Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
KADIN KAFASI

Kadına Şiddete Karşı Mücadelemiz Her Zaman, Omuz Omuza

25 Kas 2022

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü'nde BOBOscope ekibi olarak yeryüzündeki her kadının duygularına tercüman oluyor ve mücadelemizi dimdik bir şekilde gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Kadınlar! Hep birlikte varız ve şiddetin tam karşısında kalabalıklarla duruyoruz. Çok güçlüyüz ve güçlü kalmaya da devam edeceğiz...

Yağmur Ergu - Senior Creative Content Editor

Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Kadınlar olarak yalnızca şiddete karşı değil, tüm sisteme karşı mücadele ettiğimiz bu dünyada, önümüze setler çeken birçok engelle karşı karşıya kalıyoruz. Doğduğumuz günden öldüğümüz ana kadar şiddetin birçok formuyla muhatap oluyor ve farkında bile olmadan buna göğüs germeye çalışıyoruz. 
 
Mecbur muyuz? Asla! Fakat eğer ortada bir mücadele varsa, kadınlar olarak her zaman orada olduğumuzu biliyoruz. Çünkü bize öğretilen şey mücadele etmek. Çocukluğumuzdan bu yana üstümüze duvar misali bastırılan her tülü tahakküm nedeniyle, şiddet denilen kavramla mücadele etmeyi öğreniyor ve bazen bu mücadeleyi kendi başımıza verirken bazen kalabalıklar halinde haykırarak veriyoruz. 
 
En büyük düşmanımız ise şiddet olarak çıkıyor karşımıza. Kimimiz fiziksel şiddetten mustaripken kimimiz psikolojik şiddetten alıyoruz nasibimizi. Kim yapıyor bu şiddeti bize? Cevap sanıldığı kadar kolay değil fikrimce. Çoğunlukla eril sistemin tokadıyla karşı karşıya kalıyor fakat bazen hemcinsimizin bazen de kendimizin yaptığı şiddete maruz kalıyoruz çünkü. 
 
Biz kadınların asıl öğrenmesi gereken şey ise şiddetle bir gün değil her gün mücadele etmek. Dolayısıyla yalnızca bugün değil, her gün şiddet denen kavramın karşısında dimdik durmak hepimizin benimsemesi gereken bir durum. Yılmadan, pes etmeden ve en önemlisi şiddete şiddetle karşılık vermeden, güzel yarınlar inşa etmek adına, hep birlikte omuz omuza mücadeleye devam etmeliyiz. 

Ecem Yılmaz - Social Media Director

Son yıllarda seslerini daha fazla duyduğumuz ve hep daha fazla duymak istediğimiz kadınlar, dünyanın dört bir yanından bağırıyorlar: KADINA YÖNELİK ŞİDDET ENGELLENEBİLİR! 
 
Her haksızlığın, yapılan her yanlışın bir cezası varken ve elinden gelen herkes, daha huzurlu bir dünyada yaşamak için yapabileceği her şeyi yapıp bu yanlışları engellemeye çalışırken söz konusu kadına uygulanan şiddet olduğunda neden üç maymun oynanıyor? Bu kadar göz önünde olan bir insanlık suçunun, neden sürekli üstü örtülmeye çalışılıyor? Sanırım hiçbirimizin aklı, bu çelişkiyi almıyor… Görmezden geldikçe toplumsal bir soruna dönüşen, toplumların birbirinden aldığı cesaretle globalleşen ve önüne geçilemez bir sorun haline gelen kadına şiddetin, 2023 yılına girerken bile hala gündemimizde olması bana çok absürt geliyor. Üstelik duyduklarımızın veya şahit olduklarımızın dışında, kapalı kapılar ardında yaşanan şiddetler de üzerinde konuştuğumuz rakamları önemsizleştiriyor. Burada olaya sadece fiziksel şiddet olarak bakmamamız gerektiği aşikâr. Cinsiyet eşitliğinin peşinde koşarken kadınlara uygulanan mobbingin, psikolojik şiddetin, sözlü tacizin ve ayrıştırıcı birçok uygulamanın da ortadan kalkması gerekiyor. Çalışma, ev ve sosyal hayatında belirli sınırlar içerisinde dönüp duran kadınların, her alanda özgürce var olabilmenin tadını çıkarması, bize şu an ütopik geliyor olabilir… Fakat olması gereken şeyi bir ütopyaya dönüştüren yine bizleriz ve en başta ele alınan bu suçun “Gerçek bir suç” olduğunu bilmeliyiz. Görmezden gelmek, üzerini örtmek, sindirmek veya alışmak yerine yaşananların ne kadar büyük bir hak ihlali olduğunu her fırsatta dillendirmeliyiz. Sonra mı? Bireysel olarak gösterdiğimiz çabanın sistem tarafından da gösterilmesi için var gücümüzle mücadele etmeliyiz. Çünkü hatırlamakta fayda var: “… Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” 

Zeynep Arısoy - Creative Content Editor

Şiddet, sadece kalkan eller değildi ama biz farkında değildik.
 
