Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
SİYASET

Sinan Ateş Suikastının Perde Arkası

16 Oca 2023

Eski Ülkü Ocakları Başkanı Doç. Dr. Sinan Ateş’in planlı bir şekilde öldürülmesi, MHP’nin bu suikasta sessiz kalması ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin haftalar sonra cinayete ilişkin yaptığı açıklamada Sinan Ateş’in adını dahi zikretmemesi oldukça ilginç karşılandı. Bu yazımızda hem cinayetin ardından ortaya koyulan kayda değer bilgilerin temelinde perde arkasında yaşananları ele alacağız, hem de Sinan Ateş’in yaşadığı şehir Bursa’dan gelen birtakım bilgileri paylaşacağız.

2019-2020 yılları arasında Ülkü Ocakları Başkanlığı görevini yürüten Sinan Ateş, aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyordu.

MHP'nin AKP ile yakınlaşmasının ardından ülkücü camiada değişen konjonktüre rağmen Sinan Ateş, ‘cumhuriyet, Atatürk, milliyetçilik’ ekseninde siyaset yapmayı ve söylemde bulunmayı sürdüren ender isimlerden biriydi.

Kendini güzel yetiştirmiş ve gelecek vadeden bir Türk gencinin ölümü hiç şüphesiz ülkücü davaya taraf olan olmayan birçok insanı derinden yaraladı. Nihayetinde iki çocuk babası, yaşı genç ve istikbali parlak bir akademisyenden bahsediyoruz. Ülkücü harekete yıllarını adamış, gençlerinin sorumluluğunu üstlenmiş olan Sinan Ateş’in ölümüne ilişkin MHP Genel Merkezi ve Devlet Bahçeli sessizliğini sürdürüyor. Bahçeli, geçtiğimiz günlerde kamuoyu tarafından oluşan baskı neticesinde kısa bir açıklama yapma gereksinimi duymuş; fakat Sinan Ateş’in ismini kullanmaya dahi tenezzül etmemiştir. Devlet Bahçeli’nin ve MHP’li isimlerin bu sessizliği ister istemez akıllara “Genel Merkezin cinayetle herhangi bir alakası var mı?” sorusunu getiriyor.

Bu konuya ilişkin şu ana dek ülkücü camia içerisinden verilen bilgiler, MHP Milletvekili ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Olcay Kılavuz’un cinayete dolaylı olarak da olsa etken olduğu yönünde. Bu bağlamda Veryansın TV’de yer alan bir yazı oldukça dikkat çekiyor.

Ali Türk'ün Veryansın TV’deki yazısında Sinan Ateş’e karşı kurulan, Olcay Kılavuz’un ise merkezinde olduğu cephenin temelinde yaşananlara iniliyor: “Edinilen bilgiye göre MHP Ankara İl Başkanı Turgay Baştuğ ile Olcay Kılavuz arasında geçmişe uzanan bir husumet söz konusu. Olcay Kılavuz henüz Ülkü Ocakları Genel Başkanı olmadan önce Turgay Baştuğ, dönemin Ülkü Ocakları Harun Öztürk’ün teşkilatlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Harun Öztürk, Devlet Bahçeli tarafından görevden alındıktan sonra Turgay Baştuğ, yeni Ülkü Ocakları Genel Başkanı olmayı beklerken araya parti içerisinden etkili isimlerin girmesiyle birlikte Olcay Kılavuz vekaleten Ülkü Ocakları Genel Başkanı olarak atanıyor. Sürtüşme ve rekabet tırmanıyor. Akabinde Olcay Kılavuz asaleten göreve gelince husumet daha da büyüyor. Ülkü Ocaklarında Turgay Baştuğ ile yakın ilişkisi bulunan isimler birer birer görevden alınıyor. Olcay Kılavuz, Devlet Bahçeli’nin de desteği ile teşkilatta tam hakimiyet sağlıyor. Turgay Baştuğ’un, Devlet Bahçeli tarafından 2015’de MHP MYK Üyesi yapılması ile rekabet yeniden alevleniyor. Baştuğ’un 2017’de MHP Ankara İl Başkanı olması ile ikili arasındaki gizli rekabet daha da kızışıyor. 2018’in sonlarına kadar bu gizli rekabet ve sürtüşme devam ediyor.

