Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
SEYAHAT

İçinden “Tuna” Geçen Şehirler

16 Oca 2023

Sakin, keyif dolu ve huzurlu bir tatil arayışındaysanız görkemli Tuna Nehri’nin geçtiği bu şehirlere bir göz atın derim. Bir şehrin güzelleşmesi için bir su kenarında olması yetmiyor mu sizce de? İşte size bunu kanıtlayacak bir yazı. Tuna Nehri’nin geçip güzelleştirdiği Ulm’a ve Bratislava’ya biraz yakından bakalım ister misiniz? Buyurun öyleyse.

2.5 Bardak

Tuna Nehri Avrupa’nın en büyük ikinci havzası. Öyle büyük ki tam 10 ülkeyi katediyor, milyonlarca insanın yanı başından geçiyor ve Karadeniz’e dökülüyor. 2857 kilometre boyunca uzanan bu eşsiz nehir Avrupa’nın ikinci en büyük nehri olmasının yanı sıra elbette içinden geçtiği şehirlerin seyahat yükünü de alıyor. Almanya’da iki nehrin birleşimiyle oluşuyor, Almanya’yı katettikten sonra Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna ve Moldova’dan geçiyor.

Kilometrelerce uzanan kollara, tüm nehir boyunca konuşlandırılmış 78 limana sahip ucu bucağı olmayan bir nehirden bahsediyoruz. Tuna’ya karşı konumlandırılmış evler, restoranlar, hemen yanında ilerleyen yürüyüş yollarını hem gezi hem de ulaşım için içinden geçen gemileri bir düşünsenize. Birçok şehri birleştirmesiyle sizi de büyülemiyor mu?

Bu yazı için Almanya’nın Ulm kentiyle Slovakya’nın başkenti Bratislava’yı seçtim. Çünkü iki şehir de Tuna’nın dinginliğini almış, bir su kenarı şehri olarak sakin ve incelikli şehirler. Hiç durmadan gezdiğiniz, yorgun ve yüksek ritimli bir tatil bu şehirlerle uyuşmuyor. Aksine kitabınızı alıp saatlerce bir kafede oturabildiğiniz, oranın ruhunu iliklerinize kadar hissedebildiğiniz, nehir boyunca yürüyüşler ve geziler yapabildiğiniz bir tatil sizi bekliyor, buyurun detaylara geçelim.

https://sportishka.com/uploads/posts/2022-04/1650660061_1-sportishka-com-p-gorod-ulm-krasivo-foto-1.jpg

Şaşırtıcı ve Dingin: Ulm

 
Ulm’dan başlamamın sebebini tahmin edersiniz; Tuna tam da buradan doğuyor. II. Dünya Savaşı’nda büyük darbeler alan şehir, hâlâ gotik mimariyi korumayı başarmış. Modern ile gelenekselin nefis bir harmanı olan Ulm, enfes mimaride kiliselere, Orta Çağ surlarına ve serçe heykelleriyle dolu müthiş binalara sahip. Tuna Nehri boyunca, klasik ahşap Alman evlerinin renkleri sizi büyülerken şehrin çeşitli yerlerindeki serçe heykelleri de yürüyüşünüze keyifli anlar katıyor. Bu özelliklerin hepsi sanki birbirine ruh üflüyor, enfes bir atmosfer gözünüzün önünde kanlı canlı bir hale geliyor, eh haliyle yüzünüzde bir gülümsemeyle yürüyüşünüze başlıyorsunuz.

Ulm’dan bahsedip Guinness Rekorlar Kitabına “dünyanın en çarpık evi” unvanını alarak girmiş mekândan bahsetmeden geçmek olmaz. Tuna’nın hemen yanında konumlanmış olan bu bina modern bir bina değil. Tam 600 yıl önce yapılmış olan bu mimari, ilk anda klasik bir Alman evi gibi görünüyorsa da aslında üst kısmı ciddi şekilde kaymış durumda. Bu bir mimari hilesi elbette, Tuna Nehri’ne düştü düşecek gibi duran bu evi yakından görmek hoş olmaz mıydı?

Bu şehrin bir diğer önemli özelliği de dünyanın en uzun kilise kulesine sahip olması. Öyle uzun ki bir sembol haline gelmiş. Tam 768 basamakla çıkılabilen bu kule 161 metre uzunluğunda ve 1890 yılında yapımı tamamlanmış. Ulm’a gittiğinizde derin bir nefes alıp bu kulenin tepesinden şehri izlemek de farz oldu değil mi?

Ayrıca elbette Almanya’nın muazzam doğasından, sert kışından, tatlı yazından bahsetmek gerekiyor. Her mevsim ayrı güzel ağaçları, enfes yürüyüş yolları, sakin parkları ve dokusunu hiçbir zaman kaybetmeyen sokaklarıyla rotaya mutlaka eklenmesi gereken bir destinasyon.

Sakin ve Zarif: Bratislava

 
Tuna Almanya’da doğuyor, Avusturya’dan geçiyor ve Slovakya’ya varıyor. Slovakya’nın başkenti Bratislava öyle temiz ve öyle sistemli bir şehir ki. Viyana’ya 50 kilometre uzaklıkta bulunan bu şehrin diğer tarafı da Macaristan’a komşu. Konumu nedeniyle de oldukça ilgi çekiyor. Bratislava Tuna’yı belki de en güzel kullanan şehirlerden biri. Tuna Nehri üzerinde ismine botel denilen bot oteller var. Bu oteller hem bu enfes nehrin üzerinde hatta içinde uyuyabileceğiniz eşsiz bir deneyim sunuyor hem de güverteleriyle güneşlenme imkânı da veriyor. Bu şehirde konaklamak isteyenlerin kaçırmaması gereken bir fırsat bence.

Şehrin eski şehir kısmı asıl büyülü olan tarafı. Binaları muazzam, sokakları, tramvayı, köprüsü, kuleleriyle müthiş bir deneyim sunuyor. Bu şehir için bir sıfat kullanmak gerekirse sanırım o kelime “zarif” olur. O kadar zarif binaları, incelikli işlenmiş mimarisi var ki sokaklarında bir festival filminde kameranın tam önünde gibi hissedeceğinizden şüpheniz olmasın. Tiyatro binaları, Bratislava Kalesi, eski belediye binası, Kutscherfeld Sarayı ile zarafet 14. yüzyıldan beri bu şehirde boy gösteriyor.

Burası hayatın çok hızlı aktığı ve durmadan bir aktivitenin yapıldı başkentlere benzemiyor. Sakin, yüksek ritimli olmayan, yormayan aksine dinlendiren bir yer. Enfes kafelerinde vereceğiniz uzun kahve molaları, Tuna Nehri üzerinde çıkacağınız bir bot turu, muazzam ağaçlarla dolu parklarında yapacağınız bir yürüyüş ya da şehrin ilginç heykellerini görmek için yapacağınız bir yürüyüş sizi fazlasıyla tatmin ediyor.
Tüm yılın yorgunluğunu atacak, dinlendirici bir rota olmadı mı sizce de?

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?