Şiddet; tekmelerin yanında girilemeyen sokaklardı. Fikrini dile getirmesi imkânsız olan ortamlardaki iki dudaktı. 
Şiddet; bebeği mışıl mışıl uyurken, sessizce kendi yolundan feragat eden dizlerdi.
Şiddet; dört duvar arasındaki küçük dünyasını sabahtan akşama kadar çekip çevirmek için uğraşan ellerdi. 
Şiddet; geceleri yolda yürüyemeyen ayaklardı. Yolda yürümek için kapatması gereken, giydiği her şeyle ayıplanan vücutlardı. 
 
Şiddet, her yerdeydi ve hep bizimleydi. En önemlisi de bütün bu şiddetin taşıyıcısı; kadındı.
 
Nerede olursa olsun kadın; yaptığı ve yapmadığı her şeyle çeşitli şiddetlerin kurbanı oldu. Bir kadının vücudunda ne varsa ya cisimleştirildi ya da zorla konulan bir kuralla küçümsendi. Bu yüzden diyoruz ya; şiddet ne yazık ki hiçbir zaman, kadınların saklamak için didindiği morluklardan ibaret değildi. Sayamayacağımız her noktada kendini gösteren şiddet, gencinden yaşlısına her kadını takip etti. Kimi zaman erkekti şiddeti oluşturan, kimi zaman kadının ta kendisiydi. Başka bir zamansa tüm toplum oldu kadına bu baskıyı uygulayan.
 
Kadını susturan onca kurum oldu, onca algı oluşturuldu. Ama tüm bunların yanında, ahı duyulmayan kadınlar için tek bir sesle, tüm dünyaya bağıranlar da oldu. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde biz, ahları duyulmayan kadınların bütün acısını bağırıyoruz. Diğer günlerde ise bu şiddeti iliklerimize kadar hissederek, hep bir ağızdan dur demeye devam ediyoruz.
 
Bu şiddetin farkına var, vücudu şiddetin öznesi hâline gelmiş tüm kadınlara karşı şiddete “DUR!” de. Şiddet sadece kalkan ellerde değil, şiddet her yerde ve biz bu acıları duyurmak için hep burada olacağız. Acı çekenler içinde olsak da şiddete maruz kalsak da susmayacağız.
 
Gizem Yazıcıoğlu - Social Media Assistant

“Kızını dövmeyen dizini döver”miş.  
Kızı olunca insanın “derdi” de çok olurmuş. 
Çocuksuz kadın “meyvesiz ağaca” benzermiş.
“Kadın başına” yapamazmışsın evdeki tamiratı. 
Elinin hamuruyla erkek işine karışmaman gerekirmiş. 
Bir de “kız gibi” çok konuşan erkekler yok mu? Onlar daha da fenaymış. Sonra, kadın olduğun için “dua” edecekmişsin.  
Kocan ya da baban seni “hem sevebilir hem de dövebilir”miş. 
“Kadının sırtından sopayı, karnından da sıpayı” eksik etmeyecekmişsin.  

Ne acı değil mi yukarıda yazanlar. Bunlar, bizim atasözlerimiz. Geçmişten günümüze gelen -ne yazık ki- hala kullanılmaya devam eden özlü sözlerimiz... Günümüzde her gün ve her dakika bir kadın şiddete uğruyor. Bizler, bu acı durumların belki de çok küçük bir kısmını öğreniyoruz.  

Yine bizler, kadın olduğumuz için şiddet görüyoruz. Kimine göre dert olduğumuz için, anne olmayı istemediğimiz, belki de anne olamadığımız için şiddete maruz kalıyoruz. Adamın birinin canı sıkılıyor, bizim canımız yanıyor. Yine bir adam eve sarhoş geliyor, bu sarhoşluktan biz nasibimizi alıyoruz. 

Peki biz neyi mi hak ediyoruz? 

