Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
KADIN KAFASI

İbrahimi Dinler ve Patriyarki: Şiddet Bir Yanlış Anlaşılma

25 Kas 2022

Dünya; bedenleri ve ruhları kızılın ele geçirdiği bir şiddet mahalli. Gazete manşetlerinin kanla atıldığı, haber metinlerinin aşkla yazıldığı bir çağ. Kainatın iki ayrı ucunu birbirine çekiştirerek aşk ve şiddeti bir cümleye sığdıranların çağı bu. Dünyayı dar edenlerin... Aşk ki kendisinden başlar insanın, kalbine ilk aldığı şey varlığıdır; varlığın yaratıcısını tanıyana dek... Peki aşk sözlüğünün ilk sözcüğü Tanrı ile şiddeti; bir cümleye sığdırmak mümkün mü? Yani din, kadına şiddeti meşrulaştırdı mı?

6 Bardak
Toplumsal cinsiyet kalıplarının oluşumunda dinin rolünü reddetmek imkansızdır. Nihayetinde din, kognitif (Bilişsel) yönüyle; inananın düşüncesini şekillendirir ve davranışın tetikçisi olur. Yani bireyin var oluşunu bir anlamla süslemek; masum egosunu dizginlemek için kılavuz edinebileceği bir fenomendir. Çünkü insan, kibirli doğası gereği var oluşunun bir amaca hizmet ettiğini düşünmeye muhtaçtır.

Düşünce ve davranış ise insan yaşamında kan ve oksijen gibidir, yaşamak düşünmek ve davranmaktan geçer. Haliyle din, her düşüncede zuhur eder ve her davranışta etkisini gösterir. Bizim amacımız, toplumsal cinsiyet rollerinde dinin izlerini sürmek...

Konunun hassasiyetini gözeterek belirtmeliyiz ki, din teoremleri ve pratik karşılıkları arasında çoğu zaman uçurum vardır. Aynı dine inanan toplumların dahi yaşayışları birbirleri ile zıtlıklar gösterir.  Dinin algılanışı ve yorumlanışı değiştikçe dünyevi yaşama olan etkisi de değişir. Ne var ki, yanlış algılanıyor ve yaşanıyor olması Tanrı'nın ideallerini hatalı ve eksik kılmaz. Bilakis, dini istismar eden düşünce  ve tutumların aydınlatılması asıl dini gerekliliktir.

Şimdi gelelim İbrahimi dinler ve patriyarki (ataerkil) yaklaşıma. Kabul edelim ki din, insanlar tarafından ataerkil sisteme bir zemin olarak gösterilen; şiddete bahane olarak sunulan ve kadını ikinci sınıf insan  olarak ötekileştiren bir öğreti olarak karşımıza çıkar çoğu zaman. Kadına yönelik psikolojik ve zaman zaman fiziksel şiddetin din tarafından meşru kılındığı öne sürülür. İslam inancının yaygın olarak görüldüğü erkek egemen toplumumuzda, dini vecibeler adı altında kadına şiddetin normalleştirildiği; hatta ve hatta kadınlar tarafından dahi böylesi şiddetin kanıksandığı ne yazık ki reddedilemez bir gerçekliğimiz. Hatta bu yalnızca bizim  coğrafyamızın gerçekliği değil...

YAHUDİLİK VE KADIN: TECAVÜZ MAĞDURUN SUÇUDUR


Soyun anadan gelmesi ile anaerkil bir düzene çağrışım yapan Yahudilik, ne yazık ki hüküm sürdüğü coğrafyalarda kadını içinde bulunduğu ataerkil çukurdan çıkarmayı başaramamıştır. Bilakis, tarih boyunca Tevrat ayetleri ile kadının aşağılanması meşru gösterilmek istenmiştir.

