Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Galaksiler Arası Salıncak Bölüm 2
STORIES

Galaksiler Arası Salıncak Bölüm 2

24 Kas 2022

Yepyeni bir yolculuk düşlüyordu. Sandalyesine, kendi deyimiyle onu galaksiler arası sallandıran salıncağına oturdu. Yapması gerektiği gibi okaliptüs çayını demledi ve zihninde hayalini kurduğu yere gitmeye hazırdı. Arkasına yaslandı, yediden geriye doğru saydı. Altı, beş, dört, üç, iki, …

2.5 Bardak
Hiçbir şey hissetmeden, bir anda var olması garipti. İzlediği onlarca bilimkurgu filminde bu tarz yolculuklar hep bir tünel veya ona benzer şekilde oluyordu. Düşüyormuş hisleri, mide bulantıları, sonsuz ışık, hiçbirisi olmuyordu bu gezilerinde. Evinde salıncağına uzanıyor ve ardından beliriveriyordu evrenin bilinmez bir yerinde. Filmlerdeki gibi olmuyordu yani, zaten artık bilimkurgu filmlerini izleyemiyordu bile çünkü kendisi en âlâsını yaşıyordu. İlk zamanlar bu gizemli olaylara bir anlam getirebilmek için tarihin tüm filmlerini izlemişti. İnsanların hayal gücü ne kadar da kısıtlı diye düşünmüştü. Çünkü her şeyi insana ve dünyaya özgü tasarlıyor ve geliştiriyorlardı. Sanki yaşamın olması için her zaman suya ihtiyaç varmış gibi ya da ayak basmak için bir karaya veya yüzmek için denizlere. Atmosferik yaşamları ilk gördüğünde düşündüklerini hatırladı. Kara veya okyanusun hiç olmadığı bir gezegende, yalnızca atmosferinde yaşayan canlılar görmüştü. Gördüklerinden yalnızca birisiydi bu.

Geldiği gezegen kırmızı tonlarındaydı. Mars gibi değildi, ki zaten Mars da kırmızı değildi, kahverengiydi. Bu gezegen gerçekten kırmızıydı. Yıldızı da öyleydi, kıpkırmızı dev bir yıldız. Hiç yaşam olmaması kötüydü çünkü öyle olduğunda kendisini kâşif gibi hissediyor ve ziyaretleri daha çok oluyordu. Yaşamın hiç olmadığı çorak gezegenlerde yapacak pek bir şey olmuyordu. Fakat bu gezegene geliş amacı farklıydı. Son salınımında (sandalyesine salıncak dediği için ziyaretlerinde de salınım diyordu) cesaretle yaptığı uzay boşluğu gezisinde çok uzaklardan bu gezegeni görmüştü. Sanki üzerinde bir şey parlıyor gibi hissetmiş ve bir sonraki ziyaretinde onu hedef almıştı. Salınımlarında hep bir öncekinden feyz alıyordu. Onu çeken bir şeyler olduğuna inanıyordu.

Gerçekliğine dönmeden önce bu gezegende biraz daha gezmek istiyordu. Kıpkırmızı gezegenin yumuşak zemininde yürüyebiliyordu. Bu seyahatlerinde hissedebiliyor, dokunabiliyor ama eğer varsa hiçbir canlı tarafından algılanamıyordu. Bu sebeple önceleri gerçekliğini kavramakta çok zorluk çekmişti. Çay ve salıncağın yalnızca bir hipnoz olduğunu sanmış ama yine de çok keyif almıştı. Aylarca böyle devam etmiş ve birbiri ardında şans eseri gerçekleşen birkaç olayda daha iyi anlamıştı. Gittiği yerlerde gerçekten var oluyordu. Yaşadığı evrenin birer parçası olan gerçek gezegenlerde, gerçek sistemlerde bulunuyordu. Var olan canlılar tarafından neden ve nasıl algılanamadığını çözemiyordu. Böyle olduğu için şanslıydı çünkü kıyafetsiz hayatta kalabiliyordu. Özellikle o yaşadığı süpernova patlamasında hayatta kalabilmesini buna borçluydu.

Yaptığı bu salınımların gerçek olduğunu bu patlama ile anlamaya başlamıştı. Yolculuklarından birisinde bulunduğu gezegenin yıldızı öylesine aktif ve kaynıyordu ki resmen gezegene değecek gibiydi. Kırmızı süperdev bir yıldızın etrafındaki bir gezegendeydi. Gezegenin neredeyse tüm gökyüzünü, yıldızı kaplıyordu. Sanki dünyanın en büyük sinema perdesinde bir filmi en önden izliyor gibiydi. Sonrasında birkaç kez daha gelmek istedi bu gezegene. Son gelişinde ise hayatı boyunca unutamayacağı o süpernova patlamasını yaşadı. Vücudunun atomlarına ayrılışını resmen acı çekmeden hissedebilmişti. Korku, dehşet, heyecan ve akıl tutulması, hepsi bir anda oluvermişti. Yaşadıklarını haftalarca unutamadı ve bu süre boyunca salıncakta hiç salınım yapmadı. Günler sonra internetten izlediği bir astronomi sunumunda denk geldiği konu çok dikkatini çekti. Konuyu anlatan profesör bir örnek veriyordu ve diyordu ki “Örneğin bu yıldız patlayıp süpernova yaşandıktan tam 743 yıl sonra biz onun ışığını göreceğiz çünkü aramızdaki mesafe tam 743 ışık yılı.” Eğer yaşadığı gerçek bir süpernova ise, şu anda yapılan gözlemlerde, orada hala patlamadan önceki haliyle bir yıldız olmalıydı. Kafası karıştı. 743 ışıkyılı uzaklıkta bulunmuş ve süpernova patlamasını yaşamış olabilir miydi? Biraz araştırma yapması ve 743 ışıkyılı uzaklıkta patlamak üzere bir yıldızın olup olmadığını öğrenmesi gerekiyordu.

Sonrasında bilgisayar başında harcadığı günlerde, simülasyon programlarıyla uğraşmıştı. Her bir yıldızın koordinatlarını, Dünya’ya olan uzaklıklarını girmişti. Daha önce bulunduğu birkaç gezegendeki yıldızların konumlarını düşünmüştü. Hepsi birbiriyle bağlantılı olmalıydı. Süpernova patlamasının yaşandığı yıldız kümesinin çevresinde bir yıldız belirlemişti. Derin bir nefes alıp çayını demleyip salınmıştı. Bilgisayarda, 743 ışıkyılı uzaklıktan Güneş Sistemi yönüne doğru baktığında simüle ettiği gökyüzünü görmeyi beklemişti ve tam olarak görmüştü. Gittiği yerlerin gerçekten var olduğunu böylece anlamış oldu.

Kırmızı gezegenden döndü ve kendi gerçekliğinde, evinde tekrar nefes almaya başladı. Tuhaf toprağı onda garip bir his bırakmıştı bu gezegenin. Kayalık gibi görünen ama bastıkça lastik gibi hissettiren bir gezegen. Üzerine fazla kafa yormadı. Kafa yorması gereken başka meseleler olduğunu biliyordu. İş yerinden şikayetler gittikçe artmıştı. Yetmiyormuş gibi iş yerinde hoşlandığı o kişiyi pek göremez olmuştu. Buna çok ihtiyacı vardı. Artık hayatını yalnız yaşamak istemiyordu ve ayrıca salıncaktan artık birilerine bahsetmek istiyordu. Yalnızca doğru kişiyi arıyordu.
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?