Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Yüksek İlimler Enstitüsü
STORIES

Yüksek İlimler Enstitüsü

24 Kas 2022

Yoğun sisin aralarındaki mesafeyi artırdığı iki kişiydiler. Biri, bir tarafını meçhul geçmişinin soru işaretlerine bağladığı, diğer tarafını boynuna geçirdiği düşünceler urganının düğümlerini giderek sağlamlaştırma uğraşında, öbürü geleceğinin kilitli sayılabilecek kapısını açabilmek ve ardındakini görebilmek ümidiyle her yola başvurmaktaydı.

Birinin adı Kassandra.

Öbürünün adı Sude’ydi.

“Başlayın lütfen!”

İzmit’in gri, hüzünlü havası gittikçe ağırlaşıyordu.

Balkonda, karşılıklı taburelerde oturuyorlardı. Aralarındaki sehpada kapalı bir kahve fincanı duruyordu.

Dışarıyı izliyorlardı. Otoyoldan gelip geçen kamyonları, arabaları. Sentetik çimleri. Koşuya çıkmış insanları. Sesleri çoğaltan köprü altını. Uzaktaki fabrikaların bacalarından çıkan dumanları.

İzledikleri aynıydı. İzlediklerinden çıkardıkları anlamlar ve o anlamlarla savruldukları ruh halleriyse farklı.

“Demek mezun oldun?” dedi Nesrin, sancıyan sağ kolunu tutarak.

Mert önce kendini toparlayamadı. Bir öksürük sesiyle irkildi.

Nesrin’in bakışları, Mert’in elinin üzerindeki dövmelerde sabitlenmişti. Yanlış okumadıysa bir elinde “hate”, diğerinde “love” yazıyordu.  

Mert sigarasını yaktı. Nesrin’in, dövmelerine dikkatlice bakmasından huylandı.

“Üçüncülükle bitirmişsin hem de.”

İki nefes çekip yanan sigarasını fırlattı. İşaret parmağını fincanın üzerine koydu. Bekledi. Fincanı eline aldı.

“Valla böylesini ilk kez görüyorum. Kahveyi sen içtin, benim falıma bakıyorsun,” diyen Nesrin’in kolundaki ağrı, artık sadece kolundaki ağrı değildi.

“Bir dilek tutun,” dedi Mert, sol kulağındaki küpeyi sinirle düzeltirken.

Nesrin’in kahveyle birlikte gelen suyu tek seferde içmesini, kahveyi bitirdiğinde de su rica etmesini sindiremiyordu. Kahve içmenin adabı vardı. Diğer tüm adaplar gibi önemliydi, dikkat edilmeliydi.

Kahvenin yanında gelen bir bardak su Mert’in haftada sekiz saat dersini aldığı üzere kahve öncesinde ve kahve bittiğinde azar azar içilirdi. İkinci yudumun neden alındığını çoğu insan bilirdi. İlk yudumun neden alındığı bilgisi ise, Mert’in sınavda 100 tam puan almasını sağlamıştı.

“Tuttum.”

Nesrin’in bir dilekten fazlasını tuttuğından emindi. Ona göre kimse bir dilekle yetinmezdi. Bilinçli olarak en az iki veya üç. Bilinçdışı, yüzlerce.

Fincanı açtı. Tabağı, sehpanın ortasına bıraktı. Annesinin, ona daha evvelden bildirilen repliklerini aklına getirdi.

Nesrin Hanım ev sahibinin karısı olduğundan, falda her gördüğünü söyleme, dikkat et.

Her şey çerçeveye uygun ilerlemeliydi.

“Sıkıntılarınızı bir tarafta toplamışsınız. Haneniz yavaş yavaş aydınlığa çıkmaya başlamış.”

“Ay hadi inşallah!”

Bekledi. Kahve Falı Bakmanın İncelikleri dersinde beklemeyi de öğrenmişti. Böylece fal sahibi, falın atmosferine iyice dahil oluyor, merakı artıyor, falcıya güveniyordu.

“Etrafınızda hep konuşmalar var. Kalabalık ortamlara girip çıkıyorsunuz. Girdiğiniz yerlerde dikkat çekiyorsunuz.”
Nesrin gülümsedi, yanakları al al oldu.

Mert, karşısındaki kadının işini bu denli iyi yapmasından tedirgin oluyor, baskı altına giriyor, kritik bir hataya düşüp; Kassandra’ya dönüyordu.

Zorlukla söze girdi.

“İki kısa, bir de uzun yolunuz var. Temiz yollar hepsi. Üçüncü, yani uzun olan yola iki kişi gideceksiniz. Düğün gibi geldi bana.”

“Ay vallahi bildin. İki ay sonra memlekete gideceğim ablamla. Kuzenim evleniyor.”

