Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
pexels
İLİŞKİLER / CİNSELLİK

Romantik İlişki Teorileri - IV: Ayrılığın/Bağlılığın Fazları

23 Oca 2023

‘İlişkiler tek bir olayla, bir depremle bitmez. Eğer ayrılığı tek bir olaya bağlıyorsanız, muhtemelen öncü sarsıntıları hissetmediniz’. Peki öncüleri neden hissetmedik? İlişkimiz hafif hafif sallanırken, uyuyor muyduk; yoksa zaten kendimizi pek veremediğiniz bir ilişkide miydik? Romantik ilişki teorilerinin 4. bölümü, ayrılıkları/ayrılığa alınan önlemlerle bağlılığı kuvvetlendirmeyi fazlandırıyor. Sönümlenmeye yüz tutmuş bir ilişkimizi U dönüşü şifalandırabilir ya da hiç yürümeyecek bir ilişkiye verdiğimiz eforu çekip, enerjimizden tasarruf edebiliriz. Ee malum… devir, tasarruf devri; Zaman, bu zaman… Hadi başlayalım!

3 Bardak
Bir sosyal psikolog ve iletişim çalışmaları profesörü olan Steven W. Duck’a göre, ayrılık öyle tek bir olayın ilişkiyi sarsmasıyla bitmiyor. İlişkimizi başlangıcından itibaren fazlandırabileceğimiz, yatırımlarımızı ölçeceğimiz ve ilişkiye katılım oranlarını derecelendirebileceğimiz gibi bizi ilişkiye verdiğimiz enerjiyi yavaş yavaş çekmeye ve dikkatimizin dağılmasının sebeplerini de fazlandırabiliriz. Duck’ın Faz Modeline göre, tek bir olay değil, partnerlerin içinden geçtiği durumlar ilişkinin sonunu belirliyor. Tabii, bu içsel durumların ilişki içindeki farkındasızlığı ilişki arabasının şarampole sürülmesi gibi bir şey. Kimse direksiyonu tutmuyor, kimse frene basmıyor… Duck bu fazların içten dışa işlediği kanısında:
İçsel Faz

Aslında işlediğimiz konu ‘ilişki’ olduğundan bir ‘ilinti karşılıklığı ya da ortaklığı’ dolayından düşünmemiz gerektiğini tekrar hatırlamak isteriz. İlişkidekilerin, birbirlerinin alanına girmedikleri özel hayatları olsa da ilişki hakkında düşünürken yalnızlaşmak, mümkün mertebe set konulması gereken bir tavır.

pexels
Duck’a göre; içsel faz, ilişki içindeki partnerlerden birinin ilişki hakkında şüphe duymasıyla başlıyor. Elbette hiçbirimiz ‘şüphesiz bu benim birlikte öleceğim insan’ diyemeyiz. Fakat, malumunuz, acabalarla baskılandırılan bir ilişki de hiçbir zaman kendi özünü çıkaramayacağından; buradaki şüphesizlik haline ‘ilişkiye şans vermek’ olarak bakılabilir. Güven, özveri ve samimiyet de bunun şartları. İlişkinin artılarını ve eksilerini yalnız başına düşünmek, arkadaşlarıyla çok fazla ilişki hakkında konuşmak da ilişkiyi kendi özünden koparıyor ve yapaylaştırıyor. Bunlar, sınırlarını bilmemiz hatta mümkün mertebe kaçınmamız gereken şeyler Duck’a göre. Çünkü ilişkiyi yaşayanlar dışında, yalnız başına ya da arkadaşlarla düşünmeye kalkılan ilişki ve buradaki notlar; genellikle izafidir, anı yakalamaz ve hiç yoktan ilişkiye başka personalar ekleyip, onu olduğundan daha kompleks hale sokabilir.

pexels
İkili Faz

Peki, ilişki sorunlarını arkadaşlarımızla çok fazla tartışmak onu iyiden iyiye açık yara haline getirebilirken, ilişki içerisinde sürekli bir halde ilişkiyi tartışmak ilişkiyi bozmuyor mu? Duck’a göre, evet, bu da ilişkinin sonu hazırlıklarına dair. Cemal Süreya, ayrılıklar da aşka dair der ya; bu noktada düşmanlıklar da ilişkiye dahil gibi bir moda girebiliyoruz. Girdiğimiz mod da ilişkiden çıkış taahhütünü imzalıyor. Çünkü, ilişki tartışması çok aşırıya kaçtığı sürece, partnerlerin en az birinin kendini başarısız hissetme olasılığı artıyor ve bu genellikle de çoğu partner tartışmalarını hassaslıkla, klinik bir düzlemde yapamıyor… Neden? Çünkü, romantik partnerler duyguları pençelerini çıkardığında her şeyi yakmak ister ve bu da ilişkiye başlangıç motivasyonunu flulaştırır, odak tanımsızlanır.
Dengeli tartışmalar ise, ilişkimizi besler. İlişkimize yatırım yapmak için; neden ilişkide olduğumuzu temel alıp (örn; sevgiyi derinlerinde deneyerek hayata bağışık olmak), tartışmaları odağı kaybetmeden yönetebildiğimiz sürece; ilişkimizi U dönüşü kurtarılabiliriz. Keza, bu tartışma bizi daha bağlı bir hale de getirebilir. Pozitif haliyle, ilişkimize yatırım yapmak için ayılmış oluruz. Diğer halinde de misillemeler ve ben-merkezli yargılamalar ile ilişkimizin şarampole süren arabasına daha da gaz vermiş...

