Yaşam Korkusu
Pexels
SCOPE

Yaşam Korkusu

Yaşamın kaosu ve bilinmezlikleri karşısında her insanın yaşadığı temel korkular vardır. Belki de bunlar arasında üzerine en sık düşündüğümüz ölüm korkusudur. Ölüme; yalnızlık, anlamsızlık ve özgürlük korkuları da eşlik eder. Söz konusu yaşam olduğunda ölüm aklımıza sık sık gelir de, yaşamın kendinden korktuğumuz anları kolaylıkla fark edemeyiz. Ya da nefes almasına rağmen yaşam karşısında donakaldığı için yaşayamayanları. Ölüm korkusuyla iç içe geçmiştir yaşam korkusu da. Yaşarken, her birimiz bu iki korku arasında volta atarız. Fakat kimimiz ölümden kimimiz ise yaşamdan daha fazla korkarız.

Editör :Miray Gülsoy
Yayın Tarihi :26 Kas 2021
Süre :2 Bardak

Stringfixer
Yaşam korkusu Avusturyalı psikanalist Otto Rank tarafından kullanılmış bir kavramdır. Rank, doğumu bir nevi ölüm olarak tanımlar. İnsan önce anne bedeniyle bir bütündür. Bebek ve anne aynı bedenin içinde yaşayan iç içe geçmiş kimselerdir. Anne karnındaki bebek, kendini veya annesini bir başkası olarak değerlendiremez. Bebeğe göre etrafındaki her şey onun bir uzantısıdır. Anne karnı; bir insanın ilk evini, ilk yaşamını temsil eder. Rank’e göre doğum, bu ilk yaşamdan ayrılmak anlamına gelir. Böylelikle “doğmak” eylemi; aynı anda bir yaşamı terk etmek ve başka bir yaşama başlamaktır. Bebek için yeni yaşamı, eski yaşamının ölmesiyle başlar. Yani yaşamın başlangıcı ölümdür. İlk korkularımız temelini buradan aldığı gibi özgürleştiğimiz ilk aşama da burasıdır. 
Yaşam hakikaten her birimizin gözünü korkutacak ölçüde kaotiktir. Zamanla güvenli alanımızdan sıyrılıp ayaklarımızın üzerinde hareket edebilmek belli bir ölçüde cesaret gerektirir. Özgürleşmek sık sık söylenildiği üzere sorumluluk almak demektir. Yaşamın cesaret gerektiren kısmı da iyisiyle kötüsüyle bu sorumluluğu alabilmektir. Cesaret gösterip kendi sorumluluğumuzu alabildiğimiz ölçüde özgürleşebilir ve bağımsız bir birey haline gelebiliriz. 

Pexels
Öte yandan özgürleşmek, insanların olmadığı bir yalnızlık içinde yaşamak anlamına da gelmez. Başkalarından bağımsızlaştıkça anlamlı bağlar da kurabiliriz. Herhangi bir insanın yaşayabilmesi için aynı anda hem başka insanlara hem de başka insanlardan özgürleşmeye ihtiyacı vardır. Diğer insanlar sayesinde kimliğimizi oluşturur, öğrenir ve hayatta kalabiliriz. Anlamlı ilişkiler yaşamı da anlamlı kılar. Özgürlük ve bağ kurma arasındaki bu denge yaşamımızı kolaylaştırır. Fakat herhangi bir uçta olmak yaşarken ölmeyi ya da ölmemek uğruna sınırlarımızın ötesinde yaşamayı beraberinde getirebilir. 

Pexels
Yaşamaktan korkan biri, özgürlükten korkar. Anne karnındaki “bütünlüğü” yaşamında da devam ettirmeye çabalar. Bu güvenli alanı korumak ister. Yaşamak için bir başkasına; ailesine, arkadaşlarına veya bir sevgiliye ihtiyaç duyar. Böylesi biri yaşama cesaretini gösteremez dolayısıyla kendi sorumluluğunu da kolaylıkla alamaz. Hal böyle olunca hayatta kalabilmek için bir ötekine muhtaç kalır. Kendi sorumluluğunu, bir başkasına teslim eder. Zamanla yaşam, yalnızca hayallerinde tasarladığı bir şeye dönüşür. Çünkü onun için seçim yapmadığı sürece hayatta her şey mümkündür. Evden çıkmaz ve yaşama uzaktan tanıklık eder.
O, başkaları ve hayalleri aracılığıyla yarattığı bu güvenli alan içerisinde bir kimlik edindiği ve yaşamının kolaylaştığı yanılgısı içindedir. Oysaki kendi benliği hiç doğmamış dolayısıyla hiç yaşayamamıştır da. Kişi, bağımsızlaştığı takdirde ölmekten öylesine korkar ki, yaşamın içine karışamaz. Ve korktuğu şey yaşamın ta kendi olur. 

Pexels
Ölümden korkan biri ise, başka bir ötekiyle “bütünlüğün” ölüm olduğu yanılgısı içindedir. İnsanlar onun için yaşamı kolaylaştırmadığı gibi bilakis zorlaştırmak için vardır. Öylesine bağımsız bir özgürlük yaratır ki, kendi de dahil olmak üzere başkalarına yer kalmaz. Kendi sorumluluğunu alma cesaretini gösterir fakat başkalarıyla bağ kurma cesaretinden yoksun kalır. Ölmemek uğruna; gezer, kendini işlere verir, kendi evrenini yaratır. O hep yaşamın tam ortasındadır. Yaşamı yitirmekten öylesine korkar ki, bir yaşamın içine sığdırılabilecek kaç hayat varsa o kadarını sığdırmak için uğraşır. Fakat yaşama, kendinin ve başkalarının da dahil olduğunu unutur.
Ölmekten korkar fakat asıl korktuğu şey insanca yaşamaktır. İnsana dahil olan duyguları yaşamamak uğruna kendi ve başkalarından kaçar. Böyle biri yaşadığını sanır fakat gerçekte olan şey yaşaya yaşaya ölmekten farksızdır. 

Pexels
Yaşamaktan ya da ölmekten korkan insanlar birbirinin zıttı gibi görünse de bir bütünün iki yarısıdır. Yaşamda da sıklıkla birbirlerini bulurlar. Biri öteki üzerinden özgürce yaşamı yaşadığını sanır, diğeri ise yanaşamadığı bu insanın varlığını bilmekten huzur duyar. Yaşamdan korkan biri ölümden, ölümden korkan biri de yaşamdan korkar. Oysa korku duyduğumuz şey özünde aynıdır farklı olan bu korkuyla nasıl başa çıktığımızdır. Kimi hiç yaşamayarak kimi de yaşaya yaşaya başa çıkar. 

Ne de olsa bizim birbirinin tamamen zıttı sandığımız yaşam ve ölüm de aslında bir bütünün başı ve sonundan ibarettir.
Yukarı Kaydır