Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
pexels
SCOPE

Sahip Olduğunuz "Bir Oy" Gerçekten Önemli mi?

06 Ara 2022

Bugüne kadar genel ya da yerel seçimlerde hiç oy kullandınız mı? Kullanmadıysanız bile, sosyal medyada ya da televizyonlarda seçim dönemlerinin meşhur “Oy Ver” kampanyalarına denk gelmişsinizdir muhakkak. Peki, milyonların yaşadığı bir ülkede sizin kullandığınız ya da kullanacağınız bir oy hakikaten önemli mi? Eğer oy vermezseniz ne değişir? Oyunuzun önemli olmadığına inanıyorsanız neden hâlâ oy vermeye/verecek olmaya devam ediyorsunuz? Bir düşünelim.

Seçim zamanları hepimizin içini bir heyecan kaplar; var olan düzeni değiştirebileceğimizi ve buna da gücümüzün yettiğini düşündürten bir süreçtir bu. Herkes kendi düşünce ve yaşam tarzına, algısına, inanışlarına uygun olduğunu düşündüğü adaylara oy atar ve o kişi ya da kişilerin seçimi kazanmasını arzular. Milyonluk nüfusu olan bir ülkenin vatandaşının kullandığı bir oy, seçimlerde ne kadar önemli olabilir diye düşünmüş olmalısınız daha önce. Hepimizin aklından benzer bir soru geçmiştir: "Bizim atacağımız o tek bir oy nasıl bir fark yaratacak ki sonuçta, öyle değil mi?"

pexels
Bu standart üzerinden konuşursak, aklımıza otomatik olarak Bahçeli’nin bir zamanlar yaptığı meşhur seçim kazanma formülünün gelmesi de olası. Hatırlarsınız, kendisi bir zamanlar iktidara gelebilmelerinin mümkün olduğunu basit bir matematik formülü üzerinden anlatmıştı. Herkes ilkokuldan 5, ortaokuldan 5, askerlikten 5, sokaktan da 4 arkadaşını bulsa ve bu şekilde onları kendi partilerine oy vermeye ikna etse seçimi kazanmaları işten bile değildi. (Başarılı olabildi mi, hayır. Ama olsun, çabasına sağlık diyelim.)

Bu formülün dışında, biz de aslında benzer bir formüle sarılırız; bu biraz kendimizi önemli hissetme güdümüzden ileri gelir biraz da çevremizi de etkileyebileceğimize dair bir inanç taşıdığımızdan… Sebep ne olursa olsun, bu bir alternatiftir. Bir başka alternatif, sesimizin daha gür çıkacağını düşünmemizdir; kimsenin fikrini değiştiremesek bile kendi kararımızı bir yerde açıkladığımızı düşünürüz en azından. Eğer bu da değilse, hakikaten çok da umursamadığımızdandır. Ama bu seçeneklerin üçü de olasılık dahilinde; yani hepsi olmuş olabilir.

pexels
Tabii, bu ihtimaller hâlâ kullandığımız o “bir oy”un önemini bize açıklamıyor. Mantıken milyonlarca insanın oyu arasında bizim o biricik oyumuzun çok da bir hükmü olmamalı. Amerikalı ekonomist Anthony Downs, etkimizin neredeyse olmadığını düşündüğümüz bu seçimlerde bizi oy vermekten alıkoyacak tek şeyin aslında oyumuzun ülkenin kaderini değiştirme potansiyeliyle alakalı değil de oy vereceğimiz süre içerisinde yapabileceğimiz “daha makul” şeyleri yapabilme ihtimalimiz. Yani siz ders çalışmaktan günlerdir gözünüzü bile kırpmamışsanız, oy vereceğiniz sürede gidip temiz bir uyku çekmeyi de tercih edebilirsiniz.

Neyse, derdimiz zaten bu kişilerle değil. Bizi ilgilendiren kısım, o köklü değişikliği gerçekleştireceğine inanan insanlarla… Mevcut duruma ilişkin içinizde barındırdığınız eleştirel düşünceler, bu düşünceleri sizinle ortak paydada buluşacak insanlarla birlikte topluma yayma güdünüz ve hiçbir şey yapmadan, eli boş oturmak yerine kendi geleceğinizi yazma ya da en azından buna gayret etme arzunuz sizi oy kullanmaya iter. İşin ucunda kazanmak da var, kaybetmek de. Ama siz üzerinize düşen görevi yapmış oluyorsunuz nihayetinde.

pexels
İşte Amerikalı filozof Alvin Goldman bu noktada bize şunu söylüyor; oy vermek yerine gerçekleştirmeyi planladığımız şeyler de aslında hayatımız üzerinde kısıtlı etkiye sahip. Yani uykusuz kaldığımız için uyumak, birkaç sayfa kitap okumak ya da bir film/dizi izlemek hayatımızın yalnızca ufak bir parçasını etkileyecek. Öte yandan seçimlerde vereceğimiz bir oy belki çok küçük bir değişiklik yaratacak ama belki de çok daha büyük bir şeyi, “nedensellik etkisi”ni doğuracak. Kendisinin ortaya attığı ve meslektaşı olan Richard Tuck ile birlikte geliştirdiği bu teori “Goldman-Tuck Teorisi” adıyla karşımıza çıkıyor.

X ve Y partisi arasında bir seçim yaptığınızı ve bunlardan birine oy verdiğinizi düşünün. Seçim sonuçlarına göre oylar iki partiye eşit dağılmış. Kazananın Y olduğu açıklanıyor. Eğer siz Y partisine oy verdiyseniz, bu zaferin bir parçasısınız demektir; değilseniz de düşüncelerinizi ifade etmek adına bir uğraş verdiğiniz ortadadır. Ama ya durum beşe bir gibi bir oranda olsaydı? O zaman Y partisi aldığı oyların bir kısmını alamasa, ki toplamda 10 oy verildiğini ve bunun 2’sinin X, 8’inin Y olduğunu varsayarsak; bu 8 oyun yarısı aslında Y’nin kazanmasında belirleyici rol oynadığını söyleyebiliriz, Y’nin zaferi o kadar da kolay olmayacaktı.

Yani Goldman-Tuck teorisi bize aslında resmin küçük parçasına değil de bütününe odaklanmamız gerektiğini ve bu sayede verdiğimiz tek bir oyun kazananı belirleme gücüne odaklanmaktan ziyade, daha ulvi amaçlara hizmet ettiğini düşünmemizi öğütlüyor.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?