Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
STORIES

Ufak bir Galibiyet Macerası

29 Kas 2022

“Tribünler kalabalık ve herkes çok heyecanlı! Yarışmacıların severleri hep bir ağızdan hayran oldukları isimleri haykırıyor! Buradaki atmosferi anlatmak imkansız… Kalpler ağızlardan çıkacak! Evet evet, beklenen an geldi. Yarışmacılar başlangıç çizgisine yerleşti, herkes pozisyon aldı ve gözler hakemde. Start sesi yükseldi ve yarış başladı sevgili izleyiciler…”

6 Bardak
İşte hikayem böyle başladı. Asla favori olmadığım bir yarışta, benden çok daha güçlülerin üst üste sakatlanması ve diskalifiye olması sonucunda, hayatımdaki ilk ve son galibiyetimi erişmiştim. Yalnızca tek bir kişilik yer olan birincilik kürsüsünün bu seferki ismi nihayet bendim ve artık gerçek, görünür ve duyulur bir insan olacaktım. Yaşadığım şey tamamen şanstı ve bu şansı çok iyi değerlendirmem lazımdı. Sonunda bir annem ve bir babam olacaktı ve ben büyüyene kadar onların sözünden asla çıkmayacaktım. Her zaman bir ailem olsun istemiştim. Nihayet anne sevgisinin tadına bakabilecek ve birilerinin biricik bebeği olabilecektim. İşte o gün hayatımın en mutlu günüydü. Yani önceki hayatımın…
 
 Ha bu arada, evet ben bir spermdim. Annemle babam ise bana “Ufaklık” adını verdi. Hem de daha beni öğrenir öğrenmez… Az önce bahsettiğim birincilik kürsüsü ise bir süreliğine benim evim olacaktı. Annemin söylediği kadarıyla 9 aylık bir süre boyunca burada yaşayacaktım. Sanıyorum ki burada biraz büyüyecek, şekil, değiştirecek ve ufacık tefecik sevimli bir insan yavrusuna dönüşecektim.  
 
Galibiyetimden 5 hafta sonra öğrenmişti annemle babam benim varlığımı. Doğrusu, 5 hafta boyunca bulunduğum yeni ortama pek de bir adapte olamamıştım. Annem beni bilmediğinden olacak ki, acı acı dumanlar ve türlü türlü, her birinin tadı birbirinden beter içecekler göndermişti bana. Benden haberi olmadığının farkındaydım ama tükettiği şeyler yalnızca bana değil, tüm vücuduna zarar veriyordu adeta. Neden bunu yapıyor diye düşünmekle yetindim sadece ve tabii ki cevap bulamadım. 4. haftanın sonunda annem, beni öğrenir öğrenmez az önce bahsettiğim tadı kötü, zararlı şeyleri tüketmeyi bıraktı. İşte o an anladım beni ne kadar çok seveceğini. Zaten beni öğrendiği andaki kalp atışlarını duysaydınız, siz de bana hak verirdiniz. Bana dokunduğunu hissediyordum sık sık. Elini her zaman üstüme koyuyor, adeta o pozisyonda yaşıyordu. Genellikle Ufaklık diyordu bana, ama arada “Anneciğim” kelimesini de duyuyordum ondan. Ne de güzel bir histi, birinin beni öyle sevip böyle kıymetlenmesi… 
 
Yavaş yavaş ailemle tanışmaya başlıyordum. Büyükannem büyükbabam, teyzelerim, amcalarım derken, bana daha yakın ebatlarda birisiyle de tanıştım. Küçük kuzenimmiş kendisi. Çok candan davrandı bana, onun da eli hep üzerimdeydi. Sanırım ileride onunla çok iyi anlaşacağız… Ailemle tanışmaya başladığım esnalarda doktor, yeni bir isim takmıştı bana. Embriyo demişti benden bahsederken annemle babama. Ben ise hiç sevmemiştim bu ismi fakat aldırış etmedim. Nasıl olsa annemle babam bana Ufaklık diye sesleniyordu. Doktorun dediğine göre artık iç organlarım oluşmuş ve omuriliğimin yeri belirginleşmişti. Hiçbir şey anlamıyordum bu söylenenlerden. Dolayısıyla pes ettim ve büyüklerin sohbetine karışılmaz diyerek birazcık kestirmeye karar verdim. Hain doktor ben uyurken fotoğrafımı çekmiş ve anneme vermişti. Fotoğrafımı gördüğümde biraz üzüldüm çünkü annem ve babamdan çok farklı görünüyordum. Beni böyle severler mi acaba diye düşünmeye vakit bulamadan annem, tıpkı kendisine benzediğimi söyledi. Bunu duyduğum an yaşadığım mutluluğu size anlatamam. “Umarım sana benzerim anneciğim” diye geçirdim içimden. Sanki beni duymuş gibi elini üzerime koyup “Umarım babana benzemezsin anneciğim” dedi bana. Gülümsedim! İlk defa gülümsemiştim. Ah, nasıl da güzel bir duyguydu bu böyle. Yavaş yavaş insan olmaya başlıyordum işte! 
 
