Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Karmanın Muhafızı
STORIES

Karmanın Muhafızı

25 Kas 2022

Gözlerini açtığında, hareket eden uçsuz bucaksız bir renk dalgasının içinde buldu kendini. Arkadan etnik ve rahatlatıcı bir müziğin çaldığını duyabiliyordu. Sanki sonsuz bir trans alemindeydi. Gerçi kendisi ne transa girmeyi bilirdi ne de meditasyonu... Öyleyse birdenbire geldiği bu yer tam olarak neyin nesiydi?

Gözlerini kırpıştırdıkça hareket eden binlerce çeşit boyanın içinde, görünmeyen bir zeminin üzerinde durdu. Kesinlikle rüya görüyor olmalıydı. Kendini cimciklediğinde canı acımıştı. Rüya görmüyorsa, kesinlikle ona dokunan bir şeyler yemiş olmalıydı. Yine de nedense hiç panik yapmıyordu. Arkada duyduğu müzik sanki onu duygularının derinliklerine çekiyor, içindeki olumsuzlukları birer birer yok ediyordu. İlginçti gerçekten... O sırada aklına komik bir düşünce geldi, ya öldüyse? 
 
O sırada yüksek bir çınlama duyuldu ve şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmış karakterimizin karşısında, bir bulutun üzerinde duran ve genelde Budist tanrıların resmedilişine benzeyen figürler göründü. 
 
“Sen, kayıp ruh!” diye konuştu bir çocuk. Çocuk gibi görünse de bir keşiş gibi giyinmişti ve ona bakan herkes, çocuğun normal bir çocuk olmadığını anlayabilirdi. “Evrenin dengesini bozuyorsun.”
 
“A-anlayamadım?” diye kekeledi kayıp ruh.
 
“Adın ve doğum tarihin, yıldızların en uğursuz zamanına denk geliyor. Sen olmaması gereken bir reenkarnesin. Bu zamanda doğmamalıydın.” diye cevap verdi genç bir kadın sesi. 
 
Reenkarne? Evren dengesi? Neler duyuyordu böyle? Duyduklarını sindirebilmek için biraz durmuştu ki baştaki çocuk sesi tekrar konuştu. “Sana gösterirsek, daha iyi anlayacaksın. Tanrı Buda adına, sana görüyü bahşediyorum.” Çocuk, elini ileriye doğru zarifçe uzattığında dört bir yandan gelen hizmetliler “kayıp ruh” olarak seslendikleri kişinin etrafını sardı ve geleneksel bir dans sergilediler. Büyüleyici bir ritmin arasından elinde bir kâse mavi boyayla çıkan bir dansçı, baş parmağıyla boyayı kayıp ruhun alnına sürdü. 
 
O sırada karakterin kafasında binlerce isim belirdi. İsimler birbirinden farklı cinsiyete ve ırka sahipti. Kimi zaman kadındı kimi zaman ise erkek. Hatta bazen bir nesne veya hayvan ismiydi. Bütün bu isimler kafasında teker teker yankılandığında; sonunda neler döndüğünü anlamıştı.
 
Reenkarnasyon gerçekti ve keşişin bahşettiği görüyle, şimdiye kadar yaşadığı tüm hayatları görmüştü. En son hayatı pek bir iyi geçmişti ve şu an, olduğundan daha iyi bir yerde olması gerekiyordu. Karma böyle çalışırdı. Ama şu anki hayatı... pek de konuşulmaya değer değildi doğrusu. 
“Peki benden ne bekliyorsunuz?” dedi keşişe. Bu sefer kadın sesi tekrar cevap verdi.
“Yıldızlar karıştığı için, farklı zamanlardaki reenkarnasyonların da burada yaşıyor. Hepsini toplamalı ve arındırmalısın. Yoksa evreni çökerteceksin ve ceza olarak, sonsuza kadar Yüz Bin İşkence Çukuru’nda kalacaksın.” Kayıp ruh, keşişin yüzüne bakakaldı. Nedense ruhani olaylar hep bir haksızlık taşıyordu. Söylediklerine göre sırf doğduğu için ne olduğu bilinmez bir çukurda hapsedilecekti. Tamamen tanrıların hatası olan bir durumda hesabı çeken neden o olmak zorundaydı ki? Yine de karşı gelmedi, çünkü kendisi gayet normal ve hiçbir şeyi olmayan bir insandı. 
 
