Zakopane'in Gözüne 20 Kilometre: Morskie Oko
Fotoğraf: Murat Esendemir
SEYAHAT

Zakopane'in Gözüne 20 Kilometre: Morskie Oko

Doğa yürüyüşünün maceradan çok bir meditasyon olduğunu düşünüyorsanız bu fikriniz birazdan değişebilir. Karşımıza ayılar, kaplanlar çıkmıyor ama çıkabilme ihtimaline karşı uyarmayı ihmal etmeyen görevlilerle sohbet ediyoruz. Yola çıktığımızda ise hayatımın en unutulmaz yürüyüşlerinden birini yapacağımı henüz bilmiyorum. İlki soğuk bir Morskie Oko gününde ikincisi de haziran ayında gerçekleşen seyahat rotamı sizlerle paylaşmak istiyorum. Buyurun lütfen, patika buradan başlıyor.

Yayın Tarihi :23 Haz 2022
Süre :3.5 Bardak

Fotoğraf: Murat Esendemir
Soğuk ama güneşli bir kış günü… Polonya’nın güneyinde yer alan Zakopane kentine doğru yola çıkıyoruz arkadaşlarımla. Filmlerde gördüğümüz tarzda nostaljik bir tren, bizi alıp dağ bayır demeden Krakow’dan Zakopane’e doğru götürüyor. Trenden indiğimizde bambaşka bir dünyadayız… Bizi ilk karşılayan Zakopane’in karlar altında olmasına rağmen sıcaklığı. Çok geçmeden bu sıcaklığın peynir satan teyzelerin gülümsemelerinden geldiğini anlıyoruz… Görmeye alışkın olmadığımız ahşap evlerin dik çatıları dikkatimizi çekiyor. Sonradan öğrendiğimize göre kar yığılmalarını ve çökmesini engellemek için böyle dik yapılıyormuş çatılar. Bu küçük kasabanın merkezinde biraz yürüdükten sonra hostelimize ulaşıyoruz. Geceyi burada geçirip ertesi gün çıkacağımız zorlu yolculuğa güç topluyoruz.
Günün erken saatlerinde kalkıp yürüyüşün başlayacağı yere, Tatra Milli Parkı’nın girişindeki otoparka geliyoruz. Yola başlamadan hatırlatalım, şu an kış aylarındayız ve Polonya’nın Alpleri denilen Tatra dağlarına doğru yürüyüşe çıkıyoruz. Kış döneminde yürüyüş rotası 8 km civarı, tabii buna dönüşü eklersek 16 km var önümüzde. Bu yüzden dileyenler rotanın hemen başlangıcında bekleyen amcaların faytonlarına binebilir ve manzaranın keyfine böyle de varabilirler. Yazımın başında belirttiğim gibi bu bir macera olacaksa, tabana kuvvet.

Fotoğraf: Murat Esendemir
Etrafımızdaki uzun uzun çam ağaçları omuzlarındaki karla bize selam veriyorlar. Yolun başlarında herkesin yürüdüğü rotada, asfalt yoldayız. Biraz ilerlemeye başladıkça yani daha doğrusu tepeye doğru tırmanmaya devam ettikçe sağa sola bakınıyoruz ki belki kestirme bir patika gözümüze çarpar. Buluyoruz da. Bu yol üzerinde kestirme olarak kullanabileceğiniz ara yollar mevcut. Bunlardan birine doğru ilerlerken amacımız yolu kısaltmaktan çok ormanın içine doğru ilerlemek. Kışın zorlu şartları kendini iyiden iyiye belli ediyor. Buz tutmuş merdivenlerden çıkabilmek için tekinsiz tırabzanlardan güç almaya çalışıyoruz. Kestirme sona eriyor ve tekrar asfalt yolda buluyoruz kendimizi.
Yürüyüşümüz devam ederken yorgunluk belirtileri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bitmiş durumda olmasak da artık zirveye yaklaşmış olmanın heyecanı sürüklüyor bizi ileriye. Ara ara bastıran tipiler oluyor ve yürüyüşümüzü ciddi anlamda etkiliyor. Havanın açık olduğu bir güne denk gelmek büyük bir şans diye düşünmeden edemiyoruz.

Fotoğraf: Murat Esendemir
Tam bu düşünceler aklımızdan geçerken birden bir manzara çıkıyor karşımıza. Çamlar veya karla kaplı vadinin görüntüsü değil. İradenin, özgürlüğün, kısıtlanmamışlığın ve cesaretin manzarası. Yan tarafta görmüş olduğunuz fotoğrafta tüm bunlar yer alıyor. Biz kendimizce zorluklarla, kara batıp çıkarak, buzun üstünde denge kurmaya çalışarak kat etmeye çalıştığımız bu yolda çocuk arabasını iten bir baba, az ileride bir anne ve çocuk el ele. Bir başka günün konusu olabilecek bu durum, çocuk sahibi olan ebeveynlerin “çocuk olunca yapamıyorsun” dedikleri nice şeyi yaptırıyor insana.
Bizler de bu keyifli insanların enerjisiyle “Denizin Gözü” adı verilen, deniz seviyesinden tam 1.395m yükseklikte bulunan Morskie Oko’ya gelmiş oluyoruz. Tabii ki karşımızda bir göl yok. Onun yerine üzeri tümüyle buz tutmuş devasa bir düzlük var. Bu düzlüğü de aşıyoruz ki tepelere tırmanmaya devam edelim. Uzaktan baktığınızda bazı şeyler farklı görünür ve yakından aslında öyle değildir ya, işte gölün diğer ucunda tırmanmayı gözümüze kestirdiğimiz bu tepeciğin ne kadar dik olduğunu kestirememişiz. Buraya kadar gelip de dönmek olmaz. Ele ele tutuşup, kayıp kartopu haline gelmemek için inanılmaz bir tipiye karşı koyarak gidebileceğimiz son noktaya varıyoruz. Böyle diyorum çünkü kış döneminde varabileceğiniz son nokta işte burası. Devamı güvenlik sebebiyle şimdilik kapalı.

