ZOOM

Satırlar Yetmez Seni Anlatmaya...

09 Kas 2022

Bugün BOBOscope ekibi olarak kalemimizi Ata'mız için oynatıyoruz ve sonsuzluğa uzanan satırlarımızla tek bir ağızdan bağırıyoruz. Atatürk Ölümsüzdür!

Beyhan Beyhan - Editor in Chief

Yıl 1988. Üç yaşındayım. Ankara’da buz gibi bir kasım sabahı. Gündüz olduğundan eminim ama hava kömür karası. Eline sımsıkı yapıştığım annemle uzun bir yolda düşe kalka yürüyorum. Bir an kafamı kaldırıp beni kucağına alır umuduyla yokluyorum annemi ama nafile, o sadece kafası önde yürüyor. Nereye gittiğimizi bilmiyorum ama önemli bir şey olduğunu hissediyorum. Annemi daha önce hiç bu kadar hüzünlü görmemiş olmak beni korkutuyor. Çok soğuk hatırlıyorum, bir de çok kalabalık ama çıt yok. Biz yürüdükçe kalabalık artıyor, ağlayanlar var, her taraftan sessiz hıçkırıklar yükseliyor. Sonra duruyoruz. Annem beni kucağına alıyor, önümde uçsuz bucaksız bir kalabalık ve herkesin bakışları tek bir noktaya kilitlenmiş. Sonra bir ses, tüyleri diken diken eden ve sonsuza kadar süren bir ses. Korkuyorum hem de çok! Etrafıma bakıyorum benden başka korkan var mı diye. Zaman nedir bilmiyorum ama o an için her şey duruyor. Ağlamaya başlıyorum, herkes gibi sessizce, gözlerimden yaşlar dökülüyor, sımsıkı sarılıyorum annemin boynuna ve bitsin diye bekliyorum. Ses bitiyor ama ağlamam bitmiyor. Artık korktuğum için ağlamıyorum. Bir şeyler eksik olduğu için ağlıyorum. İsmini koyamıyorum o an ama hissediyorum. Sonunda anneme dönüp “burası neresi” diye sorma cesareti buluyorum. “Ata’mız burda uyuyor” diyor sadece. O zamanlar ölüm ne demek bilmiyorum. Hatırlıyorum, babamın ansiklopedilerden resimlerini gösterdiğini Mustafa Kemal’i, ananemin dizinde uyumadan önce dinlediğim hikayeleri, dedemin evinde asılı kocaman portreyi.. Daha çok üzülüyorum. “Hava çok soğuk o da bizimle gelsin” diyorum. Annem hafifçe gülümsüyor ve “o zaten hep bizimle” diyor.    

Çocukluk anılarını hatırlamak zordur derler. Ben bu anıyı hiç unutmuyorum. Annem her anlattığımda hala şaşırıyor…  “Ne de iyi yapmışsın” diyorum beni o yaşta Anıtkabir’e götürerek. “Ben götürmesem de sen O’nu zaten çok sevecektin” diyor. Doğru. Sevmemek mümkün mü diye düşünüyorum.  

Özgürce aldığım her nefeste, kendim olarak attığım her adımda, elde ettiğim her başarıda günbegün katlanarak seviyorum. Hayranlık duyulan batı ülkeleri kadınlara sırtını dönmüşken, sırtını kadınlara dayadığı, Türk kadınına duyduğu saygıyla bizleri yücelttiği için her gün daha çok minnet duyuyorum. Asla ödenemeyecek bir borç bıraktı bize. O’nun ilkeleriyle yürümek, öğretilerini nesilden nesile aktarmak görevimiz. Karşımıza çıkan her türlü engele rağmen, bizler rahat edelim diye gözünü bile kırpmadan harcadığı ömrünün boşa gitmesine asla razı olmayacağımızı biliyorum. Bizler O’nu hiç görmeden, dokunmadan ve hatta daha bilmeden bu kadar çok sevdik. Her geçen gün daha çok özledik. Onsuz çok zor günler geçirdik ama Yüce Türk Milleti’nin ne kadar güçlü olduğunu da yine ondan öğrendik.  
 
Seninle var olduk ve hep seninle var olacağız ATAM.  Sen hep çok YAŞA!