Hatta Yahudilik inancına göre, tecavüze uğrayan kadın tecavüzcü kadar suçlu sayılır ve şayet evli ise taşlanarak öldürülür. Tecavüz mağduru kadının bakire olması ise, tecavüzcüsü ile recmedilerek öldürülmesini gerektirir. Çünkü tecavüze uğramak istemeyen bir kadın, bağırarak tecavüzcüden kurtulmalıdır. Eğer bunu başaramıyorsa, rıza göstermiş sayılır.
Yine bu inanca göre, Rab önce Adem'i yaratmış ve ardından onun kaburga kemiğinden kadını yaratmıştır. Kadının yaratılış amacı ise yalnızca erkeği eğlendirmek ve onun ihtiyaçlarını karşılamaktır. Cennette yasak elmayı yiyen ve yediren Havva'dır ve kendisi erkeği baştan çıkarıcı bir figürdür. Bu nedenle cezalandırılmıştır ve gebeliği artırılmıştır. Doğumda çektiği acılar da bu cezalar arasında yer alır.

Kadını aşağılamanın ve ikinci sınıf kabul etmenin - yani kadına psikolojik şiddetin - temelleri de kutsal kitapta Havva'ya dair pasajlardır. Çünkü o yasak elmayı yiyen tek suçlu kabul edilir ve Havva tüm insanlık tarihinin en kötü insanı olarak aksedilir. Dolayısıyla, Havva'nın cinsinden gelen 'kadın' da bu ithamlardan nasibini almıştır.

Öte yandan toplumdaki yeri, evde çocuk bakmaktan ibarettir. Din görevlisi olamaz, cemaatle ibadet edemez, erkek kardeşi varsa mirasçı olamaz ve cenaze merasimlerine katılamaz. Yahudi toplumu, Tevrat döneminde bu yaklaşımın temellerini atmıştır. Elbette zamanla her şey değişir. Bu değişim iyi yönde de seyredebilir ancak tohumları atılmış bir bilinç, beslendiği çağ ile mutasyona uğrasa da hiçbir zaman büsbütün yok olmayacaktır. Şekli değişse de aynı tohumdan filizlenecektir.

HRİSTİYANLIK VE KADIN: HOŞA GİDEN BİR BELA


Hristiyan dünyasının önemli bir ismi olan Aziz Chrysostem, kadını; kaçınılması imkânsız bir kötülük kaynağı, vesvese yatağı, hoşa giden bir belâ, bir iç tehlike, gönülleri avlayan güzel bir eşkıya, süslü püslü bir musibet olarak tanımladı. Aslında bu tanım, Hristiyan dinini referans alan inananların kadına bakış açısını tüm açıklığı ile gözler önüne seriyor. Ne var ki bu yaklaşım, Tanrı kelamı ile inananlar arasında bir anlaşmazlığa da işaret ediyor.

Fransız Devrimi, köleliğin bittiğini müjdeledi. Ancak bu müjdeyi kamçılayan bir detay var... Kadınlar bu gelişmenin dışında bırakıldı.

V. asırdan XI. asra kadar İngiltere’de kocalar dilediklerinde karılarını satabilirdi. Yine İngiltere'de, sözde dini bir inanışa göre kadın murdar bir varlık sayıldığından İncil'e el sürmesi yasaklandı.
Halbuki Tanrı, İncil'de Yaratılış (1:26, 27) Ayetinde şöyle buyurdu:

1:26: Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”

1: 27: Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.

Tanrı, insanı iki kişilik yarattı. Havva, kaburga kemiğinden yaratıldığında Adem şöyle söyledi: 

2: 23 “İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, Etimden alınmış ettir. Ona 'Woman’ denilecek, çünkü o ‘Man’ içinden alındı.”

2: 24 Bu nedenle adam anasını babasını bırakıp karısına bağlanacak ve 'ikisi tek beden olacak'.

Yani Tanrı'nın insanı; erkek ve kadındı. Bir diğer deyişle insan iki çeşitli tek bir varlıktı. Tanrı'nın insanlar üzerinde bir hiyerarşisi yoktu... 1. Korintliler: 11,12'de şöyle yazıyordu: "Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi erkek de kadından doğar..."

Her ne kadar ataerkil düşünce hakimiyetini sürdürse de Hristiyanlık dininin özünde kadın ve erkek, iki ayrı vücutlu tek bir insandır.

İSLAMİYET VE KADIN


İslamiyetin, kadını yücelttiği söylemiyle onu baskı altına alan bir yaklaşıma sahip olduğu düşüncesi oldukça yaygın. 