2018’in sonlarına doğru dönemin Ülkü Ocakları Genel Başkanı Olcay Kılavuz ile MHP Ankara İl Başkanı Turgay Baştuğ, MHP Genel Merkezinde karşı karşıya geliyor. Söylenenlere göre ikili ve yönetimleri yani Ülkü Ocaklılar ile MHP Ankara İl yönetimi arasında büyük bir kavga çıkıyor. Olay o kadar büyüyor ki MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, kavgayı ayırmak için İstiklâl Marşı açmak zorunda kalmış.
Bu olaydan kısa süre sonra Olcay Kılavuz görevden alınırken yerine Turgay Baştuğ ile çok yakın olduğu bilinen merhum Sinan Ateş, Ülkü Ocakları Genel Başkanı olarak göreve getiriliyor.

Edinilen bilgiye göre Sinan Ateş’in Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduğu dönemde yönetimini oluşturan isimlerin başında Turgay Baştuğ geliyor. Zaten Sinan Ateş’in görevden alınmasının akabinde, Ateş ile birlikte görev yapan Genel Merkez yöneticileri, MHP İl Başkanı Turgay Baştuğ’un yönetimine geçiyor.

Ülkücü camiada konuşulan konulardan biri de Sinan Ateş’in birlikte görev yaptığı kişilerin dahi kendisi için bir taziye mesajı yayınlamaması. Turgay Baştuğ ise görevdeyken “ağabey-kardeş ilişkisi” yaşadığı Sinan Ateş için paylaşım yapmadığından tepkilerin odağında. Çünkü Sinan Ateş’in ölümü üzerine ortaya atılan “Devlet Bahçeli sonrasını planlama” iddiasında belirtilene göre Turgay Baştuğ’un da dahli var. Ülkü Ocakları Genel Başkanı olan Sinan Ateş aracılığıyla Devlet Bahçeli sonrasında yapılacak kongrede etkin bir konumda olmayı hedefleyen Turgay Baştuğ’un, böylelikle Olcay Kılavuz’a karşı üstünlük sağlamak istediği konuşuluyor.

Turgay Baştuğ-Olcay Kılavuz çekişmesi, parti içi Devlet Bahçeli sonrasını planlama gibi konular Sinan Ateş cinayetinin siyasi bir suikast olduğu iddialarını kuvvetlendiriyor.”

Ali Türk’ün bu değerlendirmesi oldukça kıymetlidir. MHP’nin içerisinde bulunan bazı kaynakların vermiş olduğu bilgiler Türk’ün yazdıklarını doğruluyor. Ben, yapılan araştırmaları biraz daha ileriye taşıdım. Suikasta ilişkin araştırmalarımı MHP endeksinden çıkararak, biraz da Sinan Ateş ile hemşehri olmanın avantajını kullanarak dolaylı yoldan kendisini yakinen tanıyan bazı insanlara ulaştım. Cinayete ilişkin sormuş olduğum sorulara güvenlik sebebiyle net bir şekilde yanıt verilmezken, hemen hemen hepsi Ali Türk’ün söylediklerini doğruladılar. Sinan Ateş’in çevresinde bulunan birçok isim MHP Genel Merkezi’nin Ateş’e yapılacak saldırıdan haberdar olduğunu; fakat ölümünün planlanmadığını, vefatın zanlıların hatasından kaynaklandığını ifade etti.

Ali Türk’ün cinayete ilişkin yaptığı açıklamanın ve bendenizin yerel kaynaklardan edindiğim bilgilerin ardından cinayeti ülkücü camia içerisinde yaşanan krizlerin getirdiğini ortaya koyan yeni bir belge daha paylaşmak istiyorum. Tolga Şardan, cinayete ilişkin T24 Gazetesinde kaleme aldığı yazıda Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ulaştırdığı bir istihbarat raporunu konu alıyor. Şardan, MHP – Ülkü Ocakları arasında yaşanan sıkıntılı süreçlerin ve bu bağlamda Sinan Ateş cinayetinde bağdaştırılan rapora dair şu cümlelere yer veriyor: “Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Sinan Ateş’in 30 Aralık’ta sokak ortasında öldürülmesinin ardından MİT Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulmak üzere bir rapor hazırladı. Çok detaya girmeden ana hatları üzerinden aktarmak gerekirse; raporda, MHP – Ülkü Ocakları hattında yaşanan sıkıntılı süreçle ilgili önemli bilgilere yer verildi.
 
