Sosyal Medya Evrimi: Sosyopiens
iStock
ZOOM

Sosyal Medya Evrimi: Sosyopiens

İnsan formunun evrimini tamamladığını sanıyoruz çünkü 'sosyal medya' bu formu deforme etmiyor. Ama bana sorarsanız, kamuflaj konusunda bedenimize yüzde yüz uyum sağlayan ve bazı organlarımızdan bile daha sık kullandığımız sosyal medya insan evriminin son halkası sıfatına gayet layık. Hatta ben bu son halka türüne bir isim bile buldum. Sosyopiens... Biliyoruz ki insan evrimi dediğimiz şey, esasında insan parçalarının evrimi ile meydana geliyor. Peki yeni parçamız sosyal medya nasıl evrim geçirdi? Merceğimizin altında bugün sosyal medya var, seyre buyrun...

Editör :Eda Şengül
Yayın Tarihi :05 Ağu 2022
Süre :8 Bardak
Tarihçesi ile başlayalım. 

İlk kez 1971 yılında İsviçre'de e-posta ile elektronik iletişim ağı olarak ortaya çıktı. Sosyal medya fikrinin temeli yalnızca iletişime dayanıyordu. Ancak sonraları tüketiciyi tanımakta oynadığı rol, onu en etkili kitle iletişim aracına dönüştürdü. Bu evrimsel bir sürpriz miydi yoksa sahiden öngörülmüş ve planlı bir hareket miydi bunu elbette bilemiyoruz.

1980'de Usenet adında ortak paylaşım ağı oluşturuldu. Burada kullanıcılar ortak bir pano üzerinden duygu ve düşüncelerini paylaşabiliyordu. 1991 yılında ise CERN çalışanları (Tim Berners) WWW-world Wide Web'i keşfetti. İletişimi kolaylaştırmanın da kolay bir yoluydu. Sonra sürpriz bir gelişme oldu.
1994'de ilk blog açıldı.
Swarthmore Koleji öğrencisi Justin Hall tarafından kurulan bu kişisel blog, sosyal medyaya giriş niteliğindeydi.

Bu girişi 1995 yılından 2003'e kadar birçok girişim takip etti. Bu girişimler arasında Classmates.com, ASK.com, AIM, WEBLOG, OpenDiary , LiveJournal, Blogger, Jimmy Wales, Lary Sanger, MEETUP, StumbleUpons, Friendster, MySpace, Linkedln, WORDPRESS vs. yer alıyordu.
Her platformun birbirinden ayrı özellikleri olsa da tamamı iletişim / paylaşıma dayalı bir amaca hizmet ediyordu. Birçoğu da ilklere imza atmıştı. (İlk sanal sözlük vs.)

"SLM NBR?"

2004'e gelmeden 1999'a dönüp ayrıca başlık açmak istediğim bir mecra var. Elbette Messenger (MSN). Sevgili okurlar, yüzünüzde ufak bir tebessüm oluştuğunu hissediyorum. Birçoğumuzun teknolojiyle ilk tanışması, ilk 'ben de buradayım, sanal dünyada' diyebilmesi, ilk sanal sevgilisi; tabii o dönem sevgilinin adı 'çıktığım kişi' idi... 

Her şey elbette bu kadar tatlı değildi çünkü MSN bize Türkçe katlini vacip kılmış; bugünlerde utanç duyduğumuz kısaltmaları da hayatımıza sokmuştu. "slm nbr? tşk." 

ESKİDEN BURALAR HEP FACEBOOK'TU

2004 itibarıyla ise bizim jenerasyonumuzun mesken mecraları türemeye başladı. MSN'i terk etmiş ve büyük bir boyut atlamıştık.
Döneminin son teknolojisiyken müptelası olup şimdi yüzüne bakmadığımız, ihtiyar heyetine devrettiğimiz Facebook 2004'te sanal dünyaya merhaba dedi. Harvard öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulmuştu ve mükemmel oyunları vardı. Hepimizin evcil hayvanları, evleri, tarlaları, altınları... Saf bir jenerasyonduk; bizim kedi fırçalayıp sinek kovuşturduğumuz yaşa şu an erişen çocuklar sosyal medyaya yön veriyor, milyonlar kazanıyor. Hem de bizim sanal domates kasalarını satarak kazandığımız sanal paralar gibi değil... Bildiğiniz canlı. Oraya da geleceğiz.
FACEBOOK VE YOUTUBE REKABETİ: YENİ BİR ÇAĞ BAŞLADI

Flickr Facebook'u takip etti. Ardından 2005 yılında Reddit kuruldu. Kombinasyon haber paylaşım platformu olarak başlatılan Reddit, 300 milyon kullanıcıya erişti. Haber toplanan ve sosyal yoruma, beğeniye ve eleştiriye açık olan bu plaftorm çok sevildi.

Elbette Youtube kadar değil. Reddit gibi 2005 yılında kurulan Youtube, Facebook'un en büyük rakibi olacaktı. 2009 yılında başlayan rekabet 2011 yılına dek sürdü. Bu süreçte Facebook kullanıcı sayısını 1 yılda 300 milyon artırdı. 2013 yılında ise Facebook ve Youtube 1 Milyar kullanıcıyı aştı. Bu yeni bir çağın başlangıcı oldu.