Yağmur Ergu - Senior Creative Content Editor

Attığım her yeni adımda, her başarımda ve her yenilgimde… Her zaman o yiğidin orada yattığını bilerek hareket ettiğim bir Cumhuriyet kadınıyım ben! Asla durmak bilmeyen ve düştükçe daha da yükseğe sıçrayan bir kadın olarak önce kendime sonra ülkeme duyduğum sorumluluğun tek nedeni; kaşına, gözüne ve tüm benliğine hasret kaldığım Mustafa Kemal Atatürk! Bugün ise yastayım. Sonsuza kadar sürecek olan yasımın, her yıl gönlümü daha da kararttığı gündeyim işte. Onu dinliyor, onu okuyor ve onu izliyorum; dört yanımı sarıyor hüzün, tüm bedenimde hissediyorum. En çok kalbimde hissediyorum ama bu hüznü. Eksiğim çünkü tıpkı diğer çocuklar gibi… Gözlerimden akan yaşlar bana ait değil sanki, biliyorum aslında Atam ağlıyor içimde. Hissediyorum, üzülüyorum ve çok özlüyorum. Yüce bir vatana kollarını açan Atam’ın çocuklarından biriyim çünkü. Koca bir milletin hasret kaldığı o deniz gözlere kalbimden bakıyor ve kendimce satırlar diziyorum sadece. “Atatürk Ölmedi!” yazıyor satırlarımda, bir çocuk babasının öldüğünü nasıl kabul eder ki? Etmiyorum! 
 
Çocuklarının içinde yaşayan babalar sonsuza dek yaşar çünkü…
 
Bağırıyorum avaz avaz, adını tüm benliğimle hissettiğim tek ismi; bazen sessiz çığlıklarımla bazen de gökte yankılanan umudumla…  
 
Sonsuza kadar Mustafa Kemal Atatürk! 
 
Ecem Yılmaz - Social Media Director

Bazen bir şarkının sözlerisin benim için, bazen sonsuzluğuna daldığım gökyüzüsün. Hem her yerde gördüğüm hem de kalbimin en derinlerine gömdüğümsün. Ne güzel herkese ve her şeye adını haykırmak! Susarken bile konuşan gözlerinin, her şeye verilebilecek en güzel cevap olmasına yaslanmak… Okul sıralarında, tahtanın üzerindeki fotoğrafına dalardı gözlerim. Ellerinin kıvrımlarını, umutlu bakışlarını, dik duruşunu incelerdim saatlerce. Tüylerim diken diken olur, gözlerim dolar, içimde büyüyen heyecandan nefesim teklerdi. Küçük bir çocuktum o zaman… Hissettiğim gurur, senin çocuklarından biri olmaktan öteye geçemezdi. Emindim bizi kollarınla sardığından, haklı yorgunluğunun bile yüzünden hiç silemediği o gülümsemeyle bize baktığından. Emindim mesela, seninle tanıştığımdan. Yıllar geçti, ben büyüdüm. Kendimle birlikte içimdeki seni de büyüttüm. Hala teklerse nefesim, bilirim ki senin için hissettiğim duyguların gücündendir. Hala diken diken olursa tüylerim, bilirim ki sana olan özlemimdendir. Ve hala dalarsa gözlerim, hep görmeye alışık olduğum o portrene bakarken… Bilirim ki içimizden hiç eksilmediğini hissetmişsindir… 

Zeynep Arısoy - Creative Content Editor

Seninle Var Olmak...
 
Bir kadın olarak varım diyebiliyorsam, onca baskıya karşı bambaşka bir sesi tüm dünyaya duyurabiliyorsam; en önemlisi ise özgürce kendimi ortaya koyabiliyorsam, bütün bunların sebebi bizler için uğraşan büyük önderdir. 
 
Kendi dilimi konuşup kendi kaderimi seçebiliyorsam, dünyada bile gündeme gelmemiş “kadınların seçme ve seçilme hakkını” ilk kez elde edebilenler arasındaysam; bütün bunların sebebi, neredeyse 4000’e yakın kitabı okumuş o aydın görüşlü liderdir.
 
Özgürce var olabiliyorsam, özgürce var olabilmek adına tüm haklarımı savunup hayatın zorluklarına dimdik ve ayakta karşı koyabiliyorsam; ifade özgürlüğümü, hürriyetimi, bağımsızlığımı kazanmam için birçok cephede başarısını kanıtlayarak ülkemi kurtaran ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sayesindedir.
 
