Kadın Yazarlar Neden Anonim Kalmayı Tercih Ediyorlardı?
KADIN KAFASI

Kadın Yazarlar Neden Anonim Kalmayı Tercih Ediyorlardı?

Günümüzde birçok kadın yazarın eserlerini severek okuyoruz; bu yazarların isimlerini biliyoruz ve hayatlarına dair bilgi sahibi olabiliyoruz. Fakat durum her zaman böyle değildi; çünkü kadın yazarlar her zaman eserlerinde isimlerini açıkça belirtmiyorlardı. Çoğu kadın yazar anonim kalmayı seçiyor ya da erkek isimlerinden oluşan takma adlar kullanıyorlardı. Kadınların erkeklerden zihinsel anlamda daha geride olduğunu iddia eden zihniyet, bu savı desteklemek için, erkek yazarların sayı olarak kadınlardan çok daha fazla olduğunu öne sürmüştür her zaman. Bu zihniyetin göz ardı ettiği fakat oldukça basit olan nokta ise, tarih boyunca birçok kadın yazarın adını duyurmayı tercih etmemiş olduğu gerçeğiydi. Kadın yazarları bu tercihe sürükleyen şey ise, yine ataerkil zihniyetin üzerlerinde yarattığı baskıydı.

Editör :Deniz Görgü
Yayın Tarihi :28 Kas 2021
Süre :1.5 Bardak
Virginia Woolf’un da Kendine Ait Bir Oda adlı romanında işaret ettiği gibi, kullanılan bu takma adlar, kadınların toplum içinde itibarlarını korumalarının bir yoluydu. Kendi geçimlerini sürdürmek için yazmaları, bir kadına asla yakışmayacak bir aktivite olarak görülüyordu. Günümüzde aklımız böyle bir mantığı kavramakta zorlansa da, kadınların para kazanmak için roman yazıp istekli kişilere satmaları fikri, bazı kirli akıllarda fuhuş ile paralellikler kurduruyordu. Kadınların kendilerini evliliklerine ve ailelerine adama ‘’görevlerini’’ ihmal edip, bu tarz bir kariyer peşinde koşmaları kabul gören bir durum değildi. Bu açıdan ailelerinin kontrolünden çıkıp, yazarak para kazanan kadınlar 'iffetsiz' damgası yemekten ve aşağılayıcı lakaplar takılmaktan kaçamıyorlardı. İtibarlarını korumak isteyen kadınlar, eserlerini ancak anonimliğin ve takma adların verdiği güven hissinin altında yazabiliyorlardı.

Isabel Bishop
Erkeklerin egemen olduğu toplum, kadındaki ‘’iffetlilik’’ fikrini insanların zihinlerine öylesine kazıyordu ki, yetenek sahibi kadınlar bile hissettikleri bu baskıyı içselleştirdi ve bu baskıyı yıkıp geçmek oldukça cesaret gerektiren bir durum haline geldi. Zamanlarının şartlarından nispeten daha bağımsız yaşayıp, edebiyata gönül veren kadınlar bile gerçek kimliklerini takma isimler arkasına gizlemek zorunda kaldılar. Anonimlik kaygısı, kadının içine o kadar derinden kök salmıştı ki, kadınlar kendilerini ifade etme gücünü, saygınlıklarını kaybetmemek için erkek kimliklerinin arkasında baskılayarak, kendileriyle çelişip iç çekişmeler içinde bir hayat sürmeye mahkum ediliyorlardı. Bunların yanı sıra, kadınların entelektüel açıdan erkekler kadar üstün olamayacağını savunan görüşün edebiyat dünyasında hüküm sürmesi, kadınları anonim kimlikler altında herhangi bir önyargı ile karşılaşmadan, sırf cinsiyetlerinden ötürü haksız eleştirilere maruz kalmadan, kalemlerini özgürce kullanabilmek ve yazarken yaratıcılıklarını deneyimleyebilmek için cinsiyetlerini gizlemelerine mecbur ediyordu. Cinsiyetlerini belli ettikleri takdirde yazdıkları şeyler küçümsenip ciddiye alınmadığı için okuyucu bulamıyorlardı.

Anne, Emily, and Charlotte Brontë (Branwell Brontë, 1834)
Bugün hepimizin severek okuduğu ve klasik haline gelmiş birçok roman bile, ilk yayımlandığı sırada anonim bir yazara aitti. Jane Austen’ın kaleminden çıkmış Akıl ve Tutku, ‘’bir hanımefendinin kaleminden’’ etiketiyle yayımlandı; çoğumuzun hayran olduğu Gurur ve Önyargı ise ‘’Akıl ve Tutku’nun yazarından’’ etiketiyle yayımlandı. Günümüz şartlarından bakıldığında, Jane Austen gibi büyük bir yazarın bile, hiçbir zaman kendi ismini eserlerinin üzerinde göremeden dünyaya veda ettiğini düşünmek bir hayli üzücü. Aynı şekilde, günümüzde gelmiş geçmiş en büyük yazarlar arasında gösterilen Charlotte, Emily ve Anne Brontë kardeşlerin eserleri takma adlar altında yayımlanıyordu. “Kadın olduğumuzu ilan etmeyi istemedik, çünkü -yazma ve düşünme tarzımızın 'kadınsı' olarak adlandırılan şeye uymadığını farkında olmayarak– kadın yazarlara önyargıyla bakıldığına dair bir izlenimimiz vardı.’’ diyor Jane Eyre gibi bir klasiği dünyaya kazandıran Charlotte Brontë.

Bunlar hissettikleri baskı nedeniyle kendi zamanlarında adlarını duyuramamış veya yetenekleri heba olmuş yüzlerce kadın arasından yalnızca birkaçı. Kadınların edebiyat dünyasına erkekler kadar eser kazandıramamalarının ve sayıca daha az olmalarının sebebi, doğuştan gelen bir aşağılık veya yeteneksizlik değil, içinde bulundukları sosyal, ekonomik ve psikolojik koşullar. Şu an bildiklerimizin yanı sıra, bir o kadar da isimlerini dahi bilmediğimiz kadın yazarın dünyadan duyulmadan gelip geçmiş olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek; ayrıca Woolf’un da dediği gibi, ‘’Çoğu anonim yazar muhtemelen birer kadındı.’’ 

Yukarı Kaydır