Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Güneşe Hasret: Monnier'in Göz Dolduran Hikayesi
SCOPE

Güneşe Hasret: Monnier'in Göz Dolduran Hikayesi

04 Eki 2022

Blanche Monnier'in kan donduran yaşamı, kutsanması gerekenin mertebeler değil salt sevgi ve iyilik olduğu gerçeği ile yüzleştiriyor bizi. Soylu bir aile, psikopat bir anne, kıskançlık ve akıl almaz kötülüğün hikayesi onunki...

4 Bardak

Dünyanın hemen her yerinde kutsanan anneliğin görülmemiş bir örneği Blanche Monnier'in annesi Louise Monnier.

Fransız asıllı Blanche Monnier, 1 Mart 1849 yılında dünyaya gözlerini Poitiers şehrine açtı, sonraları bu şehrin bir sokağında; evin bir odasında 25 yıl geçirdi. Gelmiş geçmiş en acıklı öykülerden birine sahipti.

Sosyete camiasında son derece saygın ve soylu bir ailenin kızı olan Blanche Monnier, genç bir kadın olduğunda güzelliği ve kişiliği ile tüm dikkatleri üzerine toplamaya başladı. Birçok erkeğin evlilik hayallerini süslüyordu ve onlarca evlilik teklifi alıyordu. Aristokrat ailesi ise, güzeller güzeli kızlarını evlendirmeyi düşünmüyor; genç kadının aldığı teklifler ile alakadar olmuyordu.
Yine de sosyete camiasına mensup genç erkekler Blanche'den vazgeçmiyor, evine mektuplar gönderiyorlardı. Blanche Monnier'e gelen bu mektuplar, onun ölüm fermanı olsa iyiydi; çok daha kötüsüne neden olmuştu. Kızının gördüğü yoğun ilgi anne Louise'yi huzursuz etti. Bu noktada kızını korumak istediği düşüncesi akla gelebilir ancak annenin aldığı önlemler; koruyu hislerden ziyade kıskançlığa işaret ediyordu.

Çünkü Louise Monnier, kızı Blanche'yi 25 yıl boyunca hiç ışık almayan karanlık bir odaya hapsetti. Bu süre boyunca, genç kızın ailesi dışında hiçbir insanı görmesine izin verilmedi. Doğrusu, ailesini görmesi; hiç insan görmemesinden bile daha kötüydü. Çünkü işbirlikçi aile, karanlık bir odaya hapsedilen, yatağından kalkmasına hiçbir surette izin verilmeyen, yattığı yere dışkılayan, yemeğini o yatakta yemeye mecbur bırakılan ve kişisel temizliğine hiçbir müdahalede bulunmasına izin verilmeyen Blanche'nin durumunu sır gibi saklamış; onu kurtarmak için hiçbir şey yapmamıştı.

Aile, tanıdıklarına önceleri genç kızı eğitim için İngiltere'de bir yatılı okula gönderdiklerini; sonra da Blanche'nin İskoçya'ya yerleştiğini ve bir daha Fransa'ya dönmeyeceğini söyledi. Böylece birden bire ortadan kaybolan Blanche'nin yokluğu bir zaman sonra kimsenin dikkatini çekmez oldu.

"İSİMSİZ BİR MEKTUP"

Blanche'nin ailesi hala son derece iyi bir aile izlenimi yaratmayı başarıyor ve hiç açık vermiyordu. Ancak bu itibarın yıkılacağı gün de gelecekti.

Ve 23 Mart 1901 yılında Paris'te bir başsavcının aldığı isimsiz mektup, bu korkunç olayı aydınlatacaktı... 

Hala kimliği belirlenemeyen ancak Monnier ailesinin evinde bir çalışan olduğu tahmin edilen biri, 25 yıllık bu işkenceyi başsavcıya bir mektupla anlatmıştı. Mektup, "Sayın Başsavcı, Sizi istisnai derecede ciddi bir olaydan haberdar etmek istiyorum. Madam Monnier'in evinde kilitli kalmış, aç, susuz ve son yirmi beş yıldır resmen bir çöplük içinde yaşayan bir kızdan bahsetmek istiyorum" şeklinde başlamıştı.

Eve gelen mektuplar nedeniyle yaşamı karanlığa gömülen Blanche'nin karanlığı da yine bir mektup sayesinde aydınlandı.

Bu korkunç olay kadar şaşırtıcı olan; mektubun öznesinin Monnier ailesi olmasıydı. Buna inanmakta güçlük çekseler de nihayetinde yetkililer Monnier malikanesine denetime gittiler.

ÇÜRÜK KOKUSU

Yetkililer ilk etapta evde herhangi bir anormallik bulamadılar. Ta ki evin bir yerinden gelen çürük kokusunu fark edene kadar... Kokuyu takip eden
müfettişler, bir kapı ve üzerinde bulunan paslı bir kilit ile karşılaştı. Anlaşılan bu kilit uzun zamandır hiç açılmamıştı. Asma kilidi kıran
müfettişleri odada Blanche Monnier bekliyordu...

Gördüklerine inanamadılar. Denetimin ardından kaleme aldıkları raporda şu ifadelere yer verdiler:

"Bir deri bir kemik kalmış ölmek üzere olan bir kadın, dışkı ve yiyecek artıklarıyla kaplı çürümüş bir yatakta öylece yatıyordu. Yatağın üzerinde böcekler geziyordu. Odanın içerisindeki hava o kadar kötü ve dayanılmazdı ki soruşturmamıza devam edemedik."

Zifiri karanlık odada çalışma yapmak için pencerenin dışarısından barikatları kırmak zorunda kalan müfettişler, 25 yıl ardından Blanche'nin ilk kez güneş görmesini sağlamıştı.

Ölüm döşeğinde bulunan kadın 25 kiloya düşmüştü ancak bedeni 25 kiloyu kaldıracak halde bile değildi, ayaklarının üzerinde duramıyordu. Hastanede kendisine oksijen verildiğinde bunun muhteşem olduğunu dile getirdi. Doktorlar ise, bu şartlarda yaşamasının bir mucize olduğunu söyledi. 

Monnier ailesi sorguya çekildi. Vahşi anne Louise Monnier tutuklandı ancak tutuklandıktan 15 gün sonra öldü.

Annesini suçlayarak kendisini savunmaya çalışan erkek kardeşi Marcel Monnier de suç ortaklığından 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Psikiyatri kliniğinde öldü

Blanche ise hala özgür değildi. Çünkü bu zorlu sürecin ardından yakasına yapışan koprofili, eksibisyonizm ve şizofreni gibi sağlık sorunları yaşamı boyunca boynunda bir pranga gibi kaldı. Fiziksel olarak iyileşme gösterse de psikolojik durumu sabit kaldı. Kalanı bakım evinde süren ömrü, 1913 yılında bir psikiyatri kliniğinde son buldu.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?