Bu çağın öncesinde, sosyal medya yelpazesini genişleten köklü uygulamalar türemeyi sürdürüyordu. Örneğin bugünün en etkili yönlendirme araçlarından biri olan Twitter 2006 yılında kuruldu. Aynı tarihte Spotify hepimize el salladı.

"EVRİM KENDİNİ GÖSTERMEYE BAŞLIYOR"

Spotify'ı 2007'de Groupon ve 2008'de Tumblr takip etti. 2009'da ise Foursquare ile tanıştık. Başarısız bir girişim olan BUZZ, Google tarafından kuruldu. Ancak rağbet görmedi. 2010'da PINTEREST sanal dünyamızda bir çiçek gibi açtı. Ardından BUZZ ile başarısız olan Google, GOOGLE+ (Google Plus) ile yeniden kendini gösterdi. Bu uygulama 200 milyondan fazla kullanıcıya sahip oldu. 

INSTAGRAM KURULDU!

2010 yılında ise, kelimenin tam anlamıyla bir organımız haline gelen Instagram bize göz kırptı. İş iletişim kanalı olmaktan çoktan çıkmıştı ancak Insragram ile yeni bir boyuta taşındı. Anı ve fotoğraf deposu değil bir ticaret merkezi oldu. Çünkü bağımlı bir kitle yaratmayı başardı.

Öte yandan 2011'de Stanford öğrencileri Evan Spiegel, Reggie Brown ve Bobby Murphy Snapchat'i kurdu. 

Linkedln ise sonradan yıldızı parlayan mecralardan oldu ve şu an da 700 milyon kullanıcıya sahip.

BAKIN EVRİME SON ŞEKLİNİ KİM VERDİ...

Şimdi ise en hızlı parlayan yıldızlardan birine geleceğiz ve sosyal medyanın kronolojisine burada son vereceğiz. Elbette gözünüz onu aradı. 2016 yılında Çinli teknoloji şirketi ByteDance tarafından kuruldu. Çok kınandı, kapatılması için defalarca fikir birliği oluşturuldu ancak kimse onu durduramadı. Adı lazım mı bilmiyorum ama TikTok... 

İşlevine ve popülerliğine değinmeye gerek yok herhalde... "Ben uygulamayı bile indirmedim hala, hayatta izlemem" diye bir savunma da mümkün değil artık. Çünkü yalnızca kendisiyle sınırlı kalmadı, haricindeki birçok sosyal medya platformuna da sıçradı ve TikTok videoları her yerde karşımıza çıkar oldu. Hepimiz tepki gösterdik ancak gizli gizli izledik. Her izlediğimizde IQ seviyemizi biraz daha düşürerek bizi kendisine bağlamayı başardı. 22:00 dolaylarında girdiğimiz yatağımızda 03:00'te uykuya daldık. Şarjımızın bittiğine şükrettik çoğu zaman.
NEREDEN BİLEBİLİRDİK?

Facebook ile değinmiştik bu konuya, Instagram ile ticariliğine parmak basmıştık ve TikTok'ta tamamlıyoruz. Sosyal medya evrimi, bu üç kritik eşikle günümüzdeki haline bürünebildi. e-posta, MSN gibi sahiden iletişime hizmet eden uygulamaları çok sevdik ancak bu sevginin gelişen sosyal medya ile toksikleşeceğini, bizde böylesi yer edineceğini, omuriliğimizi bükeceğini, parmaklarımızda sinir sıkışmaları yaratacağını ve psikolojimizi bozacağını öngöremedik.

Açıkçası ben bilgisayar kameramla çektiğim, pikselleri ile bizi taş devrine götüren o korkunç fotoğraflarımı sosyal medya hesabımda paylaşırken işin buralara geleceğini hiç öngörememiştim. Fotoğrafımın altında "Annene selam söyle" diyen teyzemin yerini, samimiyetsiz alev emojilerinin alacağını hele hiç düşünmemiştim. Daha kötüsü tüm tercihlerimde, güzellik / çirkinlik algımda, ruh halimde bu kadar belirleyici olacağını asla bilemezdim. 

Her ne kadar kontrolünün bizde olduğunu sansak da bizi kontrol edenin sosyal medya olduğu maalesef acı ama gerçek.

Her anımızı birilerinin beğenilerine sunuyor, doğal akışın yoruma açık olduğuna inanıyoruz. Motivasyon ve özşefkatimizin belirleyicisi kılıyoruz takipçilerimizi. Bu yüzden mutluluğumuz gerçek olmuyor kaldı ki çoğu zaman mutsuz oluyoruz. Ancak ne yazık ki mutsuzluğumuz, mutluluğumuz gibi bir illüzyon olmuyor. Sandığımız kadar umurunda değiliz kimsenin.

Sosyal medyada göründüğümüz kadar mutlu olmadığımız gibi, gördüklerimiz de göründükleri gibi değil...

Güzel olan yanı ise Sosyopiens'in geri dönüştürülebilir bir tür olması. Otokontrol ve irade ile sosyal medyanın tatlı kıyılarında serinlemek varken akıntıya kapılıp derinlerde boğulmayalım. Hadi kulaçlar kıyıya... Geri dönüyoruz.
Yukarı Kaydır