Güzellik Algısı Üzerine
KADIN KAFASI

Güzellik Algısı Üzerine

Güzel olarak nitelendirdiğimiz her şey aslında bu sıfatı, bize has bir bakış açısı doğrultusunda alıyor; ancak genel anlamda güzellik algısı, nesnelleştirilmiş bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Aslında öznel olması beklenilen özellik, her ülkede, her toplumda ve hatta farklı dönem ve tarihlerde şekil değiştirerek oraya ait nesnel bir yorumlama aracılığıyla, kalıplaşmış bir şekilde ele alınıyor. En nihayetinde hayatımızdaki varlığını ortak bir kanı ve yayılan bir düşünce olarak devem ettiren güzellik algısı, değdiği her toplum ve yaşadığı her dönemden kendisine bir şeyler katarak günümüzde hala karşı konulamaz evrimine ve bitmek bilmeyen serüvenine devam ediyor.

Yayın Tarihi :09 Eki 2021
Süre :2 Bardak

Birçoğumuz, güzellik algısının son zamanlarda kalıplaşmış olabileceği kanısında olsak da işin aslına bakacak olursak bu algının, tarihte daima nesnel bir kalıba sokulduğu biliniyor. Antik Yunanistan’ın meşhur filozoflarından Platon ya da bilinen diğer adıyla Eflatun, güzelliğin mutlak bir kavram olduğunu düşünüyor ve ideal bir güzelliğin var olması gerektiğine inanıyordu. Üstelik onun bu düşüncesine, yine kendisi gibi meşhur bir filozof olan öğrencisi Aristoteles de katılıyordu. Aristo’ya göre güzel olan, salt kendisi için arzulanabilir olandı. Üstelik bu bilge isim, güzellik kavramını matematiksel bir orantı gibi inceliyor ve bu şekilde ele alıyordu. Ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin de efsanevi eseri Mona Lisa’yı altın orana göre resmettiğini biliyoruz. Yunan mitolojisinde aşk ve güzelliğin tanrıçası olarak bilinen Afrodit de bizlere, güzelliğin her zaman bir beden ve kişi örneği ile sunulduğunu gösteriyor.
Bugün, güzellik denildiği zaman çoğunlukla aklımıza kadınlar geliyor olmalı; oysa Antik Yunan döneminde güzelliğin temelinde erkekler bulunuyordu. Dolgun dudaklar, keskin yüz hatları, çıkık elmacık kemikleri ve yapılı bir vücudun, ideal güzellik olarak algılandığını anlamak için o dönemde yaşamış olmamıza gerek yok, zira bunların hepsini günümüze kalan heykeller aracılığıyla da fark edebiliyoruz.

Başta sanat eserleri olmak üzere, geçmişten günümüze aktarılan birçok unsur, güzellik standartlarının ne denli değişmiş olduğunu açıkça gösteriyor aslında bizlere. Antik dönemlerden 80’li yıllara kadar uzun bir süre boyunca, resmedilen ya da tasvir edilen ideal kadın figürlerinin etine dolgun bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz; bu dönemin kadınlarının büyük bir çoğunluğunun sağlıklı görüntüsü gözüme çarpıyor. 90’lardan itibaren ise ince olmanın ön plana çıkmaya başladığını gözlemliyoruz.

Kaslı fakat ince bir vücut, dolgun dudaklar, keskin yüz hatları, badem göz, kalın kaş… Günümüzde, güzellik algısının bu kadar detaylandırılıyor olmasının başlıca nedeni olarak sosyal medyanın etkisini inkar edemiyoruz doğrusu. Sosyal medya platformlarının, insanları ne kadar tekdüzeleştirdiğini ve mevcut estetik algıyı ne denli değiştirdiğini fark etmemek mümkün değil. Üstelik yeniden oluşan güzellik standartları doğrultusunda, birçok insanın bu standartlara ayak uydurma çabasıyla spor salonları ve plastik cerrahi kliniklerinin kapısında birikiyor olmasının, çağımızın yeni trendlerinden olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.
Sizce toplumun kalıplaşmış güzellik algıları karşısında kadın ve erkek eşit bir noktada mıdır? Pek sanmıyoruz. Zira kadınlardan beklenen ideal güzelliğin, çok daha sert ve detaylı kurallarının olduğunu hepimiz biliyoruz. Kimi zaman ‘güzel’ ve ‘çirkin’ kategorisine oldukça kolay bir şekilde dahil edilen kadınlar, bu kırıcı “kategorize etme” eylemi neticesinde görünmez bir baskı ile yaşamını sürdürüyor. Erkeklerin ise, onlar için belirlenen standartlar karşısında, kadınlara oranla çok daha özgür ve baskısız bir hayat yaşadığı gerçeğini göz ardı etmemiz mümkün olmuyor. Elbette bu durum onların, toplumun güzellik algısı ve standartları yüzünden olumsuz etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor.

İnsanlar birbiriyle aynı fiziksel özelliklere sahip bir şekilde doğmuyor. Dahası, fiziksel gelişimimizin tamamlanması için de uzun bir zamanın geçmesi gerekiyor. İşte tam da bu zaman diliminde, özellikle adına ergenlik dediğimiz, ruh ve bedenen hassaslığımızın pik noktasında bulunduğumuz o zorlu dönemde, toplumun güzellik algısı nedeniyle olumsuz birçok durumla karşı karşıya kalabiliyor ve derin yaralar alabiliyoruz. Kişinin kendisini beğenmemesi, aynalara tahammül edememesi kadar kötü bir şey olabilir mi? Maalesef güzelliğe dair belirlenen her kural bizleri, kendimizi yetersiz hissetmeye sürüklüyor. Şayet bu düşünceye katlanabileceğimiz yaş aralığında ya da ruh halinde, hatta belki de kişilikte değilsek, toplum tarafından bizlere atfedilen öz güvensizlik duygusu ile psikolojik açıdan oldukça zorlayıcı bir hayat sürmek zorunda kalabiliyoruz.
Toplumun gözündeki güzellik algısı, sanılanın aksine hiçbir zaman “öznel” bir kavram olamadı. Ancak kişisel bazdaki, yani sizin gözünüzdeki güzellik kavramı, öznel olmaya devam ediyor; dolayısıyla önemli olan, sizin kendinizi nasıl gördüğünüzdür, diyoruz. Etrafınıza kendi güzellik algınız çerçevesinde bir bakın; gözünüze, sizin öyle olmasını istediğiniz şeyler güzel gelmiyor mu?
Yukarı Kaydır