Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Yarım Kalmış Bir Başarı Hikayesi: Gilles Villeneuve
ARABA

Yarım Kalmış Bir Başarı Hikayesi: Gilles Villeneuve

Akıl almaz başarıları ve durdurulamaz hızları ile yarış pistlerinde rekor ardına rekor kıran birçok sürücü biliyoruz, ancak kimisinin ismi, hafızalarda çok daha derinlere kazınıyor doğrusu. Kanadalı yarış pilotu Gilles Villeneuve de onlardan biriydi. Tüm hayatını hıza ve pistlere adamış, bunun karşılığını da hatırı sayılır oranlarda almıştı. Bugün kendisine sorabilme şansımız olsaydı, gaz pedalına var gücüyle bastığı arabaların ona hayat verdiğini söylerdi belki de. Ne var ki bu tutkusu aslında ondan hayatını alan şey olmuştu. Gelin, bu efsanevi ismin kısa, fakat bir o kadar destansı kariyerine birlikte bakalım.

Yayın Tarihi :26 Oca 2022
Süre :2 Bardak
Tıpkı kendisi gibi efsanevi yarış pilotları olan Lewis Hamilton ve Michael Schumacher gibi Gilles Villeneuve de henüz küçük yaşlardan itibaren yarış sektörüne büyük bir ilgi besliyordu aslında. Lise eğitimini tamamladıktan sonra, hayalini kurduğu kariyerine adım atmaya karar verdiğinde ise kendisini yerel kalkış yarışlarının tam ortasında bulmuştu. 67 model Ford Mustang’i ile katıldığı bu yarışlar, hayallerinin ve başarısının sınırını oluşturmayacaktı elbette. Nitekim kalkış yarışlarında yaşadığı heyecan ve heves uzun ömürlü olmamış, çok geçmeden sıkılmıştı.
 
Gilles Villeneuve, hız konusunda çok daha büyük hayaller kurmaktaydı ve bu hayalleri gerçekleştirebilmek için profesyonel bir yol izlemek zorundaydı.

Dönemin önde gelen yarış pilotlarından Jim Russell, 1957 yılında bir ilke imza atarak Jim Russell Car Racing School adıyla dünyanın tek yarış okulunu açmıştı. Villeneuve da kalkış yarışlarına bir son verdikten sonra, 1973 yılında Québec, Le Circuit Mont Tremblant’ta konumlanan bu okula kaydolmuş ve zamanı geldiğinde yarış sertifikasını eline alıp gerçek pistlere adım atmak üzere burada eğitim görmeye başlamıştı. Akabinde kendi iki yıllık arabası ile Québec’te düzenlenen Formula Ford’a katılmış ve gerçekleşen on yarıştan yedisinde galip gelmişti.

 Şüphesiz ki başarılı bir sürücüydü, hızlı ve hırslıydı da. Daima heves duymuş olsa da profesyonel yarış hayatının nispeten geç başlamış olduğu söylenebilirdi. Üstelik katıldığı yarışlardan başka bir gelir kaynağı da yoktu. 1970 yılında, Joann Barthe ile evlendiğinde henüz 20 yaşındaydı. Hayallerini gerçekleştirirken kendisini ve ailesini geçindirmenin bir yolunu da bulmalıydı. Bu nedenle nispeten kazanç olanağı daha yüksek olan karmobil alanına geçiş yapmaya karar vermişti. Bu alanda inanılmaz bir başarı elde eden Villeneuve, 1974 yılında Dünya Karmobil Derbisi Şampiyonası’nı kazanarak yarış alanındaki inkar ve göz ardı edilemez yeteneğini bir kez daha kanıtlamıştı.
1975 yılında, yoğun yağışlı, hava koşullarının hiç de elverişli olmadığı bir günde Gimli Motosport Park’ta gerçekleşen yarışta birinci olarak ilk Formula Atlantic galibiyetini elde etmişti. Takibindeki sene ise yalnızca bir tanesi dışında sezonun tüm yarışları kazanarak ABD ve Kanada şampiyonasını eline almıştı.

1977 yılında bir kez daha Kanada şampiyonu olduğunda, kariyer rotası onu nihayet hayalini kurduğu pistlere adım atmaya yönlendirmişti. Formula 1 kariyeri başlıyordu, ancak ne yazık ki hazin sonuna doğru da bir adım daha attığından henüz bihaberdi.

 Dönemin diğer bir meşhur ve deneyimli yarışçısı James Hunt, 76 yılında gerçekleşen bir Formula Atlantic yarışı esnasında kendisini geçen genç sürücü Gilles Villeneuve’un yeteneğinden epey etkilenmişti. Çok geçmeden gelecek vadettiğine inanılan Villeneuve’a, Hunt’ın takımı olan McLaren tarafından 1977 sezonunda yer almak üzere bir F1 anlaşması yöneltilmişti. Gilles Villeneuve, nihayet büyük adımlar atamaya başlayabilirdi.

Ünlü yarış pilotu, Formula 1 çıkışını 1977 British Grand Prix’te gerçekleştirmiş ve gerek uzmanlar gerek medya gerekse yarış severler tarafından bir hayli olumlu geri dönüşler almıştı. Buna rağmen McLaren takımı, takibindeki sene genç yarışçı ile devam etmeme kararı almıştı. Ancak Villeneuve’ın F1 kariyeri burada son bulmayacaktı, zira kendisi Enzo Ferrari’nin de dikkatini çekmeyi başarmıştı. Niki Lauda’nın ayrılışıyla takıma eklenen yeni isim Gilles Villeneuve olmuştu ve genç yarışçı, çok yakında son bulacak olan hayatının geri kalanını bu takım ile birlikte geçirecekti.
 
1978 yılında Montreal’de gerçekleşen Canadian Grand Prix’te ilk Formula 1 galibiyetini elde etmişti. Bu başarı, hayatının bir ilki olmasının yanı sıra, ana vatanında gerçekleşmesiyle de kayda değer nitelik taşıyordu.

Sürdüğü arabalar kadar hızlı bir şekilde devam eden kariyeri, 1979 yılında daha da büyük başarılar görmüştü. Üç Grand Prix kazanarak şampiyonayı ikinci sırada bitirmişti. Rene Arnoux ile ikincilik için mücadele ettikleri French Grand Prix ise genç yarışçının cüretkar ve cesaretli hamleleri ile F1 tarihinin en çarpıcı anlarına şahitlik etmişti. 80’li yıllara geçiş yapıldığında performans açısından sıkıntı dönemler yaşayan Ferrari, bir şampiyona galibiyetinden epey uzak görünüyordu. Ne var ki Villeneuve, bu karanlık dönemde bile 1981 yılında yer aldığı iki yarışta da inanılmaz bir performans sergilemeyi başarmıştı.

Maalesef bunlar, genç yarış pilotunun son başarıları olacaktı. 8 Mayıs 1982 tarihinde Zolder’da gerçekleşen Belgian Grand Prix’nin final turunda korkunç bir kaza geçiren Gilles Villeneuve, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.

Villeneuve, kısa ömürlü kariyerine rağmen inanılmaz başarılar elde etmiş bir yarış pilotuydu. Başarıları da hayatı gibi yarıda kalmıştı; ancak günümüzde birçok insan tarafından hala F1 tarihinin gördüğü en önemli isimlerden biri olarak kabul ediliyor.
Yukarı Kaydır