Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Lisa Meitner: Bilimin Cinsiyetçiliğe Maruz Kalan Neferi
wikipedia
BİYOGRAFİ

Lisa Meitner: Bilimin Cinsiyetçiliğe Maruz Kalan Neferi

Kadın erkek eşitliği hakkında uzun uzadıya sözler sıralamayacağız bugün. Yalnızca insan olduğumuz için hepimizin eşit haklara sahip olması gerektiğinden dem vurmayacağız bile. Biliyorsunuz, her ne kadar eşitlik hakkında konuşsak da bu konuşmalar çoğu zaman lafta kalıyor ve eşitlik aradığımız yerde cinsiyet ayrımcılığına maruz kalıyoruz; ailede, okulda, iş hayatında ya da aklınıza gelebilecek herhangi bir yerde… Kısacası kadın olmak zor, çünkü işin ucunda hakkınızın size teslim edilememesi durumu var. Bunun en önemli örneklerinden biri de bilim insanı Lise Meitner’in yaşadıkları. Bilim dünyasında bile cinsiyetçilikle karşılaşan Meitner, sırf kadın olduğu için Nobel ödülü verilmemiş ünlü bir fizikçi...

Yayın Tarihi :13 Eyl 2022
Süre :2 Bardak
Lise Meitner, 1878 Avusturya’sında, kadınların eğitim hakkının kısıtlı olduğu bir dönemde dünyaya gelmişti. Bilimin en önemli neferlerinden biri olması işten bile değildi, çünkü inanılmaz bir zekâya ve öğrenme kapasitesine sahipti. Çağının en büyük nükleer fizikçilerinden biri olması için önündeki en büyük engel elbette bu yazımızın konusu olan cinsiyet ayrımcılığıydı. O dönemlerde kadınlar yalnızca on dört yaşına kadar eğitim alabiliyorlardı. Aldıkları eğitimi değerlendirebildikleri meslekler ise yine bir elin parmağını geçmiyordu. Yavaş yavaş kadınlara bazı fakültelerde eğitim hakkı tanınmaya başladığında, Meitner özel derslerle yoğun bir şekilde giriş sınavlarına hazırlandı ve sonunda Viyana Üniversitesi’ne kabul edildi.

Mesleğine duyduğu aşk öyle büyüktü ki aynı üniversitede doktora eğitimini de tamamladı ve burada teorik fizikçi Ludwig Boltzmann ile çalıştı. 1906 senesinde doktora programından mezun olan Meitner, Viyana Üniversitesi’nde fizik doktorasına sahip ilk kadın oldu. Sonraki hedefi Almanya’ya gidip burada ünlü fizikçi Max Planck ile çalışmaktı. İlk etapta Planck tarafından reddedildi, gerekçe ise kadınların “anne ve ev kadını” olmak için yaratıldığı, bunun dışındaki şeylerin doğanın kanunlarına ters olduğuydu. Tabii, bu absürt reddetme gerekçesi Meitner’i yıldırmadı ve ne yapıp edip onun ekibine dahil olmayı başardı.

O dönemlerde yolları Otto Hahn ile kesişmiş ve biri kimya biri fizik tutkunu olan iki bilim insanı birlikte çalışmalar yürütmeye başlamışlardı. Ortak çalışmalarında Meitner’e sağlanan fiziki koşullar kötü bir şaka gibiydi; Hahn laboratuvarda özgürce çalışabilirken Meitner marangozhaneden bozma, izbe bir yerde çalışmalarını yürütüyordu. Enstitü binasında dolaşırken bile kötü bakışların hedefiydi genç kadın. Onun bu yoksun bırakılışının üzerinde enstitü başkanı Emil Fischer’in büyük etkisi vardı. Fischer’e göre bir kadın laboratuvara girerse beceriksizliği yüzünden mutlaka saçlarını tutuştururdu, böyle bir tehlikenin yaşanmaması için uzak tutulmaları gerekiyordu.


Lise Meitner, hem bu zorlu ortamda hayatta kalmaya çalışıyor hem de bilimsel makaleler yazarak geçimini sağlamak için çabalıyordu. Ancak kadınların Almanya’da bilimsel makale yayımlamaları yasaktı, bu yüzden cinsiyetini belli etmeyecek şekilde paraflıyordu yazılarını. İlerleyen zamanlarda laboratuvar çalışmalarının önü açılınca Hahn ile birlikte araştırmalarını hızlandırdılar. Radyoaktif geri tepkimeyi bulan ikili, Kaiser Wilhelm Kimya Enstittüsü’nde çalışmaya başladılar. İlk teklif Hahn’a gitmiş, Meitner de onunla birlikte misafir araştırmacı olarak bulunmuştu. Sonrasında Meitner de kadroya geçince enstitüde görev alan ilk kadın bilim insanı oldu.

Yaptığı bilimsel çalışmalar yeterli kıymeti görmüyordu, çalışmaları hep erkek araştırmacıların gerisinde kalıyordu. Büyük pay sahibi olduğu keşiflerde ismi hep alt sıralarda yer alıyordu. Ama bu onu yolundan döndürmedi ve Almanya’da profesör unvanı alan ilk kadın olmayı da başardı. Tabii, baskılar son bulacak gibi değildi. Bu kez de Naziler yüzünden İsveç’e gitmek durumunda kaldı. Üç kuruş denecek bir ücretle burada yaşamaya çalışırken onun gidişiyle birlikte Almanya’daki çalışmaları da değer kazanmıştı. Ağır çekirdeklerin daha hafif parçalara bölünmesinin (nükleer fizyon) keşfi ile birlikte Otto Hahn 1944’te Nobel ödülüne layık görülmüş ancak bu çalışmadaki en büyük katkıya sahip olan Lise Meitner’in adı bile geçirilmemişti. Hahn bile çalışma arkadaşının hakkını yerken dünyanın geri kalanından nasıl bir adalet bekleyebilirsiniz ki? 1968 senesinde hayatını kaybeden Meitner, bilim dünyasında en ağır cinsiyetçiliğe maruz kalmış en büyük dehalardan biri olarak tarihte unutulmaz bir iz bıraktı.
Yukarı Kaydır