“Sana ‘Karmanın Muhafızı’ adını veriyorum. Yeni adınla, tüm reenkarnelerin kim olduklarını bilecek ve seni takip edecek. Yıldız haritanı çıkar ve anılarını kullan. Kısa sürede hepsini bulacaksın. Bulduğun zaman onlara bir şans tılsımı vermelisin. Bu onları geri yollayacaktır.” 
 
Büyük bir çınlama sesi daha duyuldu ve etraf toz hâlini aldı. Durduk yere zorlu bir görev üstlenen Muhafız ise kendini yatağında buldu. Tam bütün bunların rüya olduğunu düşünüp rahatlayacaktı ki elindeki yıldız haritasına ve şans tılsımına baktı. İyice canı sıkılmıştı.
 
O geceyi tamamıyla yıldız haritası okumaya harcadı. Bu yeteneği nasıl elde ettiğini bile bilmiyordu. Sanırım binlerce hayatından birinde büyük bir astrolog ya da keşiş olmalıydı. Garipti yani... Sonunda tüm hesaplamalarını bitirdiğinde yedi tane isim çıkardı. Bu isimler farklı hayatları simgeliyordu. Biri evsiz bir adamdı, başka biri ise bir ressamdı, bir diğeri ise bir kedi! Ruhunun tamamen bir karmaşadan oluştuğunu anlayan Muhafız’ın diğer reenkarnasyonları ise sırasıyla; doktor, öğretmen, Asyalı bir lise öğrencisi ve Hint, orta yaşlı bir adamdı. Uğraştırıcıydı ama peşlerine düşmesi gerekliydi. 
 
Tüm dünyayı alaşağı ettiği yolculuğu böyle başlamıştı. Giremediği yerlere giriyor ve ona verilen güçlerle, kolayca her reenkarnesini yakalayabiliyordu. En kolay bulduğu reenkarnesi evsiz adamdı.
 
Evsiz adamı, zengin bir ülkenin başkentinde bir bankta uzanırken bulmuştu. Etraftaki zenginliğe o kadar tezat bir hâldeydi ki onunla karşılaşmak Muhafız başta olmak üzere herkesi şaşırtıyordu. Ama adam durumunu sürekli gözler önüne seriyor, herhangi bir takım elbiseli geçtiğinde ise öfkeyle yere tükürüyordu. Hayat şartları da karakteri gibi inatçı ve zordu anlayacağınız. Muhafız, bir zamanlar o hâlde nasıl yaşadığını düşününce ürperdi. Az çok hatırlıyordu ama hatırladığı anılar açlık, pislik ve öfkeyle dolu olduğundan üzerine çok düşünmüyordu. Düşünseydi herhalde gireceği çukur sadece yüz bin işkenceyle sınırlı kalmazdı. Öyle bir isyandı bu...
 
Evsiz adam, Muhafız’ı gördüğünde bir küfür savurdu. “Beni göndersen ne olur, göndermesen ne olur? Farklı bir yerde çilem devam edecek sadece. O işe yaramaz bunaklar önce bir şeyler yapsın!” Yine de bir ekmek karşılığında ruhunu satarak, şans tılsımını almayı kabul etmişti. Yok olurken; “Hiçbir şey değişmeyecek, en azından şu an doyayım.” demişti. Muhafız, adama büyük saygı duymuştu gerçekten.
 
