan ölüler olarak zombiler insanlığın ortak korkularının bir dışavurumudur.

Editör :Burak Eski
Yayın Tarihi :18 May 2022
Süre :2.5 Bardak
Dünya henüz bir zombi kıyameti yaşamamış olsa da yarı canlı cesetlerin insanlığın sonunu getirmesi, korku filmlerinde ya da dizilerinde sıkça işlenen bir tema. Genellikle ısırık ya da kan yoluyla bulaşarak normal insanları zombiye çeviren bir kıyamet senaryosuna dayanan bu türün etkisi insanların salgın ve felaketlere karşı duyduğu korkuya dayanıyor. 


İngiliz edebiyatı profesörü Cecilia Petretto'nun yazdığı gibi, zombi salgınları, kontrolsüz kaynak tüketimine veya bulaşıcı hastalıkların durdurulamaz yayılmasına odaklanan korkularımız ve endişelerimiz için metafor görevi görüyor. Petretto’ya göre zombi teması, belirli bulaşıcı hastalıkların insanlara nasıl yayıldığı ve etkilediği konusundaki genel bilgi eksikliğinden dolayı şiddetlenen bulaşma korkumuzu temsil ediyor.


İnsanlık herhangi bir salgında sadece hastalıktan değil o hastalığı yaydığını düşündüğü insan dahil her türlü canlıdan korkar. Örneğin tarihte insanlar sadece vebadan korkmadı; vebaya neden olduğunu gördükleri insanlardan da korktu. Bunun daha yakın zamanlı bir örneği yaşamış olduğumuz kovid salgınından verebiliriz. İnsanlar salgın sırasında birbirinden uzaklaşmak, kalabalıklardan tedirgin olmak durumunda kaldı.

Petretto, "Hem tarihsel hem de kültürel olarak hastalık algılarımız nedeniyle, bulaşıcı hastalığa tepkilerimiz bu korku filmlerinde neyin temsil edildiğini açıklayabilir" diyor. Hem orijinal Ölülerin Şafağı (1978) hem de filmin 2004’teki yeniden çevrimi Petretto’ya göre  “hastalığa karşı tepkilerimiz hakkında tarihsel bir bakış açısı sunuyor.” 


Bulaşıcı hastalıklardan korkmak anlaşılabilir olsa da insanlık tarihinin birçok noktasında bulaşıcı hastalıkları tam olarak anlaşılmamış ve hastalıklara yakalanan insanlara insanlık dışı bir muamele hak görülmüştür. Örneğin, Orta Çağ boyunca, esas olarak cildi, sinirleri, gözleri ve üst solunum sistemini etkileyen kronik bir bakteriyel enfeksiyon olan cüzzamlı insanlar toplumdan dışlanmışlardır. Petretto, "Toplumun diğer üyelerine göre cüzzam kurbanları zaten ölmüştü" diye yazıyor. (Bu arada, yeri gelmişken, Türkiye’de verdiği mücadeleyle cüzzamla ilgili hem bu olumsuz algıyı hem de hastalığın kendisini bitiren Türkan Saylan’a selam olsun!)

Yüzyıllar sonra, HIV/AIDS kapmış kişiler damgalanma nedeniyle benzer ayrımcılığa maruz kaldılar ve hala da kalıyorlar. Petretto, "AIDS hakkında bildiklerimizin çoğu yanlış anlamalara dayanıyordu" diyor ve ekliyor: "AIDS bulaşıcıdır; bu nedenle mağdurların izole edilmesi ve tehlikeli olarak görülmesi gerektiği kabul edilmektedir.”


Benzer şekilde, zombiler ‘yaşayan ölüler’ olarak, hala zombi olmamış, bu ‘hastalıktan’ kaçınmaya çalışan ‘sağlıklı’ insanları tehdit ediyorlar ve yaşamalarına rağmen insanlar tarafından canlı olarak görülmüyorlar. Bulaşıcı hastalıkları daha iyi anladığımızda, onlardan korkumuz, yüzyıllar boyunca kaos ve hatta kötülüğü enfeksiyonla ilişkilendiren atalarımızın, bu hastalıkların neden olduğu salgınlarla yaşadıkları geçmişleriyle ve anılarıyla çoktan şekillenmişti. Petretto, "Korkumuzun çoğu hastalığın doğasında yatıyor. Ölüm kadar çirkin olan hastalık, Kara Veba'dan kaynaklanan kötülükle bağlantılıdır" diye açıklıyor. 


Zombi filmleri gerçekçi bir şekilde bir bulaşıcı hastalığın yayılmasını tasvir eder ve sinemanın gücünü kullanarak verdiği mesajla ilgili etkiyi artırır. Örneğin, Ölülerin Şafağı'nın yeniden yapımında yaygın seyahat, zombilerin nüfusta daha hızlı çoğalmasına neden olur. Petretto’ya göre bu yeniden çevrimde film seyirciye zombi kıyametinden kaçış yokmuş gibi görünen bir sonla bitiyor.  Petretto, “Film, korkumuzdan kaçış olmadığını gösteriyor. Virüsler her yerde. Er ya da geç bize de bulaşacaklar” diyor.


Kovid virüsünün, insanlığı kontrolden çıkmakla tehdit eden yeni varyantlarının varlığında bulaşmayı önlemeye çalışmak hala zor bir görev gibi görünüyor. Belki de yakında zombi filmleri yeniden popüler hale gelecek ve dünyanın dört bir yanındaki sinemalarda ya da TV’lerde yayınlanacak ‘yaşayan ölülerin’ maceralarında korkularımızla tekrar yüzleşeceğiz.

Kaynaklar:

‘Attack of the Living Dead Virus: The Metaphor of Contagious Disease in Zombie Movies’, Cecilia Petretto, Journal of the Fantastic in the Arts, cilt 17, sayı 1, Bahar 2006, ss.21-32.
‘The Living Dead Embody Our Worst Fears’, Julia Métraux, https://daily.jstor.org/the-living-dead-embody-our-worst-fears/.

Yukarı Kaydır