Cinayetin gerçekleştiği hafta sonu Cumhurbaşkanlığı’na ulaştırılan raporda, bir süredir ülkücü camia içinde yaşanan bazı olaylara vurgu yapıldı. Sinan Ateş’in başkanlığı döneminde Mersin Ülkü Ocakları Başkanı olarak görev yapan ve Ateş’in genel başkanlıktan ayrılması sonrasında görevden ayrılan eski Ülkü Ocakları Mersin Başkanı Çağrı Ünel’e yönelik saldırı ile Ateş’in öldürülmesinin arasındaki bağlantılar raporda yer aldı.

Raporda, ülkücü camia içinde tartışmalara yol açan kimi saldırıların perde arkasının anlatıldığı da edindiğim bilgiler arasında. Ayrıca aynı raporla, bazı siyasilerin isimleri verilerek, yaşananlardaki rolleri, güvenlik bürokrasisinde çalışan bazı üst düzey bürokratların süreçteki konumları hakkında Cumhurbaşkanlığı’na bilgi aktarıldı. Bu isimlerden bazılarını biliyorum, ancak polemik konusu olmaması için şimdilik açıklamamayı tercih ettim.

Bir noktaya dikkat çekeyim.
Cinayetin ardından MHP yönetimi, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’ndan hiçbir açıklama yapılmadı. Fakat dört gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ateş’in eşini arayıp baş sağlığı dilemesinin ardından “cinayetin aydınlatılacağı” güvencesini verdiği bilgisi kamuoyuna yansıdı.
Ardından Ateş’in Bursa’daki cenazesine katılan AKP Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, hafta sonunda Ateş’in ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Gürkan, aileye Erdoğan’ın selamını iletti.

Cinayetten sonra sessiz kalan Erdoğan’ın, Ateş’in ailesine karşı gösterdiği bu yaklaşımda MİT Başkanlığı’nca hazırlanan söz konusu raporun etkisi bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.”

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün cinayete ilişkin araştırmaları sürüyor. Ne yazık ki, Ankara Emniyetinde de birtakım çatlakların olduğu yönünde bilgiler gelmeye devam ediyor. Öyle ki; suikast dosyasının terörle mücadele yerine asayiş tarafından yürütüldüğüne ilişkin bilgiler bulunuyor. Dosyanın ısrarla terörle mücadeleye verilmiyor olmasının yanına bir de asayiş şubenin dışarıdan kontrole daha müsait bir yapıya sahip olduğuna ilişkin yorumlar yapıldığında şeffaf bir inceleme sürecinin gerçekleşmediğini düşünmemek elde olmuyor. Umuyoruz ki; emniyet siyasilerin baskılarından arınarak bu süreci kendine ve tarihine yakışır bir şekilde gerçekleştirir ve suikasta bulaşan faillerin tümü cezalandırılır.

Netice itibariyle ülkücü camiaya yakın olan olmayan birçok ismin Sinan Ateş’in vefatından derin üzüntü duyduğu bir gerçek. Bu üzüntünün temelinde Sinan Ateş’in birleştirici, anti-emperyalist, Atatürkçü, cumhuriyetçi ve milliyetçi tutumunun etkisi olduğu gibi seçim öncesinde böyle bir cinayetin Türkiye Cumhuriyetinin omuzlarına büyük yük olduğu gerçeği de bulunuyor. Ateş, alışılagelmiş siyasetçilerin aksine söylem ve eylemleri incelendiğinde partizanlık barındırmayan, siyaseti bilim ve birleştirici unsurlarıyla icra eden kıymetli bir isim olarak kabul ediliyor. Bu gerçekler Türkiye’nin çok önemli bir değerini, mümtaz bir gencini kaybettiğini ortaya koyuyor.
Velhasıl, Sinan Ateş cinayetinin faili meçhul kalması seçime giden Türkiye’nin tam manasıyla karanlığa gömülmesiyle sonuçlanacaktır. Bu cinayetin çözülmemesi karanlık odakların farklı insanları öldürmeye teşebbüs etmesine neden olacaktır. Her ne kadar canına kıyılan Sinan Ateş olsa da bu olayın üzerine gidilmemesi durumunda Türkiye doksanlı yıllara geri dönecek, faili meçhul cinayetlerin fitili ateşlenecektir. Türkiye’ye yazık edilmemesi temennisiyle. 
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?