Asyalı öğrenci sınavlarından ve derslerinden sıyrılmak için o daha söylemeden şans tılsımını elinden kapmıştı. Bunun tembel bir davranış olduğunu düşünebilirdiniz, ama tam tersiydi. Sırf Asyalı olduğu için gördüğü zorbalık tavandı ve okulun en başarılısı bile olsa kimseyi memnun edemiyordu. Aile baskısından bunalmış, özgür olup tüm hayatını terk etmek istiyordu. Ne kadar çalışsa da karşılığını alamaması da büyük bir etkendi tabii. Muhafız öğrenciye çok üzülüyordu. 
 
Hint adamı ruhani işlerle uğraşan bir topluluğun toplantısında bulmuştu. Adam tüm dünyaya “Biliyordum!” diye haykırmak için yok oluşunu çektirmek istese de Muhafız, buna izin vermemişti. Büyük ve heyecanlı, kıpır kıpır bir çekişmenin ardından sessizce yok olurken pek de memnun değildi. Yine de eğlenceli ve neşeli biriydi. Ne kadar ruhani işlerle uğraşsa da şaşırtıcı derecede zekiydi ve bilime katkılar sunmuştu. Aslında bütün ruhanilik bir hobiydi. Reenkarne çalışmalarını bilimsel verilerle desteklemek istiyordu. Yine de bu kadar kozmik bir şeyi kanıtlamak için insanın aklı yetmiyordu...
 
Ressam, gülümseyerek Muhafız’ın ve kendisinin karışımı bir portre çizmişti ve tutkuyla yaptığı eseri bitirmeden gitmek istememişti. Başka dünyalarda ve bambaşka yaşantılarda neler görebileceği onu o kadar heyecanlandırıyordu ki hemen evrene karışıp sanatını her bir köşeye sıkıştırmak istiyordu. Fazla sevdalı biriydi. Yine de prensiplerine bağlıydı ve portresini bitirip gitmesi bayağı zaman almıştı.
 
Öğretmen en zor gideniydi. “Öğretmem gereken o kadar çocuk var ki, hiçbirini bırakamam!” diye çocuklara bağlılığını aşırı inatçılığıyla öne çıkarıyordu. Gerçek bir öğretmen olduğu belliydi. Muhafız, her bir hayatında nasıl bu kadar inatçı olmayı başarabildiğini bir türlü anlayamıyordu. Zar zor öğretmeni de göndermeyi başardığında, yolu doktorun yoluydu.
 
Doktor, şu anda oldukça önemli bir ameliyata girmesi gerektiğini söylemiş ve kediyi bulduktan sonra kendisine gelmesini teklif etmişti. Muhafız biraz düşünmüş ve kabul etmişti. 
 
Muhafız için kedinin oldukça özel bir yeri vardı. Tüm yaşamlarından en net hatırladığı hayat buydu. Hatta bazen vücudunun tüy yumağıyla kaplı olduğunu hissedebiliyordu. Kendi yaşantısında sürekli yünlere sarılır ve kapaklarla oynardı. Uyumayı oldukça severdi ve sıcak zeminlerden kendini ayıramazdı. Daha sayamadığı onlarca özelliği vardı kedilere benzeyen... Bazı insanlara oldukça garip gelen bütün özelliklerinin bir nedeni vardı demek ki. Tabii bu neden de hemen önceki hayatında bir kedi olmasından başka bir şey değildi. Gördünüz mü? Bütün gizemlerin bir sebebi vardı işte. 
 
Hayatında yaşadığı tüm zorlukları şöyle bir gözden geçirdi ama hemen üstünü kapadı. Tıpkı bir kedi gibi, bazı şeyleri kumun altına atmak gerekirdi.
 
