Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Takım Elbiseli Adamlar, Tecavüze Uğramış Kadınlar ve Madde 438 Filmi
KADIN KAFASI

Takım Elbiseli Adamlar, Tecavüze Uğramış Kadınlar ve Madde 438 Filmi

09 Kas 2022

Kadına yönelik şiddetin, tecavüzün ve aşağılamanın en onur kırıcı meşrulaştırmalarından biri Türk Ceza Kanunu’nun maddelerinden birinde yattı senelerce. 1990 yılında büyük mücadelelerle seks işçisine tecavüz indirimi kaldırılmış olsa da aslında bu madde neyi besledi ve bugüne ne olarak evirildi birlikte bakalım.

2.5 Bardak

1990 yapımı Madde 438 filminden bahsedelim önce. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Ümit Efekan üstleniyor. Başrolünde Gülşen Bubikoğlu ve Berhan Şimşek var. Hikâye birebir gerçek hayattan alıntılanıyor. Film sinematografik anlamda güçlü değil. Anlatım dili anlamında zayıf hatta. İnandırıcılığı kıran diyaloglar, gerçekçiliği baltalayan sahneler, derinliği yok eden yüzeysellikler var. Ama inanır mısınız bunların hiçbir önemi yok. Aynı Mezarlık dizisi gibi. O dizi de klişelerle dolu bir işti fakat söylenmeyenleri söylediği için çok önemli bir yere oturuyordu ve övgüyü hak ediyordu.

Madde 438 filmi N.T. davasının meselesinden, hikâyesinden besleniyor. Kendisinden yaşça büyük bir adamla evlendirilen genç kadın o adamdan 3 çocuk doğurur, 4. çocuğuna hamiledir. Kocası varlıklıdır fakat bir gün kumar oynamaya başlar ve her şeyini kaybeder. Yoksullaşırlar. Köhne bir eve taşınırlar. Adam kumar bağımlılığını sürdürür. Satacak hiçbir şeyi olmadığı için karısını satmaya karar verir. Neredeyse 9 aylık karısını tanıdığı zengin bir adama peşkeş çeker. Filmde Naciye karakteri, gerçek hayatta ise N.T. direnir. Bu artık bardağı taşıran son noktadır, çamaşır yıkarken kaynar suyu adamın üzerine boca eder ve hapse düşer.
Bu film size de senelerce psikolojik ve fiziksel işkencelere maruz bırakan ve sonunda fuhuş yapıp eve para getirmesini isteyen kocasını öldüren Çilem Doğan’ı hatırlattı mı? Hatırlatmalı.

Film üzerinden devam edersek, Naciye karakteri direnen, boyun eğmeyen bir kadın. Direniş gösteriyor olması film için önemli bir imge. Filmde ilk başkaldırıyı kocasını haşlayarak gerçekleştiriyor, sonrasında da tüm taciz ve tecavüz girişimlerini savuşturmayı başarıyor. Hiçbirinde teslim olmuyor, son ana kadar direniyor. Dul bir kadının yaşadığı zorlukları bir bir sıralıyor film. Ne ailesi ne komşuları ne de herhangi bir yakını sahip çıkıyor Naciye’ye.
Filmin kalbini oluşturan hikâye ise Arif’in Naciye’ye metresi olmasını teklif etmesiyle başlıyor. Naciye reddedince öfkeden deliye dönen Arif bir gece arkadaşlarını toplayıp Naciye’nin evini basıyor ve ona tecavüz ediyor. Tecavüzden bir süre sonra yakınlaştığı Sabri ile imam nikahlı yaşamasını fırsat bilen avukatlar Naciye’yi vesikalıyorlar. Böylece Arif’in cezasının azalacağını biliyorlar.

Filmin asıl çatışmasını yaratan, Türk Ceza Kanunu’nun 438. Maddesi şöyle diyor: Irza geçmek ve kaçırmak fiilleri fuhuşu kendine meslek edinen bir kadın hakkında irtikâp olunmuş ise ait olduğu maddelerde yazılı cezaların üçte ikisine kadarı indirilir.” Yani, tecavüze uğrayan kişi bir seks işçisiyse tecavüzcünün cezası büyük oranda indiriliyor, hatta filmde para cezasına döndürülüyor. Gerçek bir hikâyeden uyarlanan bu film, insanlık onuruna aykırı bir anayasa maddesine parmak basıyor.
Filmden ve aslında N.T. davasından da kavram süzecek olursak tam da ortaya “namus” meselesi oturuyor. Ahlak, ahlakçılık, namus bekçiliği adına ne dersek diyelim iki yüzlü ve mide bulandıran bir yanı var bu meselenin. Kadını namuslu ve evinde görmek isteyen zihniyetin, kot pantolon giydiği için tahrik sayan hakimin, “o saatte orada ne işi varmış” diye soran savcının ya da “su testisi su yolunda kırıldı” cümlesini hiç çekinmeden yazan gazetecinin penceresi aynı. Küçücük, kirli, mizojinist, aşağılayıcı, ayrımcı, cinsiyetçi ve ahlakçı.

Türkiye tarihinde bir kara leke gibi öylece duran bu maddenin gündeme gelmesi N.T. davasıyla oluyor. 1986 yılında 4 kişinin kaçırılarak tecavüzüne uğrayan kadın, seks işçisi olduğu iddia edilince tecavüzcülerin aldığı indirimle sarsılır. Bu durum kadın derneklerinin, feministlerin, kadın hakları mücadelesi verenlerin ilgisini çeker ve bu konuyla ilgili büyük çaplı çalışmalar başlatılır. Yürüyüşler yapılır, bu yürüyüşlere muhafazakâr olarak bilinen milletvekillerinin de katılmasıyla konu daha çok ilgi çeker. Genelevlerin olduğu Zürafa Sokakta basın açıklamaları yapılır. Kamuoyunun ilgisi ve tepkisi bu konu üzerine çekilir. Bu maddenin kaldırılması için hazırlanan önerge sayesinde de 1990 yılının kasım ayında amaca ulaşılır. Bu yüz kızartıcı madde ANAP ve SHP’nin çalışmalarıyla Türk Ceza Kanunu’ndan çıkartılır.

Bugün çok şükür ki böyle bir madde yok. Fakat altının çizilmesi gereken bir mevzu var. Bugün cezasız bırakılan kadına yönelik şiddetin temelinde bu ve buna benzer tüm maddeler bir dinamit edasıyla yatıyorlar. Takım elbise giydiği için cezasında indirim yapılan erkek, gücünü ve cesaretini nereden alıyor dersiniz? Aldığı tehdit ve şantajlar yüzünden şikâyetçi olduğu kocasına hiçbir ceza uygulanmadığı için kendisini savunmak zorunda kalan kadının mağduriyeti nerede yatıyor peki?
Bunların hepsi bir cinsiyete yöneltilmiş nefretin göstergesi, mizojinin vücut bulmuş halidir. Direkt olarak hedef gösterilen kadın, indirimler alan erkek daha çok şiddetin, daha çok cinayetin kapısını aralıyor. Kadınlar ölüyor, erkekler öldürüyor, bu masal da kadın cinayetleri neden politiktir sorusuna yanıt oluveriyor. Gökten bilmem kaç elma düşüyor, hepsi de kadınların kafasına isabet ediyor…

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?