Fotoğraf: Murat Esendemir
Bu tepenin arkası yazımızın devamında ziyaret edeceğimiz Czarny Staw pod Rysami gölü. Burayı görmek için geri dönüp haziran geldiğinde tekrar düşüyoruz yollara. Bu seferki maceramızda kar, soğuk ve tipi yok. Bunların yerine aşırı engebeli, taşlı ve olağanüstü manzaraların kıyısında upuzun yollar bekliyor bizi. Kış sezonunda yürüyemediğimiz orman yolundan çıkıyoruz bu sefer. Akan küçük çayların, yeşilin bin bir rengi ağaçların ve “ayı çıkabilir” tabelalarının eşliğinde geçiyor yolculuğumuz. Durup fotoğraflar çekiyor, su içiyor, dinleniyor ve bu harika doğanın ruhunu ruhumuza değdirmeye çalışıyoruz. Ciğerlerimizin en derinine kadar çekmek isteyeceğimiz bir hava var.

Morskie Oko Gölü - Fotoğraf: Murat Esendemir
Yer yer sık ağaçlıkların arasından geçerken birden bir bakıyorsunuz ki minik bir tepenin başında manzarayı izliyorsunuz. Gidiş yolumuz yine nispeten daha kolay. Bu sayede hemen varıyoruz yine Zakopane’in Gözü’ne. Kış aylarında kendini beyazlarla örten bu göl, yazın bakmaya doyamayacağımız bir cennete dönüşüyor. Mavi, yeşil, kahverengi, sarı ve diğer birçok renk dans ediyor adeta. Ayakkabıları çıkarıp buz gibi suyun içine bırakıyoruz ayaklarımızı. Koca koca taşlar var burada, sanki “gelin oturun manzara buradan bir harika” der gibi.

Morskie Oko Gölü - Fotoğraf: Murat Esendemir
Yola yeni başlamış gibi dinlenmişiz ve bu sefer üzerinden geçip gidemediğimiz Morskie Oko’nun kenarından devam ediyoruz. Henüz yolun yarısında bile değiliz. Tatra bu sefer hiçbir güzelliğini sakınmadan tüm renkleri, tüm cıvıltısı, yaşam enerjisi ve görkemiyle karşımızda yükseliyor. Doğanın insana nasıl ilaç olduğunu burada hissediyoruz. Yola devam ederken hemen yanındaki Czarny Staw pod Rysami gölüne varıyoruz. Burası da 1,583m yükseklikte bulunan bir başka göl. Fotoğraflarımızı çekiyor, gölü selamlıyor ve yola devam ediyoruz. Buradan sonra artık iyice yükselti artıyor, ağaçlar kısalıyor, manzara alabildiğine belirginleşiyor.

Fotoğraf: Murat Esendemir
Patika tek bir zemin sunmuyor bizlere. Toprak yolda yürüyor olsak da iri iri kayaların üzerinden, dik bir yamacın yanında eğik bir güzergahtan ve hiçbir düzlüğü olmayan engebeli patikalardan geçiyoruz. Maceramıza anlam katan şeylerden birisi de bu patikanın zorluğu. Manzarasını bedavaya vermiyor Tatra. Her engeli aşarım, diyenlerin yolculuğu oluyor biraz da. Engelleri aşıp sona doğru yaklaşıyoruz. Mesafeler kısaldıkça hatıralar uzuyor, zihnimizin derinliklerine işliyor.

Hatıralarımdan aktarmaya çalıştığım bu yazımda uzunca bir yolculuğa çıktık sizlerle beraber. Tipinin içinde tırmanmaya çalıştık, tam yorulduk dediğimiz anda bebek arabasıyla gidenler cesaretlendirdi bizi. Karlar eridi derken bitmeyen mesafeler belirdi bu kez de karşımızda. Onları da aştık, yürüdük, yürüdük, yürüdük… Yaz döneminde yaptığımız yolculukta yanda gördüğünüz güzergahı izleyerek 22 km yol yaptık. Kış sezonu için yaptığımız 16 km’lik yolculuğumuzla birlikte toplam 38 km yolu yürüyerek tamamladık. Elimize aldığımız uzunca bir dalı, değnek yaptık kimi zaman. Suyumuzu idareli kullandık, atıştırmalıklarımızla enerji depoladık. Hepsinden daha önemlisi Zakopane’in Gözü’ne, doğanın kalbine ulaştık. Ayaklarınıza, gözlerinize sağlık. Yeni rotalarda ve yeni maceralarda görüşmek üzere.
Yukarı Kaydır