BOBOscope
STORIES

Sekskalibur - Bölüm VIII: Sen Ne Renksin?

07 Tem 2023

Veronika yavaş yavaş gözlerini araladı. Odaya giren ılık rüzgar aralanmış gözlerinin arasına doldu ve onu ayılttı. Bacaklarına dolanmış bembeyaz yatak örtüsü ve her şeyi yarıp Veronika’nın genzine işleyen kahve kokusu... Veronika garip bir şekilde huzurluydu. Fakat, yine ve yine hiçbir şey hatırlamıyordu…

3 Bardak
Neredeyim ben?’. İçeriden kahve kokusuna sarılmış elinde koca bir bardak kupayla dün gece tanıştığı kadın geldi. Ona bardağını uzattı: ‘Demek uyandın… Söylesene nedir şu kolyenin olayı?’

Veronika elini vururcasına göğsüne götürdü ve yemyeşil parlayan kalp taşını avucuna aldı. Tek gözünü kıstı ve güneşe doğru tuttuğu taşı inceledi. Ağzından tüm yüzüne bir gülümseme yayıldı. ‘Bulmuşum…’. Arkadaşı gülümseyerek katıldı: ‘Evet, buldun… Bahçeye çıkmak ister misin? Bahçede içelim mi kahvemizi..?’ Veronika yavaşça yatak örtüsünü üzerinden sıyırdı. Çırılçıplaktı. O üzerindeki çarşafı sıyırdıkça yeni arkadaşının yüzü aydınlanıyordu. Hayranlığını gizleyemedi, ki buna hiç ihtiyaç duymuyordu da: ‘Çok güzelsin’...

Veronika gülümsedi. Garip bir şekilde onu önceden tanıyor gibiydi. Hiçbir şeyden sakınmak ya da çekinmek içinden gelmiyordu onun yanında. ‘Bahçeye böyle çıkabilir miyim?’ dedi eliyle kolunu sıvazlayarak. Arkadaşı gülümsedi ‘Tabii!’ dedi, Veronika’nın kahve bardağıyla birlikte verandanın yolunu tuttu yavaş adımlarla. Veronika da onu takip etti. Güneşten ısınmış ev parkelerinde birbirini takip eden ayakları, verandanın taş zemine basınca vücuduna bir ürperti yayıldı. Ferahladı. Biraz durdu ve derin bir nefes aldı. Taptaze çiçekleri, kuşların sesini ve arkadaşıyla aralarındaki coşkulu sessizliği içine çekti. 

Etrafta hiçbir yapı görünmüyordu. Verandadan dışarı doğru çıktı arkadaşı. Gölgelik yapan bir elma ağacının altına verandadan aldığı örtüyü serdi. Veronika örtüye attı kendini ve sonra boylu boyunca uzandı. Hemen tepesinde sıklaşan ağaç dallarından ve koca yaprakların arasından belli belirsiz gökyüzünü görüyordu. Ellerini kafasının arkasına koydu. ‘Ne yok biliyor musun?’ dedi Veronika, hemen önünde uzanmış yeni arkadaşına dönüp. Arkadaşı soruyu destekledi: ‘Nedir?’

‘Senin adın…’. dedi Veronika. ‘Nina ismim’. Veronika başka hiçbir şeye ihtiyacı yokmuş gibi tekrar ağacın dallarını arasından gökyüzünü izlemeye koyuldu. Nina Veronika’yı öylesine merak ediyordu ki, ona hiçbir şey soramıyordu bile. Soru yağmuru yerine ortamdaki ılık ve coşkulu sessizliği sürdürmeyi seçti. Bir şey demek yerine doğruldu ve ağaçtan bir elma kopardı. Üzerindeki tek parça elbiseyi çıkardı ve Veronika’nın yanına, aynı Veronika gibi çırılçıplak uzandı ve elmayı Veronika’ya uzattı. Veronika tek dirseği üzerinde doğruldu ve elmadan bir ısırık aldı. Nina’nın gözlerinin içine bakıyordu. İkisinin de yüzüne bir gülüş yayıldı. Veronika ısırdığı elmayı Nina’ya uzattı. O da bir ısırık aldı. Ardından elmayı kenara koydu. Veronika’nın üzerindeki tek şeye, kalp pusulasına doğru elini uzattı: ‘Dokunabilir miyim?’. Veronika yavaşça kafasını salladı.

