Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
SEYAHAT

Kelt Mutfağı, Sanat ve Viski: İskoçya

25 Kas 2022

İskoçya öyle köklü bir ülke ki sokaklarında yürürken gözlerinizi kapatıp yalnızca şehri dinlemek istiyorsunuz. Haritasız, navigasyonsuz yalnızca yürümek, keşfetmek ve şehrin götürdüğü yere gitmek… Çünkü özellikle Edinburgh’ta modern mimariye neredeyse yer yok. Ülkenin her şehrinin atmosferi başka bir büyüye kapılmanızı sağlıyor. Edinburgh ve Glasgow arasında seçim yapmak zorunda kalmayacağınız, her yanını doya doya gezebileceğiniz bir tatil diliyorum.

Doğa, Tarih, Viski: Edinburgh

 
Edingburh, dünyanın en eski başkentlerinden biri. 1400’lü yıllarından başından itibaren İskoçya’ya başkentlik yapıyor. Çok sayıda kuşatma görmesine rağmen şehirdeki mimari yapının korunabilmiş olması ilk büyüyü yaratıyor bence. Şehir, Orta Çağdan kalma dokusunu korumayı ve doğru restore edilmeyi başarmış. Kraliyet Yolu’nun en tepe kısmında inşa ettirilmiş olan Edinburgh Kalesi buna en iyi örnek olsa gerek. 12. yüzyıldan beri korunan bu kale; muazzam bir manzarayı, kraliyet mücevherlerini görebileceğiniz bir sergi alanını ve bir şapeli bünyesinde barındırıyor.

Şehir yeşil, kahve ve gri renklerinden oluşuyor. Binaların doğayla uyumu, yolların, sokakların muntazamlığı, tarihi yapıyı bozuntuya uğratmayan dokusu ile gotik mimari yoğuruluyor. Bunların toplamındansa düzenli, dengeli, yollarında yürümesi keyifli ve kendinizi masal diyarında gibi hissettiren bir atmosfer doğuyor. Arada bir gerçeklik algınız bozuluyor ve elbette her Avrupa ülkesinin yarattığı “Ne hayatlar var” hayıflanması yaşamadan gün geçmiyor.

1670 yılında kurulmuş olan ve o günden beri özenle korunan Royal Botanic Garden’dan söz etmeden geçmemek gerek. Yolunuz Edinburgh’a düşerse şifalı bitkilerle ilgili çalışmalar yapmak amacıyla 2 akademisyen tarafından kurulmuş bu yere muhakkak uğrayın. 72 dönümlük bahçesi, tematik bitkileri, yürüyüş alanları ile hem dinlenip hem de keşif yapabileceğiniz bir yer.

İskoçya genel anlamda doğayı yaşatan bir ülke. Doğayı katletmeyi, insanlara daha çok yer açmak için doğayı telef etmeyi tercih etmiyor, onunla bir hayat sürüyorlar. Eğer sportif bir kişilikseniz şehirdeki sönmüş yanardağ olan Arthur’s Seat’a tırmanmanızı ve oradan uzun uzun Edinburgh’u izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü tam da o noktadan şehrin mimarisinin muazzamlığını görebilir, ülkeye hayran olmak için kendinize yeni sebepler bulabilirsiniz.

Şehirde viski tadım durakları, özel viski tadım turları mevcut. Tura katılırsanız çeşit çeşit üreticinin bin bir çeşit viskisini tadabiliyor, sunumları ve şovları izleyebiliyor, felekten bir gün çalabiliyorsunuz. Ya da kendiniz arzu ettiğiniz gibi ilginizi çeken bir tadım alanına girip vakit geçirebiliyorsunuz. Eh, İskoçya’ya gidip viski tatmadan dönmek olmaz sanıyorum.
Sanmayın ki Edinburgh bunlarla sınırlı. Gezip görülecek yerleri, banklarında oturacağınız parkları, muazzam mutfağını tadacağınız restoranları, müzeleri, üniversiteleri filan hesaba katar ve hiç durmadan gezdiğinizi varsayarsak ortalama 5-6 günde şehri tam anlamıyla görmüş olursunuz. Fakat kendinize bir rota belirler ve bazı yerleri elerseniz bu süre 3 günle de sınırlandırılabilir. Elbette gönül neler istiyor ama…

Sanat, Yağmur, Viski: Glasgow

 
Glasgow ülkenin sanat başkenti olarak anılıyor. Edinburgh’a yaklaşık 1,5 saat uzaklığındaki bu şehirde ilk görmeniz gereken yerlerden biri Kelvingrove Sanat Müzesi. Bilmem artık söylemeye gerek var mı ama müzenin binası olağanüstü güzellikte. Gotik mimarinin nefis bir örneği olan bu müze, Rembrandt’ı Van Gogh’u Monet’yi sergiliyor. Diğer tüm müzeler gibi bu müzeye de ücretsiz şekilde girebiliyorsunuz.
Ülkenin mimarisi öyle özel ki belediye binası da bir konser salonu da ya da üniversitesi de aynı görkemi ve ihtişamı taşıyor. Bu yüzden şehirde gezerken Harry Potter filmindeymişsiniz hissini almanız çok normal. Zira zaten filmdeki Hogwards, Glasgow Üniversitesinden esinlenerek tasarlanmış.

Şehir Edinburgh’tan çok daha büyük. Aynı Edinburgh gibi çok eski yapılara, binalara sahip olan Glasgow’un oldukça da eski bir metrosu var. Metro kısa mesafeli olmasına karşın kilit noktalara seyahat edebildiğiniz için efektif kullanabiliyorsunuz. Bu ulaşım aracının dünyanın en eski üçüncü metrosu olduğunu da söylemeden geçmeyeyim. Nostaljik bir gezinti için oldukça doğru bir adres. Ayrıca bir diğer nostaljik deneyim için nehirdeki gezi teknelerini de tercih edebilirsiniz.
Tahmin edersiniz ki vski tadım turları yalnızca Edinburgh’a ait bir şey değil. Glasgow’da da müthiş tadım noktaları bulabilirsiniz. Ayrıca İskoçya’da muhakkak Kelt mutfağına dair yemekler yemenizi öneririm. Frenk üzümlü ördek göğsü, yaban turplu alabalık, kök zencefilli tart, özel soslu etler, farklı peynirler, birayla kavrulmuş soğan ve daha neler neler… Başka yerde bulamayacağınız bu lezzetleri de mutlaka tatmanızı öneririm.

Elbette İskoçya’dan bahsedip muazzam doğasından ve gri havasından bahsetmeden yazıyı bitirmek olmaz. Güneş özlemi içindeyseniz bu ülke sizin için doğru bir tercih olmayacaktır. Genellikle kapalı, yağmurlu havaya sahip olan ülkenin bu nedenle kasvetinden sıklıkla dem vuruluyor. Yüksek ve tarihi taş binalar arasında kapalı bir havada serin bir tatil arzulayanlar için bulunmaz bir ülke. Elbette yeşilin en canlısını, doğanın en görkemlisini bu ülkede bulacağınızı da bilmenizde fayda var.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?