Muhafız baştan sona her yeri aradı. Günler geçti yok, haftalar geçti yok. Kediyi bir türlü bulamıyordu. Bulamadığı her dakika da sanki evren bozuluyormuş gibi türlü türlü doğa olayları gerçekleşiyordu. Sürekli bir gök gürültüsü yankılanıyordu. Tabii Muhafız’ın kulaklarına gelen uçsuz bucaksız etnik müziği de unutmamak gerekti. Artık delirecek gibiydi. Dünya üzerinde neredeyse her kediye rastlamıştı! O zaman neredeydi bu dört ayaklı düzenbaz kedi?! İyice sinirlenmişti. 
 
En sonunda kendini bir köşede, tıpkı evsiz hâli gibi perişan hâlde bulmuştu. Ağzından her zaman aynı söz yankılanıyordu: “Kedi nerede?”
 
Zaman geçti ve Muhafız yerinden kalkamayacak hâle geldi. Ortada ne bir kedi vardı ne de başka bir şey. Hayatı sönüp gidecekti. Gideceği yer de belliydi işte, merhaba Yüz Bin İşkence Çukuru! Bir köşede kıvranıp ölümü beklediğinde, beyaz önlüklü birinin başında durduğunu gördü. Önceki hayatlarından biri olan doktordu bu... Gözleri umutla doldu. 
 
“Kediyi bulamıyorum!” diye yakındı doktora. “Atacaklar beni çukura. Hem de çok saçma bir sebepten! Ne yapacağım ben? Bari sen yok ol da keşişler biraz rahatlasın!”
 
“Ne keşişi?” dedi doktor gülümseyerek. Muhafız her şeyi baştan sona anlattı. Doktor her söyleneni başından sonuna kadar dinlemişti. Sonra arkasını dönüp birine bir şeyler söyledi. Muhafız kafasını kaldırdığında beyaz önlüklü doktorun yanında başka bir doktorun olduğunu gördü.
 
“Eh, kişilik bölünmesi ve şizofreni bir arada görülünce sanırım reenkarnasyon oluyor!” diye bilimsel bir açıklama yaptı doktor. Muhafız oldukça öfkeli ve inatçı bir şekilde öne çıktı.
 
“Ne demek hasta? Bütün her şey belli işte. Bak diğer doktora. O da yok olacak birazdan. Sadece kediyi bulmam gerekiyor. Kediyi bulamıyorum bir şekilde!”
 
Reenkarne olan doktor konuştu. “Kedi sensin.” dedi net bir şekilde. “Yani, diğer kişiliklerinin arasındaki kedisin. Gerçi tam kedi de değilsin. Kedi özelliklerini taşıyan bir insan gibi davranıyorsun. Bunu çözmek için dahi olmaya gerek yok.”
 
“Öyleyse neden tanrılar beni seçti?” diye bağırdı ‘Karmanın Muhafızı’
 
“Çünkü en sakinimiz ve en az inatçımız sensin. Tedaviye senden başlamak gerekirdi.” dedi doktor. Bütün bu konuşmanın ortasında, öbür doktorun gördüğüyse sadece kendi kendine konuşan perişan biriydi. 
 
“Hadi yok ol artık, sen gittikten sonra ardından geleceğim. Ne de olsa ‘bu zamanda doğmamalıydın’...”
 
Kedinin, Muhafız’ın gözleri sonuna kadar açıldı. Bunlar Tanrı’nın söylediği şeylerdi. Bunu kimseye söylememişti ki! 
Doktor olan diğerinin eline şans tılsımını yapıştırdı ve Muhafız kedi ortadan kayboldu. Geriye doktor kalmıştı.
 
“İyi oynadın, teşekkürler.” dedi yanındaki adama. Adam olan biteni anlamıyordu. 
 
“Fanilerin anlamaması normal.” dedi reenkarne olan doktor. Nasılsa muhafızın da yaşamaması gerektiği için elbette ki yok olacaktı. Ondan daha sonra, paranın ve ünlü bir doktor olmanın tadını çıkarsa yeriydi! Gerçekten şizofren ve gerçekten de bir muhafız olan birinden daha sağlıklı yaşayacağı kesindi.
 
Doktor gülümseyerek hayatına devam etti. 

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?