Kavramsal Sanat Emekten Yoksun Mu?
pinterest.com
KÜLTÜR/SANAT

Kavramsal Sanat Emekten Yoksun Mu?

Sanat dalları ve dönemleriyle ilgili bir tanımlama yapmak, bir yorumda bulunmak kimi zaman zor ve korkutucu olabilir. Bahsedilecek sanata yoğun ilgi besleyen bir kesim tarafından örselenebilir ve kınanabilirsiniz. Kavramsal sanat da bana tam olarak böyle hissettirir. O yüzden baştan itiraf edeyim, bu yazımda bir sanattan çok bir başkaldırı olarak tanımladığım öznel fikirlerimle sizi haşır neşir etmek niyetindeyim…

Editör :Ecem Yılmaz
Yayın Tarihi :17 May 2022
Süre :3 Bardak
Kavramsal sanatın nasıl tanımlandığına göz atacak olursak, birçok kaynaktan birçok farklı tanımlamayla karşılaşırız. Biraz daha derinlerine inip bu hareketin nasıl fikirlerle ortaya çıktığına baktığımızda ise konunun daha net anlaşılabileceğini düşünüyorum. Basit tanımıyla kavramsal sanat, estetik idealler, teknik yapı ve sanat eserlerinde fikirleri yansıtmak adına kullanılan malzemeler gibi geleneksel sanat unsurlarını reddeden bir bakış açısı ve eserler bütünü olarak değerlendirilebilir. Çoğu zaman tartışmalara yol açan bu deneysellik, sanatseverleri ve kimi sanatçıları rahatsız eden bir üşengeçlikten veya kolaya kaçıştan ibarettir. Peki bu sanat fikri, gerçekten mantıklı bir zemine oturtulabilir mi, gelin beraber inceleyelim…

showstudio.com
1960’larda Amerika’da ortaya atılan fikir, basitlikten ve tutarlılıktan daha çok, farklı sanatsal yaratımların yapabileceklerini birleştirmeyi hedefliyordu. “Fikirler sanatı” olarak da anılıyor; Modernizm gibi duygulara ve sanatta estetik güzelliğe öncelik veren hareketlerden ayrılıyordu. Sanatın özü, eserin ve ortadaki kavramların fikirlerine dayandırıldığından, sanatsal fikirlerin sanat eserinin kendisi olabileceği varsayılıyordu. Örneğin, kavramsal sanatın bir isim ve tanıma daha ulaşmadığı yıllarda, -1917’de- hareketin öncüsü sayılan Marcel Duchamp’ın en bilinen eseri “Çeşme”, tesisatçıdan alınan eski bir pisuvarı imzalamasıyla ortaya çıktı. 
Gündelik nesnelerin sanat eseri olarak kabul edilmesi talebi, sanıyorum ki o günlerde boy gösterdi. Bağımsız Sanatçılar Derneği’nin açık heykel sergisi için hazırlanan bu eser, -Duchamp’ın komitenin bir parçası olmasına rağmen- sanat eseri olarak değerlendirilmeye uygun bulunmadı. Estetik güzelliği ve sanatçının fiziksel emeğini reddeden bu bakış açısı zaman içinde benzer örneklerle çeşitlendirilecekti…

archive.gathering.org
O zamana kadar monotonlaştığı düşünülen sanata yeni bir bakış açısı getirmek, belirli kalıpları ve standartları aşıp fikre dayalı ürünleri ortaya koyabilmek, ilk hedef haline gelmişti. Maddi değerlerinin azaltıldığı eserlerde, sanatçıların da kazanç sağlaması pek mümkün görünmüyordu. Zaten odaklandıkları şey paradan önce fikirlerini ve iletmek istedikleri kavramları ifade edecek nesnelere ulaşmak ve gerisini izleyicinin ya da sanatseverin algılayış biçimine bırakmaktı. Amerikalı sanatçı Sol Lewitt, 1967 yılında “Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar” makalesini yazdı ve böylelikle tanımlanması zor noktaları açıklığa kavuşturdu.
Lewitt, sanatçının aklından geçen fikrin, konseptin ve planın, eserin ortaya çıkmadan önce kararlaştırıldığını vurgulayarak sürecin aslında önceden tamamlandığını ve uygun olan hazır nesnelerle bu fikirlerin ortaya koyulabileceğini aktardı. Sezgisel bir sürece dönüştüğünü vurguladığı sanat anlayışının, modernizmin duyguları yansıtan eserlerinden ayrılan noktası bu konuda benim için ufuk çizgisi kadar uzakta ve belirsiz bir hal aldı. 