10 Kasım’da seni anmakla beraber, her zaman seninle var olabildiğimizi de unutmuyoruz. 

Gizem Yazıcıoğlu - Social Media Assistant

Bugün 10 Kasım ve saat dokuzu beş geçiyor. Hemen ilerideki okuldan siren sesi yükseldi. Sadece bu ses yankılanıyor etrafta. Kimseden çıt yok. Bu sessizlik, çığlıktan nasıl daha gürültülü olabilir diye geçiriyorum içimden. Gözler dolu, tüyler diken diken… İçimi burkan o tarifsiz duyguyu nasıl anlatabilirim ki? Gözümden akan yaşlara müsaade ediyorum sadece. Sensiz 84 yıl. ve ben bunun sadece 25 yılına şahitlik etmişken, sensiz geçen koca 84 yılı düşünüyorum. Görmeden
sevdiğim, dizine başını koymak ve pamuk gibi olduğunu hayal ettiğim ellerinle saçımı okşamanı istediğim BABA ATATÜRK… Her fikrinin izinden gitmek istediğim ÖNDER
ATATÜRK.. Sadece bir gün değil, her günümün her anında aklıma gelen, hatırladığım SONSUZ ATATÜRK.. Seni ömrümün sonuna kadar kalbimin bir odacığında
saklayacağıma ve çocuklarıma senin sevgini aşılayacağıma söz veriyorum. Seni çok seviyor, çok özlüyorum.

Çiğdem Korkmaz - Social Media Assistant

Büyük bir hayranlığı küçücük kalbinde taşıyan o kız çocuklarından birisiydim. Anlatılanların derinliğinde anlam bulmaya çalışan, henüz kendini tanımadan seni tanıyan. Dinledikçe, okudukça ve öğrendikçe küçücük gözleri hem şaşkınlıkla hem de hayranlıkla açılan bir kız çocuğu. 

Burada olmayan ellerin omuzları nasıl sıvazladığını, burada olmayan gözlerin nasıl şefkatle baktığını idrak etmem zor oldu başlangıçta. Herkes seni tanıyor, herkes seni konuşuyordu.    Zaferlerini, fedakarlıklarını ve seni sen yapan her bir parçayı biliyorlardı sanki. “Nasıl öğreneceğim?” diye soruyordum inatla. “Ben onu hiç görmedim ki.” Sonra seni tanımak için seni görmek zorunda olmadığımı fark ettim zaman aktıkça. Seni tanımak, seni görmekten çok daha fazlasıydı belli ki. Seni tanımak, aşıladığın güveni duruşunda hissetmek; önem verdiğin değerlerin gücünü bilmekti. Senin varlığın, yeryüzünde nefes aldığın yıllardan çok daha fazlasıydı. Biz bildikçe, yaşadıkça ve hissettikçe sen hep vardın.

Zaman geçti. Ben büyüdüm, kalbimi büyüttüm. Büyüdükçe daha çok sevdim seni. Her kaçışımın ve her kutlamamın ortağı yaptım seni senden habersiz. Eşlik ettiğin her bir anımıza minnetle!

“Varlığın, varlığıma en büyük armağan.”

Eylül Serçe - Intern

Küçükken bana en çok kimi sevdiğimi sorarlardı. İlk üçüm değişmez bir şekilde sırayla şuydu; Tanrı, Atatürk ve annem. Şimdi 22 yaşındayım ama bu sıra benim için hiç değişmedi. Tanrı’ya minnettardım çünkü Atam’ı bize göndermişti ve annemi benim annem yapmıştı. Ama Atatürk olmasaydı ne bir yurdum ne başımı rahatça sokacağım bir evim ne şu an burada oturup yazı yazmak gibi bir hakkım ne de yanı başımda anne diyebileceğim birisi olacaktı. Kimin eşi olduğum bile belli olmayacaktı çünkü seçmeyi bırak, ağzımı açıp yorum bile yapamayacaktım belki de. Din tüccarlarının hizmetçisi, yabancı devletlerin sömürgesi olacaktım. Ata’mın ziyaretine ilk kez 4. sınıfta bir kasım günü Atatürkçü Düşünce Derneği ile gitmiştim. Annemden ayrılıp gittiğim ilk yer O’nun yanı olmuştu. Atatürkçü bir aileden gelmenin ve ona karşı kocaman bir sevgiyle büyütülmemin etkisi mi bilmiyorum, şimdi bile ne zaman Anıtkabir’e gitsem gözlerim dolar. Ben ilk ve ortaokuldayken her sabah Andımız’ı okurduk, en sevdiğim şey ise Andımız’ı tüm okula okutmak ve gür bir şekilde “Ey Büyük Atatürk, açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim!” diye söz vermekti. Küçüklüğümde ettiğim yemine hala bağlıyım, olabileceğimin en iyisi olduktan sonra ülkeme tüm benliğimle sarılıp Atam’ın bana emanet ettiği bu ülkeye, vatanıma sahip çıkmaya devam edeceğim. Eğer öğretmen olursam, Başöğretmenimin izinden gidip, O’nun ilkelerine bağlı, ona her zaman minnettar olacak insanlar yetiştireceğim. Olmazsam da O’nun ilkelerini ve sevgisini insanlara aşılamaya devam edeceğim. Gidebildiğim her 10 Kasım’da da Atam’ın yanına gitmeye devam edip sözümü tekrarlayacağım.

