Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Kızkardeşlik Gücü: Dul Bir Kadın Filmi
KADIN KAFASI

Kızkardeşlik Gücü: Dul Bir Kadın Filmi

23 Kas 2022

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Haftasında bol bol mizojiniden, mizojinist erkeklikten, maskülinitenin toksik yanından ve kızkardeşlikten söz edelim. Atıf Yılmaz’ın yazıp yönettiği, Altın Portakal Film Festivalinde “En İyi Film” ödülünü alan, 1985 yapımı Dul Bir Kadın filmindeki kadın ve erkek temsillerini merceğe alalım.

2.5 Bardak

Ezber Bozan Bir Dul Kadın

 
Türkiye özelinde dul kadın olmak ne demek, dul kadınlar nasıl zorluklar ve sorunlar yaşar diye sorduğumuzda bu filmden doğru yanıtları alamıyoruz. Bildiğimiz prototipin, özellikle güzel bir kadınsa, etrafı dört dönen erkeklerle, huzur kaçıran ve rahat vermeyen tiplerle dolu olur. Bu filmde ana karaktere medeni şekilde 2 evlilik teklifi edilmesi dışında bir şey görmüyor oluşumuz filmin meselesinin başka olduğunu gösteriyor bize. Filmin Türkiye’de dul bir kadın olmakla ilgili bir meselesi yok, peki meselesi ne bu filmin? Neden ismi Dul Bir Kadın?

Kadın ve Erkek Temsilleri

 
Filmden uzaklaşıp büyük resme bakmaya çalıştığımda kadın ve erkek profillerinin netliği ilgimi çekiyor ilkin. Fakat zannedilmesin ki toplumsal cinsiyet rollerine karşılık gelen kadınlar var bu filmde. Kadınlar cinsel arzularının peşinden giden, toplumun ahlak normlarına göre yaşamayan, özgür ve cesurlar. Erkeklerdeyse eril zihniyet hâkim. Filmdeki 2 önemli karakter olan Suna (Müjde Ar) ve Ayla’dan (Nur Sürer) biraz bahsedelim. Suna, 2 sene önce kocasını kaybetmiş, 13 yaşındaki kızıyla birlikte yaşayan, varlıklı, evinde hizmetçisi olan, sergilerde, konken partilerinde, barlarda uzun uzun vakit geçiren bir kadın. Ayla ise 8 yıldır evli bir adamla birlikte olan mutsuz ama özgür bir kadın.

Suna, Ergun’a duyduğu ilgi nedeniyle Bodrum’a tatile gitmeye karar verebiliyor bir anda. Yanında Ayla ile çıktıkları Bodrum tatilinde yaşadıkları maceraları odağa alıyor zaten film. Üzerinde durulması gereken bir diğer kadın karakterse Gönül (Deniz Türkali). Yurtdışından yeni dönmüş, çok uzun yıllar çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşamış, başından 4 evlilik geçmiş bir kadın. Söylemleri erkeklerin feodal zihniyeti ve kadının sokulmaya çalışıldığı kalıplar üzerinde yoğunlaşıyor.

Örneğin diyor ki Bir çiftin ikisi de ressamsa erkek sadece resim yapar kadınsa yemek, temizlik ve resim yapar. Türkiye’de kadın kimlik savaşı veriyor. Peki ama yalnızca Türkiye’de mi veriyor kadın bu savaşı? Gönül modernizmin temsili gibi adeta parıldıyor filmde. Fakat meseleyi yalnızca Türkiye’ye indirgiyor, kadın erkek eşitsizliği sadece Türkiye’de kalmış gibi konuşuyor. Bu da filme yapıntı bir hava veriyorsa da Türk sinemasında pek görmeye alışkın bir karakter olmadığı için kendisini ilgiyle izletiyor.

