Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Kendinin Virtüözü Olmak
WELLNESS

Kendinin Virtüözü Olmak

Hayatta nasıl bir sıfatımız ya da ünvanımız olursa olsun, her alanda kendimizi tüm derinliği ile icra ettiğimizde ve kendimizle fit olduğumuzda; başarıyı yakalayabiliriz. Bu başarı da elbette, öncelikle manevi bir başarı olarak tınlar… Kendinde ustalaşmak, kendinin virtüözü olmak gibi! İnsan acaba nasıl kendinin virtüözü olur ki?

Editör :Simay Vardar
Yayın Tarihi :22 Eyl 2022
Süre :2.5 Bardak

Mesele, Kendinde Ustalaşma Meselesi
 
Kimimiz sanatla uğraşır ve tam olarak bu mecranın bir/birkaç dalında kendini bulur, kimimiz muazzam bir iş insanı olabilir. Bazısı öğretmekte iyidir ve en iyi versiyonuna kolaylıkla ‘insanlara öğretme’ yoluyla ulaşır, bazısının da iletişim becerileri düşüktür. Fakat, laboratuvarında çalışıp, insanlığın şifasına birçok reçete sunmuş bir bilim insanı olur. Hepimiz, aynı, göz küremiz ve parmak izimiz gibi, eşsiz ve birbirimizden farklıyız. Eğer hayata damga vurmak istiyorsak da kuşkusuz, önce kendimizi kazanmamız lazım. Belli ki, işinde gerçekten başarılı olanın, işinde sevdiği bir şeyler var. Kendini bulduğu… Attığı her adıma bayılmasa bile, girdiği yolda devam edecek bir motivasyonu var.
Peki ya kendimiz -her ne isek o- olma yolunda; ister sanatçı, ister iş insanı, ister öğretmen ya da bilim insanı… en iyi versiyonumuza ulaşmayı, ‘kendinin virtüözü olmak’ benzeşimi ile kursak, bunun bizde ve kendimizi algılamadaki açılımı ne olurdu..? Sonuçta, her ne olursak olalım, olduğumuz şeyi kendimizi tanıyarak ve bilerek olmadığımız müddetçe; başarılı olacağımız meçhul kalır, değil mi? Bir deneyelim!

İç Müziğe Kulak Vermek
 
Bir konservatuvara gitsek, çoğu okul, piyano demirbaş olmak üzere bize bir tane daha enstrüman seçtirip, eğitimimizi bunun üzerinden devam ettiriyor. Öncelikle kulağımızı tanıyor, temel müzik terimlerini öğreniyor ve duyuşumuzu eğitiyoruz yani… Hiçbir şey bilmediğimizi ama yetenekli olduğumuzu varsayarsak, yeni bir dil öğreniyoruz aslında. Zaman içinde de hazır okulun içindeyken, kendimizi en iyi ifade edeceğimiz ve en iyi uyumlandığımız enstrümanı bulma şansımız oluyor. Dışarıda duyduğumuz enstrümanın sesiyle, içimizden çıkmak isteyen enerji, ortada buluşur mu? Gerçekten çalışırsak ve yeteneğimiz de varsa illaki bir delik bulup buluşuyor işte…
Her Şey Bir: Ensrüman, Virtüöz, Ses ve Aynı Zamanda Dinleyen Aynı Kişi
 
Fazıl Say’ı piyano çalarken hiç izlediniz mi? Parmakları düşüncesinden ayrı hareket ediyor gibi. Hatta Say’ın piyanoya dönüştüğünü söyleyebiliriz. Ya da piyanodan çıkan sese, tınıya. Aynı zamanda çaldığına kulak veren kişi de aynı… Hatta bu birlik sağlanmasaydı, muhtemelen, Fazıl Say, Fazıl Say olmazdı. Virtüözlerin hiçbiri çalarken düşünmüyor elbet… Onlar notaya dönüşüyor, enstrümana dönüşüyor sadece objektif bir dinleyeciye dönüşüyorlar bir yandan… Bu birliği sağlayabildiklerinde de onlara virtüöz diyoruz… Yani, o enstrümanın ustası. Peki nasıl bu kadar ustalaşabiliyorlar?

Tanımak, Çalışmak ve Keyif Almayı Unutmamak
 
Kendimizin virtüözü olma yolunda, belli ki, kullandığımız envanterleri doğru tanımamız gerek. Bir öğretmensek, ne öğrettiğimiz konusunda derin bilgimiz olmalı. Tabii bu işin en başı. Bir de hitap ettiğimiz öğrencilerin dilinden anlamak aynı zamanda dikkati kendinde tutabilmesi de şart. Öğretmen olmak (bir sanat öğretmeni olmayacağı sürece) sanatkar olarak işlenmese bile; aslında öğrencileriyle akor olmak ve çaldığı şarkıyı onların algısının anahtar notasından çalmak da besbelli bambaşka bir sanat olabilir… Kaldı ki, kendimizi ustalıkla icra etmek derinlerinde bir ‘kendini anlama sanatı’ gerektirmez mi?
Enstrümanda Ses, İnsanda His
 
Aynı, elimize ilk defa aldığımız bir enstrüman gibi davranabiliriz belki kendimize. Hoş, birçok duygumuzun nedenini bile bilmediğimizden; kaç yaşında olursak olalım, kendimizin, ne zaman ne ses çıkacağını bilmediğimiz, hala alışmaya çalıştığımız bir enstrüman olabiliriz. Kendin olmanın da olamamanın da bir yaşı yok nasılsa… En başında neyin bizde bir ‘ses’ çıkardığını tanımakla başlayabiliriz işe. Her şey herkeste farklı duygular uyandırır nasılsa… Enstrüman için ses neyse, bizim için de ses hislerimiz sonuçta. Hislerimiz birbiriyle ne kadar harmoni içinde ve dengeliyse; dengeli, basları, tizleri tam tadında bir müzik bestesi dinlemiş gibi oluruz kendimizi yaşarken.

Bir Hevesle Alınan O Enstrüman
 
Muhakkak ki, insan, çok derin bir enstrüman. Kendimizi dünyanın en yeteneksiz insanı saysay dahi, yolumuzu bulduğumuzda açıldıkça açılan bir lotus çiçeğine benzeriz ve yaratıcılığımızın sınırsızlığı konusunda hayrete bile düşebiliriz. Demek, sesimizi keşfedene kadar, kendimizden vazgeçmemek şart. Hani, küçükken bir hevesle alınıp kenara atılan, tozlanan gitarlar var ya… Maalesef, hayatta, ne kadar işler gibi bile görünsek, eğer pek de keyif almıyorsak veya sürekli kesik kesik ve geçici keyifler içinde buluyorsak kendimizi, muhtemelen bir yanımız o tozlanmış gitar gibi çalınmayı bekliyor. Bir yandan da çürüyor yavaşça…
İşin hem en zor belki de en kolay kısmı, kendimizin virtüözü olma yolunda en büyük yardımı kendimizden alabilmemiz. Sonuçta, kimsenin bizi bizim kadar iyi tanıma şansı yok. Son olarak da elbette; kendinden keyif almak devrede kalıyor… Belki, insanın kendini tanıma süreci, aynı doğum gibi, sancılı olsa da, üzerine eğilip çalıştıktan sonra iş keyifli hale gelir. Aynı, enstrümanına koşan bir virtüöz gibi, sabah uyanıp yaşayacağımız güne böyle bir heves duyabilir miyiz acaba?
Yukarı Kaydır