Yani İslam dininde kadına yaklaşımın "Tutsaklığı koruyuculukla aynı kefeye koyan" bir profil çizdiği aşikar. Elbette bunun başlıca nedenleri arasında, kutsal kitap Kur'an-ı Kerim'i yorumlama şekli yer alıyor. Öte yandan, Arap kültürünün İslamiyet ile birbirine karıştırılması da arzu edilen kadın profili üzerinde etken olduğu ortada.
Peki İslamiyet, sahiden kadına şiddeti meşru mu kılıyor?

Kadını bir gölgeden ibaret kılamayan erkeklerin büründüğü öfkenin adının 'kıskançlık' ile hafifletilmesi ve nihayetine bir cinayet bahanesi olarak dahi kullanılabiliyor olması hepimiz için son derece büyük bir tehdit. Çünkü dinin tabuları, etik ahlaktan çok daha üstün kabul görüyor. Ancak dinsel tabular, çoğu zaman doğrudan dinden beslenmiyor. Kadını korumaya yönelik emirlerin tam aksi şekilde hayat bulması da bu yanılgının bir örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Haliyle akıllara şu soru geliyor; "Yoksa şiddet bir yanlış anlaşıma mı?"...

Doğrusu, İslamiyet'te kadına yaklaşımın diğer İbrahimi dinlerden pek farkı olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak İslamiyet de tıpkı diğer dinler gibi herkesçe farklı yorumlanan, dolayısıyla 'doğru ve gerçek' olana ulaşmanın neredeyse imkansız olduğu; hiçbir etki altında kalmamış safi bir akıl ile hazmedilemeyecek olan idealdir.

Dinin sosyal kültürü şekillendirdiği gerçeği üzerinde parçaları birleştirecek olduğumuzda, tüm İbrani dinlerin inananları aynı yanılgıya sürüklediği gerçeği ile bir boşluğu doldurmak mümkün. Peki bulmacanın devamında hangi parçalar var? Tüm parçalar birleştiğinde ortaya nasıl bir resim çıkıyor?

Parçalardan bir diğeri şüphesiz patriyarkinin temel düşüncesinin cinsler arası 'yaratılış' farkı üzerine kurulu olması. Yani ataerkil yapı, yaratılışı - yaratan hükmünü baz alarak erkek üstünlüğünü ortaya koyuyor.

İslam dininde de fiziksel şiddet doğrudan emredilsin yahut yasaklansın; kadına şiddette çarpıtılmış inançların rolü olmadığını söylemek imkansız. Çünkü dinin temellendirdiği öne sürülen hiyerarşinin ve erkek üstünlüğünün dayatılmasının dolaylı olarak erkek kibrine ve vahşiliğine ve bu vahşiliğin eylem bazında dışa vurumuna neden olduğu apaçık ortada.

Dinsel öğretilerle insan için en doğal toplum yapısının kurulacağı inancı, erkek egemenliğini de kabul etmek anlamına geliyor mu? Bir noktada evet. Peki bu noktada şiddet bir yanlış anlaşılma olabilir mi? İşte o büyük bulmacanın eksik parçası. Çünkü burada da tıpkı dini yorumlamak gibi öznel kapasite devreye giriyor. Bu sorunun cevabını akıl ve deneyim ile vermek pek mümkün değil; tıpkı inanmak gibi yalnızca vicdanla verilebilecek bir cevap.

Yine de biz diyelim ki, toplumun yapı taşını oluşturan dinsel öğretilerin ataerkil toplumun temelini oluşturmak istediği bir yanılgı olabilir. Şayet sahiden din yalnızca bir yorum meselesi ise meseleye bu tarafından bakmak; ahlaki ve etik değerleri gözeterek dini yorumlamak bize bu sonucu verecektir...  Öyleyse ataerkil yani patriyarki düzeni de bir yanılgıdan besleniyor olabilir. Dolayısıyla şiddet bir yanlış anlaşılmadan peyda olan, bilinçaltına ‘güç' ile kodlanan bir yanılgıdan ibaret sayılır.
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?