unsplash
KÜLTÜR/SANAT

Tiyatronun Doğuşu: 27 Mart Kutlu Olsun

27 Mar 2023

Gelin, 27 Mart Dünya Tiyatro Gününde, tiyatronun bundan binlerce sene önce nasıl doğduğunu konuşalım. Çünkü tiyatro geleneğini anlamak aslında birçok şeyi anlamayı beraberinde getiriyor. İlk adımı beraber atalım ister misiniz? Buyurun yazının devamına öyleyse.

unsplash
Bugün tiyatronun doğuşunu Özdemir Nutku hocamın dilinden konuşalım. Hem Türk Tiyatrosuna bu denli katkıları olan bir ustayı anmış olalım hem de öğrencisi olabilmenin haklı gururunu yaşayayım naçizane. O, Dünya Tiyatro Tarihi kitabında tiyatronun doğuşunu sanki yaşamış gibi anlatıyor.
İki bin beş yüz yıl öncesindeyiz. Gün batmış, ormanın homurtuları azalmış, böcek ve kuş sesleri derinden duyuluyor. Doğa koca bir dev gibi uykuda. Toprak sanki derin nefesler alıyor. Ormana ait değilmiş gibi duran sesler duyuluyor sonra, ormanın tam kalbinde ateş yakmış tuhaf yaratıklar seçiliyor. Ateşin etrafında dönüyorlar, atlıyorlar, zıplıyorlar. Etrafında onları izleyen insanlar git gide artıyor. Yaşlısıyla genciyle çocuğuyla büyükçe bir kalabalık oluşturuyorlar. Ateşin etrafındakilerinin yüzlerinde ürkütücü maskeler ve sırtlarında hayvan postları var. Herkes ritim tutuyor, bir ezgi doluyorlar dillerine, bu bir şarkıya dönüşüyor. Şarkıda av hikâyelerinin başarısını anlatıyorlar. Ritmik hareketlerle danslarına devam ediyorlar bir yandan.

unsplash
Ayaklarını yerlere vuruyorlar, ellerini çırpıyorlar, bedenlerini öne geriye oynatıyorlar. Bazen bu dansa izleyici kalabalıktan birileri de katılıyor. Seyircilerle dans edenler zaman zaman birbirine karışıyor. Sınırsız ve rahatlar. Törensel bir taklit bu. Köylüler sırtlarında postlar ve yüzlerinde maskelerle bir av hikâyesi anlatıyorlar aslında diğer köylülere. Çıktıkları avda neler yaşadıklarını, hayvanı nasıl alt ettiklerini taklit ederek aktarıyorlar diğerlerine. Bunu yaparak yiyecekleri hayvanın ruhunu kovduklarını düşünüyorlar. Yalnızca hayvanın bedenini değil hayvanın ruhunu da alt etmeleri gerektiğini düşündükleri içindir bu da. İşte bu inanış bizi tiyatroya taşıyacaktır. Fakat elbette başka aşamalardan da geçerek.
Bu aşamalardan ilki bu ritüelistik buluşmaların başka amaçlar için de yapılmasıydı. Örneğin yaz günleri uzayan kuraklık nedeniyle yapılan yağmur duaları, toprağın daha fazla ekin vermesi için yapılan bolluk törenleri ve köy seyirlik oyunları ortaya çıkıyor. Bunların hepsi gösteri yapanlar yani taklit edenler ve gösteriyi seyredenler olarak grubu ikiye bölen ve gösteri kavramını yavaş yavaş ortaya çıkartan oyunlar.

unsplash
Tabii bu noktada ilkel insanların tiyatronun en temel 3 ilkesini nasıl ortaya çıkarttığına da bakmamız gerekiyor. Madem meselemiz tiyatronun doğuşu, buna değinmeden geçmek olmaz. Bu av oyunlarından yola çıkalım. Öncelikle hikâye anlatıcıları çıkıp sırtlarına post alarak ve yüzlerine maskeler takarak bir hayvanı imliyorlar. Bu imleme haliyle taklitle örtüşüyor. Taklit, tiyatronun çıkış noktası sayılıyor.

unsplash
Fakat buradaki taklit meselesi, seyirciye yapılan değil, av hikâyesinin içinde canlandırılan taklittir. Yani kişi postu giyerek avına, onu taklit ederek onun hareketlerini yaparak yaklaşır. Böylelikle avını onu taklit ederek öldürür. Ardından hikâye anlatıcısı ikinci ilkeye atlar; eylemlilik ilkesi. Bu ilkeye göre de bu avı gerçekleştiren kişi köye döner ve yaşadıklarını hikâye ederek, taklit ederek anlatmaya başlar. Buradaki eylem de hikâye anlatıcısının bir hareketler düzeni belirleyerek canlandırmasından gelir. O hayvanmış gibi davranan, onun hareketlerini birebir yansıtarak izleyicileri o hayvan olduğuna inandıran bir araç aslında eylem. Bu sayede seyirci oyuna kapılır çünkü inandırıcılık için önemli bir eşik atlanmıştır. Seyirci o post ve maskeyle oyuncuyu gerçek kimliğiyle değil canlandırdığı karakterle birlikte görmeye başlar.
Son ilke ise topluca katılmadır. Avcı hikâye anlatıcıları köye döndüklerinde yaktıkları ateşin etrafında nasıl avlandıklarını anlatırlarken etrafında toplanan kalabalık işte tam da bu ilkeyi tamamlar. Bu kalabalık kimi zaman el çırparak kimi zaman şarkılara eşlik ederek, bazen de dansa dahil olarak katılım sağlar. Böylelikle tiyatronun en büyük gereksinimi olan seyirci kavramı da doğmuş olur.

unsplash
27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününde tiyatronun doğuşunu anlamak onun geleneğini devam ettirmek için bir ışık olsun bizlere. Dünyanın her yerinde bambaşka kültürel araçlarla ve bambaşka geleneklerle doğmuş ve yapılagelen bu sanat dünya tarihinde çok önemli bir yere sahip. Ülkelerin sosyolojik gelişimlerini kavramak, dönemsel kodlarını çözümlemek için enfes bir veri de sunuyor bizlere. O nedenle tiyatro tarihini bilmek yalnızca tiyatronun değil, bir şehrin, bir ülkenin, bir kıtanın nasıl geliştiğini görmek demektir. Bugün okuduğunuz bu metnin, bu kavrayışı sağlamanın ilk adımı olması dileğiyle.


Dünya Tiyatrolar Günümüz kutlu olsun.


©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?