Kendimizi özgürce ifade edebildiğimiz, kendi ayaklarımız üzerinde durabildiğimiz, sokaklarda gece gündüz rahatça dolaşabildiğimiz, kadın cinayetlerininse tamamen bittiği günlerin hemen gelmesini hak ediyoruz.

Tüm kadınlara kucak dolusu sevgilerle…

Çiğdem Korkmaz - Social Media Assistant

“Kadın” dediğimizde aklımıza gelen ilk kelimelerden bir tanesinin “şiddet” olması, mücadelemizin meşru kılınmasının adeta kanıtı niteliğinde. 

Doğduğumuz andan itibaren bireylere atfedilen toplumsal cinsiyet rollerinin neden olduğu eşitsizlik, kadına yönelik kalıp yargılara ve kadınların ikincil konumlara atanmalarına yol açıyor. Bu durum ise bizi, kadına yönelik şiddetin farklı yüzleri ile tanıştırıyor. Her ne kadar aklımıza ilk gelen fiziksel şiddet olsa da şiddetin, psikolojik, cinsel ve ekonomik gibi birçok farklı boyutu olduğunu unutmamak gerekiyor. Özerkliğin, güvenliğin ve huzurun olması gerekenden çok daha uzaktaki atmosferi, kadınları ihtiyacı olan nefesten alıkoyuyor. Yaşamaya yönelik en temel hakkın sarsıldığı ve bu durumun ana sebebinin “kadın” olmaktan beslendiği her türlü tutum, bizi kadına yönelik şiddet başlığının çatısı altına götürüyor. Bu tutumların, kalplerin aynası ve zihinlerdeki damgaların yansımaları olduğunu fark etmek ve ilişkilerimizi bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Zaman geçtikçe tarihinin daha çok köklendiği ve tarifinin daha acı bir hale getirildiği bu şiddet, ne yazık ki zamandan, mekandan ve kişiden bağımsız bir şekilde yüzünü bize gösterebiliyor. Neler yapılabileceğine bakıldığında ise bireysel ve toplumsal olarak üstlenmemiz gereken birçok farklı sorumluluk ile karşılaşıyoruz. Bunların başında, gücün cinsiyetten çok daha ötesi olduğunu özümsememiz ve çevremize bu bilinci yaymamız geliyor.

Eylül Serçe - Intern
 
Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü Hakkındaki Görüşlerim
  
Dünya’nın neresinde olursak olalım, kadına karşı şiddet maalesef hepimiz için oldukça can sıkıcı kavramlardan bir tanesi olarak hayatlarımızda bulunuyor. Şiddetin türü fark etmeksizin hepimiz en az bir tanesine maruz kalıyoruz. Ailemizden, ilişkide bulunduğumuz kişiden, arkadaşlıklarımızdan hatta ve hatta hiç tanımadığımız yoldan geçen bir insan tarafından bile şiddete uğramaya açık bir noktadayız. Şiddet kavramının en sıkıcı tarafının da bu olduğu düşünüyorum, kendimizi kime karşı ve nasıl koruyacağımızı bilmiyoruz. En güvendiğimiz insanlardan bile korkar hale geldik. Üzücü olansa hiçbir zaman can güvenliğimizin olmaması, şiddet suçuna verilen cezalar maalesef ki biz kadınları korumak yerine çoğu zaman şiddeti uygulayan kişiyi koruyor. Kadınları sırf istedikleri için öldürüp, mahkemelere takım elbise giyip çıkıyorlar ve sırf bu takım elbise yüzünden ceza indirimi alıyorlar. Bazı kadınlar, boşandıktan sonra eski eşleri onları öldürür diye boşanmaya korkar oldular ve evin içindeki şiddeti çekmek zorunda kalıyorlar. Çocukları annesiz kalmasın diye her şeye göz yumuyorlar. Sadece bu da değil, akşamları başımıza bir şey gelecek diye dışarı çıkmaya korkar olduk, sürekli huzursuz, gergin bir ruh halinde oluyoruz çünkü sokaklar artık bizim için güvenli olmamaya başladı. Bir çoğumuz çantasında biber gazı veya elektro şok cihazı bulunduruyor, çünkü ne zaman şiddete uğrayacağımız belli olmuyor. Canımızı koruyabilmek adına her an tetikte olmak zorundayız. Hepimizin az çok aynı şeyleri hissetmesi, aynı şeylerden korkması o kadar üzücü ki… Umarım bir an önce adalet sistemi biz kadınları korumaya başlar. 
 
