Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Genetik Hafızamız
BİLİM

Genetik Hafızamız

17 Kas 2022

Gerçekten kimiz? Kendimiz miyiz yoksa yalnızca genlerini taşıdığımız atalarımızdan birer parça mıyız? Hafızamız ve genetik kodlarımız içinde taşıdığımız gerçekler üzerine hazırladığımız bu yazımızda, hayatta kalma içgüdülerinin temelinde yatan bazı aktarılmış genlerden bahsedeceğiz.

2.5 Bardak

Canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için beslenmek, korunmak ve bunları yaparken hayatta kalmak zorundadır. Doğduğumuz ilk günlerden itibaren hiç karşılaşmadığımız bazı durumlarda ise içgüdüsel olarak davrandığımız olur. İşte bu içgüdü adı verilen kavram aslında temelinde atalarımızdan aldığımız birer miras, genetik hafızamızdır. Acılar, korkular, hatıralar ve hayaller hep bir önceki ya da daha eski atalarımızdan aktarılmıştır.

Beyin bir bilgiye ulaşmaya çalıştığında bunu yaparken tercih ettiği yollar birbirinden farklı olabilir. Hiç denk gelmediğimiz bir olay karşısında gösterdiğimiz üstünlük beynin bu bilgiye ulaşma şeklidir. Aile kavramını göz önüne aldığımızda bazı durumlar karşısında “tıpkı amcasına çekmiş”, “halası da çocukken böyle yapardı” gibi sözler duyarız. İşte bu sözlerin söylenmesindeki asıl neden gerçekten bunun böyle olmasından kaynaklanır. Bilim insanları başta davranışlar ve içgüdüleri bu şekilde değerlendirmemiş olsa da genetik bilimi işin aslını gün yüzüne çıkarttı. Bedensel ayrıntılar dışında zihnimiz de genetik yapıya ve genetik ataya sahiptir.

Hücre düzeyinde yapılan deneylerde, hücre kendini eşlerken gerekli olan bilginin ata hücreden geldiği görülür. Sonuç olarak hücresel hafıza kalıtsal hafızanın onaylayıcısıdır. Bilim insanları insan üzerine bu durumu beyin ve derimizde yer alan DNA’dan yola çıkarak fark etmişlerdir. Her iki hücrede de aynı DNA olmasına rağmen nasıl farklı görevleri ve yapıları olduğu kalıtsal hafıza ile açıklanır. Çünkü deri hücrelerinin kendisini aynı DNA’yı kullanarak çoğaltması sonucunda halâ deri hücresi olarak kalması farklı bir özelliğe ihtiyaç duyduğunu gösterir.

Hafıza kelimesi günlük hayatta kullandığımızdan farklı bir anlam içeriyor. Bilgisayarlarda kullandığımız depolama alanları için kullandığımız “hafıza” kelimesiyle aslında benzer bir durum söz konusu. Burada bahsi geçen hafıza: bilginin ihtiyaç duyulduğunda kullanılması üzerine depolanması, olarak ifade edilebilir. Hücrelerimizde de aynı durum geçerlidir. Beyin, gördüğü, yaşadığı ve hissettiği şeyleri kodlar, depolar ve ihtiyaç duyduğunda kullanır, aktarılır.

Bağışıklık (immün) sistemi, hücresel hafızaya başka bir örnek olarak gösterilebilir. Her hasta olduğumuzda bağışıklık hücrelerimiz kaydedilmiş hafızayı kullanarak, yeni baştan savaşmak yerine edinilmiş bilgi üzerinden hareket eder. Etkilerini halâ görmekte olduğumuz Covid-19 virüsüne karşı olunan aşılar da aynı hafızayı tetikler. Bir sonraki virüsle karşılaşma durumunda aşının veya önceki hastalığın bilgisi gün yüzüne çıkar.

Tüm bu araştırmalar gösteriyor ki hakkında detaylıca bilgiler edindiğimiz ve birçok şeyin anahtarı olarak gördüğümüz DNA’nın üzerinde bir başka boyut daha yer alıyor. Örneklerde verdiğimiz durumlar karşısında DNA’nın dışında bir başka mekanizmanın çalıştığı görülüyor. Hücreler henüz tam anlamıyla bilmediğimiz şekilde bilgiyi depoluyor ve gerektiği zaman kullanıyor. Dahası bu hücresel hafızanın yalnızca genetik olarak aktarılma değil temel olarak bildiğimiz hafıza, hatırlama ve düşünce durumlarında da rol oynadığı düşünülüyor.

İnsan düşünürken, hali hazırda sahip olduğu bilgiler ve hatıralar temeliyle bu eylemi gerçekleştirir. Yani düşünürken beynimizin içinde bir araştırma yaparız. Düşündükçe ve öğrendikçe birbirine benzer konuları beyin birbirine bağlar ve bu şekilde ona ulaşmamız kolaylaşır. Örneğin çocukluğumuzda evimiz belirli bir kokuya sahiptir ve bu kokuyu duymak hafızayı tetikler. Bu durum teknolojik olarak beynin bazı noktalarına sinyaller gönderilerek de yapılmaya çalışılıyor.

Yapılan bu çalışmalarda temel soru şu: Ya aslında bilgiye sahipsek ve yalnızca ona erişmemiz gerekiyorsa? Bilim genetik hafıza aktarımına sahip olduğumuzu gösteriyor. Bu savı destekleyen bir çalışma kelebekler üzerinde yapılmış. Her yıl kış aylarında Kanada’dan Meksika’ya göç eden Kral kelebeklerin bu yolculuğu 6 aydan daha uzun sürmekte. Fakat Kral kelebeklerin ömürleri bu kadar uzun değil ve göç sırasında yaşamını yitiren kelebek sayısı oldukça çok. Buna rağmen göçün tamamlanıyor olması akıllara genetik hafızayı ve içgüdüyü getiriyor.

İçgüdü hep var olmuş bir olgudur fakat bilim tarafından uzun yılar boyunca göz ardı edilmiştir. Sebebi ise oldukça açık, açıklanamayan ve yeterli bilgiye sahip olmadığımız şeyler için kolaycı bir yaklaşım. Gelişen teknoloji ve bilincimiz ise bize farklı yollar aramamız gerektiğini gösteriyor. Açıklanamayan şeyleri kenara koymak yerine doğru yaklaşımlarla onu aydınlatabiliriz. Antik felsefelerin bazılarının temelinde yatan düşüncede olduğu gibi belki de evrensel tüm bilgiye sahibizdir, yalnızca hatırlamak için bir şeylere ihtiyacımız vardır.

Kaynak:
Şeyma Ateş, “Genomik Hafıza”, Noktasız, Güz, 2021.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?