Filmin erkek karakterleriyse prototip yaratma anlamında oldukça başarılı. Ayla’nın züppe ve 8 yıldır karısından boşanamayan yalancı sevgilisi filmde maskülen erkeklik anlamında önemli bir yere yerleşiyor. Aldatan, yalancı, toksik bir erkek figürü olarak karşımıza çıkıyor. Ayla onun yüzünden depresif ve çok mutsuz, sürekli içtiği, uyuşmaya ve unutmaya çalıştığı bir hayat yaşıyor.

Genç, çekici ve bohem bir profil çizen fotoğrafçı Ergun da ha keza toksik erkekliğin bir simgesi gibi salınıyor ortalıkta. Öncelikle çok beğendiği Suna’yı tavlamak için türlü romantikler yapıyor, cüretkârlığıyla ve sıcak kanlılığıyla amacına da ulaşıyor. Fakat zaman içerisinde Ergun gerçek yüzünü ortaya çıkartmaya başlıyor. Susan Foward’ın Kadınlardan Nefret Eden Erkekler ve Onları Seven Kadınlar adlı çalışması geliyor aklıma tam da burada. Bu kitaba göre mizojinist erkeğin kadını kendisine bağlamak için türlü romantik girişimlerde bulunması çok sık görülen bir durum. Romantikliğin ardından biten balayının kadında büyük bir hayal kırıklığı yarattığı da bir gerçek. Bu filmde de tam böyle oluyor.

Romantik Serseriden Dayakçı Sevgiliye Hızlı Geçiş

 
Git gide tatminsizleşen Ergun, önce kendisini ve cinselliğinin yüksek sesle övülmesini talep ediyor. Her ne kadar tuhaf gelse de Suna karşı çıkmıyor ne istediğini yapıyor: “Çok iyi sevişiyorsun”. Mesele hastalıklaşmaya burada başlıyor. Bu noktadan sonra Ergun’un istekleri hiç bitmiyor. Alkol ve gerginlik evin içerisinde kalan sürekli misafir gibi. Aralarında herhangi bir iletişim ve sohbet olmadığını, tek paylaşımlarının cinsellik olduğunu da hızla görüyoruz. Ve kısa bir sürede de Ergun’un tek eşli olmadığını da görüyoruz. Önce bu durumu reddeden Suna hızla Ergun’u affediyor ve yaptıklarına göz yumuyor. Ta ki onu evire çevire dövene dek…

Belki de Suna normal şartlarda fiziksel şiddeti de bir noktaya kadar sindirebilirdi. Fakat dayak sırasında gelen kızı ona eski ve güzel yaşamlarını anımsatıyor ve Suna bu toksik ve mizojinist ilişkiye bir son vererek İstanbul’a eski steril yaşantısına geri dönüyor.
Fakat söylemeden geçmemek gerek bir sahnede Ayla ve Suna birlikte uyanıyorlar bir sabah. İkisi de çıplak, üzerlerini örten bir ince çarşaf var yalnızca. Fotoğrafçı Ergun bu anı kaçırmıyor hemen fotoğraflıyor. Orada eşcinsel bir ima yok muhakkak, çünkü filmin başka herhangi bir yerinde böyle bir ima ile karşılaşmıyoruz. Orada kardeş olma halinin, birbirinden saklanmamanın bir yansıması var. Aksi olsaydı Suna Ayla’yı Ergun’le yattığı için affedebilir miydi?

Böylelikle film kimlik arayışındaki iki kadının mizojinist erkeklerden sıyrılma çabasını anlatarak temsiller yaratıyor. Kadınlar arayışlardayken erkekler toksik ilişki kültürünü sürdürmekte ısrarcılar. Suna ve Ayla her ne kadar zaman zaman birbirlerine zarar verseler de kızkardeşlik müessesesinin güzel örneğini sergiliyorlar. Filmin sonundaki umutlu ve oyuncu sahne de yalnız, mutlu ve umutlu kadının profilini çiziyor adeta bize.
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?