kitaptansanattan.com
Sanatçılar, sanat eserinin neyden yapılması, nasıl formlara uyum sağlaması, nasıl çizgiler ve hatlarla oluşturulması gerektiği gibi belirli ideallere karşı çıkarken bu eserlerin dokunarak, görerek veya işiterek algılanabilecek eserlerden farklı olduklarını savundular. Sürecin kendisini bizzat bir sanat eseri olarak gördükleri sonucunu çıkardığım bu kısma kadar, sorguladığım şeylerden ilki, emeğin bu süreçte sadece zihinsel olarak var olması oluyor. O zaman ortaya koyulan nesneye karşı herhangi bir emeğin varlığından söz edemezken, “eser” kavramına nasıl ulaşıyoruz? Bu düşünce bana, sadece aklımızdan geçenlerin de bir sanat eseri sayılabileceği kadar absürd geliyor. 
Fakat kavramsal sanat, sadece bunlarla sınırlı kalmıyor ve protest bir duruş sergilemek isteyen sanatçıların da başvurduğu bir anlayış olarak karşımıza çıkıyor. Bu konudaki en uç örneklerden biri, 1961 yılında sanatçı Piero Manzoni’nin “Merda d'Artista” (Sanatçının Dışkısı) adlı eseri oluyor. 

allthatsinteresting.com
90 teneke kutudan oluşan bu eserde, tenekelerin içinde sanatçının dışkılarının olduğunu belirten etiketler bulunuyor. Manzoni, bu kışkırtıcı tavrını devam ettiriyor ve böylece kavramsal sanat, provokasyon, isyan ve başkaldırı kelimeleriyle de bir araya geliyor. 

Geleneksel sanatın oluşturulma, pazarlanma ve satılma gibi süreçlerine karşı çıkmak, galerilere ve çeşitli dağıtıcılara tepki göstermek, sanatın metalaştırılmasına ve seri üretim şeklinde sadece maddi kaygılarla üretilen eserlerden oluşmasına bir karşı duruş sergilemek, bana göre kavramsal sanatı en anlaşılabilir kılabilecek nokta oluyor. Karşı çıkılan geleneksel sanatın ögelerini tamamen göz ardı ederek oluşturulan eserlerin, yine alışılageldik sanat eserleri kadar ilgi görmesini beklemesiyle bir yarış ortaya çıkıyor. Geleneksel sanat eserlerine karşı çıkarken onlar kadar talep görmeyi ve kabullenilmeyi ummak, bence sanatçıların protest duruşlarına ters düşüyor. Bu sanat eserlerine benzemek veya o kalıplarda bir ürün üretmek kaygısı taşımadıklarından, sanatı özgürleştirdiklerini ve genişletebildiklerini düşündükleri bu eserlerle sanatçılar, kendilerini deneysel ve ilerici kesim olarak tanımlıyor. 

docplayer.biz.tr
Robert Rauschenberg, bu hareketin etkin sanatçılarından ve dikkat çekici bir çalışma ortaya koyan isimlerindendir. Rauschenberg, “Erased de Kooning Drawing” (Silinmiş de Kooning Eseri) için çok sevdiği sanatçı Kooning’e ulaşır ve ondan silebileceği bir eser yapmasını ister. Kooning başta tereddüt etse de, sanatçının araştırdığı ve deneyimlemek istediği sanat anlayışını anlar ve ona bir çizim verir. Çizimi silmeye başlayan Rauschenberg, bir aydan fazla bir sürede on beş silgi harcayarak işini bitirir. Bu silinmiş kağıdı bir çerçeveye koyup sergiler ve eserine "Silinmiş de Kooning Çizimi, Robert Rauschenberg, 1953." başlığını atar. 
Amaç bu boş kağıdın silinmiş halini görebilen ve altında yatan anlamları anlamaya çabalayabilen insanlara bir eser sunmak değil miydi? Bu noktada eseri açıklayacak bir yazının bulunması da kafamı kurcaladı doğrusu... Sorulan sorular karşılığında sanatçı, çizimin silinmesinin geleneksel unsurlar yerine geçtiği için “Mevcut olmayan bir çizim fikrinin kutlanması” amacını taşıdığını söylüyor. Varlığı yerine yokluğunun pasif bir emekle ortaya çıkarıldığı ürün için yapılan açıklama, açık konuşmak gerekirse beni pek tatmin etmiyor...


glasstire.com
Başlangıcını ve hangi bakış açısı temeline dayandırıldığını incelediğimiz kavramsal sanatı, birçok farklı örnekle daha izah etmek mümkün. Dijitalleşme ile ortaya çıkan yeni sanat anlayışlarıyla kıyasladığımda, dönem şartlarında mantıklı sebeplere dayandırılabilen bu sanat hareketinin yine de ortaya sanat eserleri koymaktan uzakta bir yerde, zihinsel bir süreçle tanımlanabileceği düşüncesindeyim. Bu bakış açısının ortaya çıkışını belki biraz daha anlaşılabilir kılabilecek önceki sanat akımlarına göz attığım yazılara kadar, üzülerek kavramsal sanatı emekten yoksun bir başkaldırı fikri olarak gördüğümü belirtmek isterim…
 
 
 
Kaynaklar:
 

 

Yukarı Kaydır