Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Issızlığı Sağır Eden Köy: Sazak
Fotoğraf: Cihad Özsöz
SEYAHAT

Issızlığı Sağır Eden Köy: Sazak

Yaşadığımız coğrafyanın her karışı, acılarla yoğrulmuş bir tarihi arkasında barındırıyor. İzmir’in Karaburun ilçesindeki, mübadelenin acısının tüm gerçekliğiyle hâlâ yankılandığı Sazak Köyünden bahsedeceğim bugün sizlere. İnsanların yurt bildiği yerlerden gönderilmesinin kederi sanki hâlâ asılı duruyor bu köyün sokaklarında. Gelin, ıssızlığı sağır eden bu köye yakından bakalım.

Editör :Nazlı Doğan
Yayın Tarihi :11 Eyl 2022
Süre :2 Bardak

Fotoğraf: Cihad Özsöz
1923 yılında Lozan Antlaşmasına ek bir sözleşme daha yapıldı. Bu sözleşme 19 maddeden oluşan ve yüzbinlerce insanın hayatını etkileyecek bir sözleşmeydi. İnsanları doğup büyüdükleri topraklardan koparacak, çok fazla insanın ölümüne neden olacak, göç yollarına düşürecek, bu yollarda çok insanı telef edecek bir din mübadelesiydi bu.
Hristiyan ve Müslümanların “ait olduğu” topraklara geri dönmeleri için bir mecburiyet doğurmuştu Türkiye ve Yunanistan devletleri kendi aralarında.
Bu yaratılan mecburiyet halka intikal edince kardeş gibi yaşayan, o güne dek bir arada yaşamış olan insanlar düşmanlaşmıştı. Bu düşmanlık büyük ölçekten bakılınca anlamlandırılabildiyse de komşusunun dükkanını, evini yağmalarken ve insanları zorunlu göçe acımasızca sürüklerken anlamlandırılamadı şüphesiz.
Doğup büyüdükleri yerden gönderilmek istenen Rumlar, bir anda yabancı kılınmıştı. Yabancı hatta ülkenin birliğini bozan düşmanlar olarak yaftalanan Rumlar çeşitli baskı ve zulümlerle karşılaştılar. İşte bu zulmün, ötekileştirmenin ve düşmanlaşmanın bir kanıtı niteliğinde duran bir köy var Karaburun’da.

Fotoğraf: Cihad Özsöz
Köye nasıl gidildiğini anlatmakla başlayalım. Yakın zamanda, birkaç hafta kadar önce ziyaret ettim bu köyü. Köy çok uzun bir tırmanıştan sonra karşınıza çıkıyor. Sonradan tam köyün karşısına yel değirmenleri konumlandırılmış. Yani oldukça uzun bir tırmanış yapmanız gerekiyor yel değirmenlerinden anlaşılacağı üzere. Bu tırmanış da oldukça virajlı bir yoldan yapılıyor.
Fakat enfes Ege köylerinin yamacından geçmek, çocukların resimlerde çizdiği gibi tombul tombul dağlar arasından ilerlemek oldukça keyifli bir yolculuğa neden oluyor. Bu yolculuk özel araba dışında yapılamıyor, oraya giden bir araç yok. Yukarıya tırmandıkça sessizlik daha da artıyor, ıssız atmosfer her yanınızı sarıyor.
Müzik çalıyorsa kapatma ihtiyacı hissediyorsunuz çünkü o sessizlik çok şey anlatıyor.

Fotoğraf: Nazlı Doğan
Köyü gösteren herhangi bir tabela yok yol boyunca. Bu da lekenin üzerini örtme telaşını hissettiriyor. Köye navigasyon ile ulaşmanız mümkün oluyor. İzmir-Çeşme otobanından Urla’ya sonra da Karaburun’a ayrılıp, ardından navigasyonu takip etmek faydalı oluyor. Çok fazla tırmanıldığı için bir noktada muhakkak kayıp mı olduk sorusu yankılanmıyor değil. Ama telaş yapmayın, yolun tadını çıkartın.
Köy, bir yamaca inşa edilmiş. Kocaman, koskocaman bir köy. Evler yağmalanmış, hiçbirisinin çatısı, penceresi yok. Karşıdan bakınca tüyleriniz ürperiyor. O acayip ıssızlığın içerisinde kapkara binalarıyla yükselen köy, acayip duygular yaşatıyor. Filmlerdeki gibi bir evin içine girince her şey canlanıversin istiyorsunuz. Orada kimler yaşamış görmek, tanık olmak istiyorsunuz. Fakat köy öyle yağmalanmış ki bu hayalleri kurmak neredeyse imkânsız. Yalnızca diğerlerine göre biraz daha genişçe olan bir binanın kilise bir diğerinin de cami olduğunu tahmin edebiliyorsunuz, biraz da sokakları zihninizde canlandırabiliyorsunuz o kadar.
Bu da barış içinde yaşamanın, din, dil ırk ayrımının değil insan olmanın önemini bize hatırlatıyor sanki.

Fotoğraf: Nazlı Doğan
Tüm yağmalamalara rağmen hâlâ önemli bir kısmının ayakta kalmış olması tuhaf ve ürkütücü bir atmosfer yaratıyor. Yöresel taşlarla inşa edilmiş bu yapıların kuvvetli rüzgârlara, depremlere, sel felaketlerine bunca yıldır dayanmış olduğunu görmek farklı hissettiriyor.
Tüm evlerin ortak özelliği olarak, kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, nişler ve taş ocaklar dikkat çekiyor. Depolama alanı olarak her evin en az 1 duvarında derin nişler bulunuyor. Mutfakta ise bir baca ve yemek pişirmek için yapılmış taştan bir ocak var. Ev içlerini oda oda ayıran malzemeler, pencereler, kapılar ve çatılar yağmalandığı için yalnızca 4 duvar karşılıyor sizi evlerde. Söylentiye göre define avcılarının da çokça yağmaladığı köyde yaklaşık 80 tane ev var.

Fotoğraf: Nazlı Doğan
Sokaklarında gezdiğim, evlerine girdiğim Sazak Köyünde mübadelenin acısı hâlâ duruyor sanki. O taş duvarlar, yıkık, metruk binalar, içlerinde incir ağaçları yetişmiş evler, daracık sokaklar, bir zamanlar orada yaşanıldığını iliklerimize kadar hissettiren ev içlerindeki detaylar hepsi görülmeyi hak ediyor. Belki yolu biraz meşakkatli ama kesinlikle bu derin acıyı duymak, o sessizliği omuzlarınızda bir ağırlık gibi hissetmek için gidilmeye ve görülmeye değer. Tarihimizde neler yatıyor bilmek için yolculuğa Sazak Köyünden başlayabilirsiniz.

Yukarı Kaydır