 
Zeynep Aslı Elidolu - Intern

Bilindiği gibi 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”. Bir kadın olarak bugünün önemini ve biz kadınlarda yarattığı etkiyi tarif edecek bir söz bulmak benim açımdan imkansız çünkü sesimiz kısılana kadar attığımız çığlıklar şu ana kadar bir etki göstermedi. Hala ve hala kadınlara yönelik şiddet devam ediyor. Üstelik biz kadınlar, aile içi şiddet dışında da erkek arkadaşımız ya da yolda tanımadığımız bir kişi tarafından şiddete maruz kalma ya da öldürülme riski altındayız. Maalesef her geçen gün bu risk katlanarak artmaya devam ediyor, bugünün anlam ve önemine daha fazla dikkat çekerek insanlar özellikle de kadınlar şiddet ve şiddetin her türlüsü hakkında bilinçlendirilmeli.
Eğitim önce evde başlar derler hep, bu yüzden önce bütün ebeveynlerin evde oğlunu eğitmesiyle başlaması gerektiğini düşünüyorum. Oğlan çocuklarına, kadına yönelik sözlü ya da fiziki her türlü şiddetin ne kadar korkunç, insancıl olmayan bir davranış olduğu anlatılmalı. Bunun yanı sıra kız çocukları da bilinçlendirilmeli ve bu dünyada zaten var olan eril hakimiyette bir erkeğe bağlı olmadan, onun arkasına sığınmadan başarılı olunabileceği anlatılmalı. Kadınlar kimseye muhtaç değildir. 
Ayrıca bir kadın şiddete uğradığı zaman ‘neden’ ya da ‘o kıyafeti giydiği için olmuştur’ gibi ithamlarda bulunulacağına toplum olarak el ele verip, kadınların üstündeki bu ağır yükü hep beraber kaldırmamız gerektiğini düşünüyorum. Herkes, elini taşın altına koyarak kadınlara kalkan ellere artık bir ‘dur’ demeli! 

Beyza Makam - Intern

Bugün, yüzleşmemiz ve artık “dur” dememiz gereken bir başka gün. Bizler, her gün aynı mücadelemizi sürdürmeye devam ederken ve sadece insan gibi yaşamak istediğimiz için; aslında, tekrar ve hiç bıkmadan sesimizi çıkarmaya ve haklarımızı aramaya devam ediyoruz. Yaşamak istiyoruz sadece. Özgürce…
 
Bu yüzden, yaşadığımız coğrafyamız, dilimiz, etnik kökenimiz, cinsiyetimiz, inancımız ve tercihlerimiz ne olursa olsun sadece daha insanca yaşamak için mücadele ediyoruz. Sahip olmamız gereken haklarımız için bu mücadele. Dışarı çıkarken korkmadan özgürce yürüyebilmemiz, sadece kadın olduğumuz için yargılanmamız, bizim için belirlenen sözde kalıplara bir dur dememiz ve kadına yönelik her türlü şiddete karşı olduğumuz bir mücadele bu. 
 
Suçlanmak istemiyoruz artık. “O saatte orada ne işi varmış!” cümlelerini duymak istemiyoruz. Bu cümlelerin hiçbiri, sadece yaşamak isteyen bir kadın için bir anlam ifade etmiyor çünkü. Tercihlerimiz için şiddete maruz kalmak istemiyoruz. Bizim adımıza alınmış olan kararları da istemiyoruz. Sadece haklarımızı istiyoruz. Herkesin sahip olması gereken haklarımızı…
 
Bugün hâlâ kadına yönelik şiddet artarak devam ediyor. Artık sayamıyoruz. Saymak da istemiyoruz. Sadece duyduğumuz rakamlar var elimizde. Bir de hiç duymadıklarımız, haberimiz bile olmayanlar. Aslında her gün, sadece kadın olduğumuz için yaşadığımız şiddetten bahsediyorum. Sadece fiziksel şiddetten değil, psikolojik şiddetten de bahsediyorum.
 
Sokaklarda korkarak sürekli arkama bakıp yürümek istemiyorum mesela. Aldığım kararlar için baskı görmek ya da şiddete maruz kalmak da istemiyorum. Sözde sevgi sözcüğü adı altında öldürülmek de istemiyorum.
 
Bu yüzden, her gün olduğu gibi bugün de aynı kararlılıkla sesimizi çıkarıyoruz. Bizler sadece yaşamak istiyoruz ve bunun için de gerekli adımların artık atılmasını istiyoruz. Çok şey istemiyoruz aslında…
 
 
 
 

 
 


©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?