pexels
Sosyal Faz

İlişkimizin sosyal fazını, dışsal-içsel düşüncenin ilişkiden kopuk bi halde işlenmesi olarak görebiliriz. Bu fazda, eski partnerlerimiz ve onlarla yaşadığımız desenleri bu ilişkide de gözlemlemeye çalışırız. Bu doğru işletildiği sürece fena bir huy olmayabilir. Çünkü hayat bizi aynı duygudurumlarına sokar ve ‘hadi bakalım bu sefer ne yapacaksın?’ der. Ancak bu şekilde kendi üst versiyonumuza çıkarız. Fakat, aynı hissi hissetmemiz, karşımızdaki insanın da bizi diğerleri gibi kıracağı anlamına gelir mi? Belki de bu ilişkilenme problemimizin çözümüne zemin olacak bir ilişkideyiz ve sadece korkumuzla türbülansa girerek, karşımızdakinden yersiz yere korkuyor da olabiliriz. 
Sosyal fazın diğer yüzü, ilişkimizi adeta kamuya açık hale getirmeyi kapsıyor Duck’a göre. Arkadaş ortamımızda ‘evet, sen öyle biri değilsin’ diye tarafımız tutuluyor ya da arkadaşlarımız ister istemez belli konularda partnerlerimize bilenmeye başlıyor. Bir de bakıyoruz ki; ilişkide 2 kişi değil 6-7 kişiyiz. Hatta esas ilişkiyi kuran iki kişiden en az biri ilişki içinde okunaksızlaştığını da görebiliriz. Şapkamızı önümüze koyduğumuzda, ilişkisini partneriyle saygı ve sevgi çerçevesinde tartışmaya açabilen insanlar azınlıktayken; tahmin edersiniz ki, arkadaş ortamımızda bu hassaslığın yakalanması daha da zor olabiliyor. İlişkilerimiz, arkadaş ortamının mezesine dönüyor. E malum, bu mezelerin hazımsızlığının soundtracki de ilişkinin bitiş çanları oluyor.

pexels
Ayıramayan Şey, Bizi Güçlendirebilir

Duck’ın faz modeli, doğru algılandığı sürece, ilişkimizdeki negatif düşüncelerimizi pozitife; partnerimizi hiç anlamadığımız kısımları onu en iyi anladığımız ve partnerimize sağlıklı bağlandığımız taraflara dönüştürebilir. Kabul edersiniz ki; hepimiz anlaşılmaya açız ve bırakın ilişkiyi, kendimize bile birçok kör noktamız var. Birey, bütün olsa bile, kuyu çok derin ve ‘tamam oldum’ demek insanı anlamamak demek. Keza, ilişkiyi ve ilişkilenmeyi de. Tüm bunları bilen ilişki terapistleri Duck’ın faz modelini kullanarak ilişkinin çöküş aşamalarını tespit ediyor ve deprem binalarına mavi ya da kırmızı çarpı atabiliyor.
Negatif anlamından, hepimizin kendisine kör noktası olması, herkesin birbirine bataklık olabileceği anlamına gelir. Pozitif tarafından tutarsak, hepimiz birbiriyle güzelleşebilen, birbirini olduğu gibi kabul edip, pozitif yönlerini onayarak kuvvetlendiren canlılar da olabiliriz. ‘Bak onun da benim gibi bir yarası var işte’ diyerek birbirimize merhamet de duyabiliriz. Her ne kadar ‘her zaman aynı terane’ moduna girmek, basit olan olsa da; şarampole sürülen arabanın içindeyiz ve sadece direksiyonu tutup biraz sağa kırmak, hem ilişki içindeki kendimize hem de ilişkimize güvenimizi artırabilir.

 İlişkimiz, eski desenlerimizi yeniden şekillendiremememize imkan veren bir platform görevi görüp, bireyleri ilişkiden bağımsız bir şekilde de şifalandırabilir. Bizi ayırmayan şeyler, güçlendirebilir. Tabii, partnerler bir zahmet direksiyona ellerini uzatırlarsa.



İlişki Teorilerinde Geçtiğimiz Bölümler:
İlişki Teorileri I, II ve III'e göz atmak için rakamlara tıklayın.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?