Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Pexels
İLİŞKİLER / CİNSELLİK

Neden Âşık Oluruz: Bilinçdışı Seçimler

20 Ara 2022

Aşkın psikolojik kodlarını masaya yatırdığımızda bilinçli seçimlerin yanısıra bilinçdışı süreçlerle karşılaşıyoruz. Bu yazımızda âşık olma sürecimiz üzerinde muazzam etkisi olduğu düşünülen psikolojik teorilere göz atıyor, "neden âşık oluruz?" sorusunun sessiz aktörlerini tanıyoruz.

Neden kimileri aşkı ve romantik ilişkiler kolay ve doyurucu bulurken kimileri umutsuzca gerçek bir ilişki aradığı halde başarısız oluyor?

Neden kimileri Bougureau'nun tablosundaki genç kız gibi ilişkilerden tamamen kaçıyor?
 
Bu sorular, sosyal, klinik ve endüstriyel psikolog Ayala Malach Pines'ın İletişim Yayınları tarafından dilimize kazandırılan Âşık Olmak-Sevgililerimizi Neye Göre Seçiyoruz? kitabından. Neden ve nasıl âşık olduğumuzu ele alan, söz konusu aşk olduğunda neden spesifik davranış kalıplarını izlediğimizi sorgulayan klinik psikoloji alanının en kilit sorularından. Pines, kitabında bu soruları önemli psikolojik araştırmalar üzerinden sorguluyor, "aşkın bilinçdışı" hakkında fikirler geliştiren önemli uzmanların teorilerine yer veriyor.

Pexels
Bu teoriler arasında ünlü psikolog John Bowlby'nin bağlanma kuramı dikkat çekiyor. Bu teoriden daha önce, John Bowlby ve Bağlanma Kuramı başlıklı yazımızda bahsetmiş, kuramın deneysel kısmı ile elde edilen sonuçları aktarmıştık. Aşk hayatımızı etkileyen kısmı, bu sonuçlardan çıkan dikkat çekici noktayı hatırlamak gerekirse: Bebeklik dönemimizde birincil bakıcımızın bize nasıl davrandığı, ileriki yaşamımızda bizim diğerlerine nasıl davrandığımız üzerindeki en temel belirleyicilerden oluyor. Psikoloji dünyasında takdir gördüğü kadar anne-bebek ilişkisine gereğinden fazla anlam atfettiği gerekçesiyle eleştirilere de maruz kalan bu teoriye göre romantik ilişkilerde kaçıngan, anksiyöz -bazen ikisi aynı anda- ya da sağlıklı bir şekilde bağlanıyoruz. "Güvenli bağlanmayı" öğrenene kadar benzer örüntülerde ilişkiler yaşayıp durabiliyor, ya da hiç bağlanmamayı, yüzeysel ilişkilerde kalmayı seçebiliyoruz. Bu "seçimler"i tırnak içinde bırakan da bilinçdışının ta kendisi oluyor nasıl bağlandığımızı veya hangi yaşantıların bizi bugünkü davranış örüntülerine yönlendirdiğini fark edemeyebiliyoruz.
Yaşamın ilk yıllarındaki tecrübelerin yetişkin hayatımız -ve elbette aşk hayatımız üzerindeki- etkilerini teorileştiren diğer isimlerden biri, Freud. Sigmund Freud, farklı gelişim evrelerinden geçtiğimiz çocukluk yıllarımızda aksi giden bir şeyler olduğunda "fiksasyon (saplanma)" veya "regresyon (gerileme)"den mustarip olabileceğimizi söylüyor. Fiksasyon, "bir ihtiyacın fazlaca karşılanmasından veya yeterince karşılanmamasından" doğarken regresyon, "erken bir gelişim dönemine dönüş" anlamına geliyor.

Freud, ayrıca Ödipal karmaşadan kurtulamayan çocukların yetişkinlik yaşamlarında, aşk hayatlarında, belli seçimlerin örüntüsünden çıkamadığına rastadığını belirtiyor. Bu fikir, Freud'un teorilerinden doğan "kız çocuk babasına, erkek çocuk annesine benzeyen partner arar" klişesini de içeriyor. Pines, kitabında bu durumu şöyle örneklendiriyor: Ödipal dönemi başarıyla aşamayan erkekler annelerine, kız çocuklar da babalarına "âşık kalabiliyor", yetişkinlik yıllarında başka birini "sevemiyor". Bazen de tam tersi gerçekleşebiliyor: Ödipal kompleksi kendi içinde çözemeyenler, büyüklerinde çekim duydukları herkesi "mükemmel partner" ilan edip kolayca âşık olabiliyor, sıklıkla hüsrana uğruyorlar.

Pexels
Hem Freud'un hem de Bowlby'nin teorileri, bağlanmak ve âşık olmak hakkında kitaplar dolusu fikir üreten, psikoloji kanonunun en önemli çalışmalarından ikisini temsil ediyor. Gerek feminizm gerekse determinizm çerçevesinden pek çok eleştiriyle yanıt verilebilecek teorilerin bugünkü geçerlilikleri tartışma konusu olsa da bizlere önemli içgörüler sağlayabilecek güçte: Erken çocukluk yıllarımıza dair tecrübelerimiz sadece o çağ için değil, tüm yetişkinlik hayatımız ve yaptığımız romantik seçimlerimiz açısından muazzam bir öneme sahip. Bu bakış açısından hem kendi çocukluk yıllarımızı hem de kendi çocuklarımızın yıllarını yeniden değerlendirmek, pek çok yeni kapı açabilir.
Peki sahiden, sadece belli tipte insanlara mı âşık oluyoruz? Âşık olurken bizi sessizce yönlendiren bilinçdışı örüntülerden bağımsız bir seçim yapmamız imkânsız mı? Bu sorular karşısında Pines'ın kitabında benimsediği yapıcı tavırdan yanayız. Bunun anlamı şu: Söz konusu psikoloji olduğunda hem genetik hem de çevresel açıdan çok güçlü etkenler altındayız ve bunları fark etmek her zaman çok kolay bir iş değil. Öyle ki pek çoğumuz, bu iç ve dış etkenlerden bihaber yaşıyoruz, partnerler seçiyoruz ve belki de uzun süreler belli döngülerin içinde kalıyoruz. Ancak bu etkenleri yakından tanımak, psikoloji okumaları yapmak, gerekirse profesyonellerden yardım almak ve öz farkındalığımızı artırmak sağlıklı âşık olmanın kilidini aralayan en önemli anahtarlar. İçine doğduğumuz şartları seçemiyoruz, belki uzun bir süre bizi çevreleyen dış faktörleri de değiştiremiyoruz. Ancak bilinçlenmek, neredeyse her konuda olduğu gibi burada da yardımımıza koşuyor, aşk hayatımızı belirleyen bilinçli ve bilinçdışı etkenler üzerindeki gücümüzü artırıyor. Nitekim hepimiz biliriz, "bilgi güçtür."
Bu yazımızı sevdiyseniz ve âşık olma sürecimiz hakkında daha fazla bilgilenmek istiyorsanız, yazı serimizin ilk durağına, Neden Âşık Oluruz: Bilinçli Sebepler başlıklı içeriğimize göz atabilirsiniz. İyi okumalar!
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?