Uzun bir süre belirli aralıklarla doktora gitmeye devam ettik. Babam, annemle bizi hiç yalnız bırakmıyor ve her doktor randevusuna özenle eşlik ediyordu. Annem kadar olmasa da onun da heyecanını hissedebiliyordum. Bir de garip bir şekilde babama duyduğum yakınlık fazla etkiliyordu beni. Sanki ondan kopmuş bir parça gibiydim. Aynen böyle hissediyordum. Sonrasında bu konunun beni aştığını düşünerek bırakıyordum bu hissi bir kenara. Annemle birlikte yaşayışımın ikinci ayının sonunda, kendisinden pek hazzetmediğim doktor, bana yeni bir isim taktı. Bu kadının benimle alıp veremediği bir şey var ama henüz anlayamadım doğrusu. Fetüs dedi bana bu sefer, “Fetüsün her şeyi sağlıklı görünüyor. El ve ayak parmaklarının oluşmasına karşılık daha birbirinden ayrılmadığını söylemem mümkün. Bir de bilekleri dirsekleri ve diz eklemleri de belirginleşmeye başlamış durumda.” dedi. Neyden bahsediyordu bu kadın? Dirsek ne demekti mesela? Doktor sayesinde büyüyünce hangi mesleği kesinlikle yapmayacağımı öğrenmiş olmuştum. Söylediği diğer şeylere göre ise artık diş ve damak yapım, cildim ve kalbimin dört odası oluşmaya başlamıştı. Sanırım gerçekten büyüyordum…
 
Bir sabah annem o kadar heyecanlı uyanmıştı ki, bu heyecanın nedeninin ne olduğunu inanılmaz merak etmiştim. Yataktan çıktık ve önce şöyle sıcak mı sıcak bir banyo yaptık annemle. Sonrasında annem rahat bir eşofman ve uyumlu bir sweatshirt giydi üstüne. Aynada kendimize baktık. “Ah, ne kadar güzelsin anneciğim, seni hep böyle izlemek istiyorum” dedim içimden. Karnına eğilip “Sen de çok güzelsin Ufaklık” dedi bana. Bu kadının beni duyduğuna yemin edebilirim ama asla kanıtlayamam doğrusu. Evden çıktık ve doktorun yolunu tuttuk. Doktor yine her zamanki gibi önce üstüme soğuk mu soğuk bir krem sürdü sonrasında ise beni anlamsız kumandasıyla bir o yana bir bu yana iteledi. Uzun bir sessizlik hakim oldu odaya. Babam da annem de gözlerini doktora dikmiş bekliyor, doktor ise ekrana kilitlediği kendini, epey bir süredir oradan ayırmıyordu. Nihayet döndürdü kafasını bizimkilere doktor ve “kız” dedi. Annemin yaşadığı duyguyu tarif bile edemem. Galiba onun için cinsiyet hiçbir zaman önemli olmamıştı ama içten içe bir kız çocuğu sahibi olmak istiyordu. Çok mutlu olmuştu cinsiyetimin kız olduğunu öğrenince. Fakat beni asıl şaşırtan annemin değil, babamın tavrıydı. Haberi duyunca, ilk an sakinleştiğini ve ardından gözlerinin dolduğunu fark etmiştim. İşte o gün öğrendim babamın en büyük hayalinin bir kız çocuğu sahibi olmak olduğunu. Hepimiz çok mutluyduk. Tatlı mı tatlı, sevimli mi sevimli bir kız çocuğu olarak gelecektim dünyaya! 
 