Mert biraz daha bekledi. Hate yazan elini kaşıdı.

“Uzun yüzlü, kilolu bir kadından yardım göreceksiniz.”

“Erkek olabilir mi?” diye atıldı Nesrin.

Mert fincana dikkatle baktı.

“Evet, evet erkek. Başının üstünde kısmetinizi taşıyan bir erkek bu.”

“Şefik Bey’dir o Şefik Bey. Kredi başvurusu yapmıştım da. Banka müdürü.”

Mert teorideki başarısını pratikte de sürdürdüğünü hissetti. Ufak bilgi kırıntılarıyla, falı bakılan kişinin beklentileriyle, karakter analizleriyle, belirsizliği netleştirme, durumu lehe çevirme konularında giderek ustalaşıyordu.

“Eee başka, başka,” diyen Nesrin ağrılarını unutmuştu.

Rüzgârın hızlandığının, yağmurun ince ince atmaya başladığının ikisi de ayırdına varamamıştı.

“İki vakte kadar temiz bir telefon haberi alacaksınız. Bir de kâğıt işiniz olacak resmi dairede.”

Nesrin hayallere daldı.

“Eşinizle ilgili ufak problemleriniz olmuşsa da çözmüşsünüz.”

Nesrin’in gözleri kısacık bir an bulutlanıp yeniden açtı.

Mert tabağı fincana yapıştırdı.  

“Bir dilek daha tutun,” dedi, şimdi onu yüzle çarpın diye de içinden geçirdi.

Doğru andan emin olduğunda tabağı ters çevirdi. Dilek, sevinç dolu bir gözyaşı gibi aktı.

“Bir de sayı tutun. Birle on arası.”

“Tamam.”

“Beş mi?”

Nesrin gülümseyerek kafasını salladı.

“Oluyor, hem de çok hızlı oluyor.”

“Ay inşallah, inşallah!”

Mert tabağa odaklandı.

“Kapkara bir köpek var. Köpek normalde düşmandır da ben hep iyi görürüm. Samimi bir dost bulacaksınız yakında. E harfi, adında veya soyadında E olacak.”

Nesrin başını öne eğdi. Kızardı. Kısacık bir zamanda upuzun bir müddet E’yi düşledi.

Mert love yazan elini kaşıdı.

“Tekrar eşiniz çıkmış. El elesiniz. Önünüz aydınlık. Ömür boyu eşinizle mutlu olacaksınız.”

Nesrin’in gözleri ikinci defa bulutlandı, bulutlar karardı. İnce ince atan yağmur şiddetlendi.

“Ömür boyu, gerçekten ömür boyu mu?”

“Evet, öyle görüyorum.”

Nesrin usul usul ağlamaya başladı.

Mert okulda öğretilmeyen bu ders karşısında ne yapacağını şaşırdı. Aşk ve nefretle titreyen elleriyle fincanı sehpaya bıraktı. Karakterine daha iyi çalışmadığından hayıflanıyordu.

“Şey, şey, ömür boyu da olmayabilir.”

“Bu kadar yeter,” dedi, orta yaşlı, takım elbiseli bir adam.

“Henüz bitmemişti hocam,” diye araya girmeye çalıştı Kassandra.

Adam, kapıyı işaret ederken, “Sonuçları siteden öğrenirsiniz,” dedi. Sonra da Sude Hanım’a döndü: “Harika performanstı, öğrencimizi iş başında görebildik. Ücretsiz fal için fakülteye uğrayabilirsiniz.”

Sude Hanım memnuniyetini belli eden adımlarla yürüdü, Kassandra’yla birlikte amfiden çıktı.

Araştırma görevlileri monitörleri, asistanlar kabloları, dekorları toplarken, kuruldakiler şen şakrak sohbetlerini sürdürüyorlardı.

Orta yaşlı bölüm başkanı, milyonların hayali, bir gelişim yuvası olan bölümün bu hale gelmesinden perişandı.

“Böyle önemli bir bölümü yol geçen hanına çevirdiler...”

“Kassandra’ymış hah! Tam bir kibir abidesi.”

“Senaryoya uymakta da zorlandı. Oysaki her senaryoya uyum sağlayabilmeli. Mezun etsek dert, etmesek başımıza kalacak...”

Sohbet uzayıp giderken, Kassandra, fakülte kantininde sıkıntıyla çayını yudumluyor, bitirme tezinin sonucunu merak ediyor, gerçek bir geçmişe, bildiği bir geçmişe sahip olmanın nasıl hissettirebileceğini düşünüyordu.

Sude Hanım ise artık anahtarı elinde tuttuğunu varsayıyordu.

Lakin sis asla dağılmayacaktı.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?