Nina avucunun ortasına aldığı yemyeşil kalp taşına baktı. Taşa bakarken, yüzünde asılı kalmış gülümseme yavaşça gitmeye başladı. ‘Anlamıyorum… Tüm bunların ne anlamı var..?’, ‘Neyin?’ dedi Veronika biraz doğrularak. ‘Şu şekiller, baksana…’ Veronika kalp taşına baktı. Küçük taşın üzerinde garip şekiller Veronika’nın bakışıyla yapraklara ve küçük elmalara büründü. Sonra da bir tüy silüeti geçti taşın yarı opak yüzeyinden. Nina kalp pusulasından gözünü ayırmadan incelemeye devam ediyordu. Kaşları hafif çatıktı. Veronika anladı ki, pusulada beliren izleri anlamlı şekillere döndüren, kendi gözleriydi. Nina için bir anlamı yoktu. Elini Nina’nın elinin altına koydu. Biraz daha doğrulup, güneşte ışıl ışıl parlayan yanağını okşadı biraz. Nina gülümseyerek Veronika’nın gözlerine baktı. Öpüşmeye başladılar. Veronika’nın elleri Nina’nın saçlarının arasından geçiyordu. Sanki suda ellerini gezdirir, suyu okşar gibi hissediyordu. Nina elini Veronika’nın kalbine koydu. Sanki Veronika’yı topraklar gibi ve dudakları ve elleriyle Veronika’nın tüm vücudunda bir keşfe çıktı.

Midjourney
***

Aradan yaklaşık iki saat geçmişti. Veronika sessizliği ilk bozan oldu: ‘Sende bir şey var.’. ‘Nedir?’ dedi Nina yumuşacık bir sesle. ‘Bilmiyorum… Sende benden bir şey var. Aradığımı bile bilmediğim bir şey. Bundan, bulduğumda da anlamayacağım, sadece izlemem gereken bir şey gibi.’. Nina gülümsedi: ‘Sen şair falan mısın?’ Veronika gülümseyerek yukarı doğru kaldırdı kafasını. Tepesindeki elma ağacında bir yılan olduğunu gördü. Nina kafasını Veronika’nın göğsüne yasladı. Veronika Nina’ya hiçbir şey demeden ağacın dallarından kıvrılan yılanı gözleriyle takip etti. Yılan Veronika’ya döndü ve dilini çıkardı. Ardından ağaçtan kıvrıla kıvrıla devam etti ve Veronika’nın gözünden kayboldu. Sanki Veronika’nın içinden bir şey sıyrılıp gitmişti. Hafifledi. ‘Kurtuldum…’ diye fısıldadı Veronika. ‘Ne dedin?’ dedi Nina Veronika’nın göğsünden hiç kalkmadan.

Veronika, Nina’nın göğsüne yaslanmış suratını tuttu ve gözlerine baktı: 

Nina… Sen… Ne renksin?’, 

‘Sen nasıl görüyorsun?’

‘Işık ne renktir ki?’

‘Aşık ne renkse o değil mi?’

İki kadın gözlerini birbirlerinden ayırmadan birbirlerinin yüzlerinde dalgalanan gülüşleri izlediler. Ta ki Nina, hayretli bakışlarla Veronika’nın hemen arkasına dalana kadar. ‘Bu da ne?’ diye işaret ettiği parmağı uzaklardan, yukarı doğru yükselen ve dağılan gri dumanları gösterdi Nina’nın. İkisi de ayağı kalktı. ‘O da ne gerçekten… Orada ne var ki?’... Veronika da aynı bakışı aldı ve kendi gözlerine koydu. İki kadın çırılçıplak, bir elma ağacının altından grilenmiş uzaklığa bakakaldılar.

Nina biraz durdu ve aklını yokladı. Kafasında bir şimşek çaktı: ‘Garip… Orası Heteretopya. Ne biz oraya gideriz, ne onlar buraya gelir… Ne olmuş olabilir ki acaba…’

Veronika Nina’yı daha sıkı tuttu ve yükselen ve gökyüzünü grileştiren bulutsu dumanları izlemeye devam etti.

*
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?