Cinsiyetimin kız olduğunu öğrendiğimiz günden sonra annem bana Ufaklık yerine güzel kızım, tatlı prensesim gibi yeni isimlerle hitap etmeye başladı. Ben ise bu yeni isimleri epey bir sevdim. Çünkü doktorun söyledikleri gibi saçma sapan ve anlamsız gelmiyordu kulağa. İlerleyen günler ise o kadar hızlı geçti ve ben o kadar hızlı büyüdüm ki, artık annemle ufak tefek oyunlar oynuyordum ve hatta arada bir onu tekmeliyordum. Büyükannem büyükbabam, teyzelerim ve amcalarımla da oyun oynuyor, onlara ara ara ayak izimi gösteriyordum. İşin aslı, amacım onlarla oyun oynamak değildi. Artık bulunduğum yere pek sığamıyor ve dışarıya çıkmak, özgürce hareket etmek istiyordum. İşte bu tekmelemelerim ve ara sıra kendimi göstermelerim hep bu yüzdendi. 
 
Anneme ve bana çok uzun gelen fakat etrafımızdakiler için oldukça kısa süren 3 ayın ardından vakit, özgürlüğe kavuşma vaktiydi ve nihayet, tüm aileme gerçek anlamda kavuşma zamanım gelmişti. Bir gece annem uyurken, ben o kadar çok sıkıldım ki, daha fazla burada durmak istemediğimi düşünüp annemi uyandırdım. Annemin canını yakmak istememiştim ama sanırım farkında olmadan öyle yapmıştım. Çünkü annem büyük bir çığlıkla yattığı yatağından kalkıp babamı uyandırdı. Babam ise panik halinde uyanıp anneme ne olduğun sorduğunda annem “Ufaklık geliyor!” cevabını verdi. “Yaşasın!” dedim, sonunda doğuyordum çünkü. Ben çok mutluydum fakat annem ve babam benim kadar mutlu görünmüyordu. İkisi de o kadar panik halindeydi ki. Acaba yanlış bir şey mi yapıyorum diye düşündüm. Annem babam ve ben koşa koşa hastaneye gittik. Annem bir taraftan bacaklarının arasından akan sudan şikayet ediyor diğer taraftan da kendisini rahatlatacak nefes egzersizleri yapmaya çalışıyordu. Babam mı? Onu sormayın gitsin… Görenler annemin değil, babamın doğum yapmak üzere olduğunu düşünüyordu çünkü. 
 
Doktorlar annemi tuttukları gibi bir sedyeye yatırdı ve sonrasında acil bir şekilde doğumhaneye aldılar. Elbette ki babamda bizimle geldi. Çok zorlamadım annemi doğum esnasında, bir an evvel çıkıp annemi ve babamı kucaklamak istiyordum çünkü. “Ikın!” diye bir ses duydum, çok şiddetli bir sesti ama tanıyordum bu sesi. Annemin sevmediğim doktoruna aitti bu ses. Annem doktoru dinledikçe ben sabitlendiğim yerden aşağıya doğru kayıyordum. Birdenbire bir parıltı gördü gözlerim. Sonra bir el hissettim kafamın üstünde. İşte bu! Nihayet buluştum oksijenle. Fakat başta acı verdi oksijeni hissetmek bana, ee tabii ortamdaki ışıkta rahatsız etti beni. Sırf bu yüzden patlattım kocaman bir çığlık ve ağlamaya başladım. Doktorlar beni alıp bir kutunun içine koydu ve temizleyip annemle buluşturdu. Ah, aylardır hayalini kurduğum o an… Annemin kokusunu çekmek o kadar güzeldi ki. Bu kokuyu asla unutmayacaktım ve her zaman annemin boynunda yatacaktım. Babama bakındım sonra. Neredeydi bu adam? Çok uzaklara bakmama gerek kalmadan hissettim onu. Annemin yanında, tam baş ucumuzda duruyordu. Annemin kucağından babamın kucağına atladım. Nasıl güvende hissediyordum burada anlatamam size. Sonunda doğmuştum ve sonunda gerçektim. İşte tam o an anladım yarışın galibi olduğumu çünkü ödülüm gerçekten paha biçilemezdi. 
 
Yarıştan bahsetmişken… Asıl yarışın yeni başladığından habersizdim tabii ki. Hayat denen muazzam ama bir o kadar da zor yarışa dahil olmak üzereydim. Korkmuyordum ama. Çünkü annem ve babam hep yanımda olacaktı. Çok emindim bundan. Şanslı olanlardandım anlayacağınız… 
 
 

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?