Zeynep Aslı Elidolu - Intern

Benim gözümden Atatürk, sadece bir kurucu başkomutan değil, Türkiye’yi Türkiye yapan büyük bir devlet adamıdır. Söylediği her önemli sözle, Türkiye için yaptığı her şeyle, toplumun her kesimine hitap eden ilkeleriyle, o zorlu ve ümitsiz yıllarda Türkiye’nin başına gelebilecek en güzel şeydi. Sadece kendi ülkesi için değil diğer ülkeler içinde “Yurtta sulh, cihanda sulh” demişti. Hatta öyle ki onun düşüncelerini, fikirlerini, sevdiği kitapları ve müzikleri dinlemek onu anlamamıza yetmedi, yetmeyecek de. 
 
Biz onu görmeden körkütük sevdik, söylediği her sözü, her bir kelimeyi kendimize ilke, inanç haline getirdik. Bugün bile söylediği sözlerle yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Onun sayesinde düşüncelerimizi ve inançlarımızı özgürce ifade edebiliyoruz.
 
10 Kasım, bütün Türkiye’nin yasta olduğu, bayrakların yarıya indiği saat dokuzu beş geçerken Atamıza bir dakikalık saygı duruşunda durduğumuz bir gün. Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’e ne kadar teşekkür etsek az kalır çünkü bizler, yokluktan var olup bütün Dünya’nın parmakla gösterdiği bir ülkenin çocuklarıyız.  Sadece 10 Kasımlarda değil, her anımızda ve attığımız her adımda aklımızda Atatürk var. Yaptığı büyük işlerle, her 10 Kasım’da onu anacağız ve büyük bir minnet, saygı ve özlemle onu ebediyen hatırlayacağız. 
 
Bu Dünya var oldukça seni hep sevecek, fikirlerini ilke edinecek ve senin izinden yürüyeceğiz Ata’m…
 
Açtığın yolda gösterdiğinde hedefe durmadan yürüyeceğimize ant içeriz!

Beyza Makam - Intern

Her yıl Kasım ayına giriş yaptığımızda biraz hüzünleniriz. Kasım ayının o hep kendine has hüznü de etkilidir bunda. Ama takvimler 10 Kasım’a yaklaştığında biraz daha hissederiz bunu. Geçmişi düşünürüz mesela. Aslında hep sahip olmamız gereken haklarımız için atılan önemli adımları ve bu hakları elde etmemizi sağlamış birini düşünürüz ve yine her yıl olduğu gibi saygıyla ve minnetle anarız onu. Atatürk’ü…
 
Evet belki hüzünlü bir anma olur bu ama bir yandan da hep bir umut yeşertir içimizde. Şu günlerde her ne kadar umutsuzluğa kapılsak da bize güç veren ve neler başarabildiğimizi gösteren birinin olduğunu bilmek bile yetiyor aslında.  Zamanının çok daha ötesinde düşünebilen birini anmak ve bugün yaşadığımız coğrafyada elde ettiğimiz haklarımızı ona borçlu olduğumuzu bilmek bile bizi özgürleştiriyor belki de. Bu yüzden her yıl aynı saatte onu anarken birçok duyguyu da hissediyoruz içimizde. Hüzün, mutluluk, minnet, özlem, umut ve özgürlük gibi… 
 
Biz kadınlar bu duyguları o gün daha yoğun hissedebiliyoruz belki de. Özellikle de içinde bulunduğumuz şu günlerde… Çünkü eşitliğin ne demek olduğunun farkında olan bir lideri kaybetmenin verdiği hüznü yaşıyoruz içimizde. Haklarımız için ısrarla mücadele ederken hala, bunun için savaşan o lideri arıyoruz yanımızda. Anlaşılmak istiyoruz aslında.
 
Özlemimiz bu yüzden bu kadar güçlü belki de. Bir kadın olarak benim haklarım için mücadele etmiş olan ve bu mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmeyen birine duyulan özlem bu. Bize cesaret veren bir özlem…
 
Bu yüzden her yıl olduğu gibi, aynı saate bir kez daha minnetle anacağız onu. Başarabilmenin ve mücadelenin ne demek olduğunu bir kez daha hissedeceğiz onun sayesinde. Evet, yine hüzünleneceğiz ama umudumuzu da hiçbir zaman kaybetmeyeceğiz ve emin adımlarla ilerleyeceğiz yolumuzda. Tıpkı onun yaptığı gibi…
 
“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur”
 
Mustafa Kemal Atatürk
 
Saygı ve minnetle…
 
 
 









©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?