Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Michel Foucault
SİYASET

Foucault ve Panoptikon

19 Oca 2023

İlk defa İngiliz toplum kuramcısı Jeremy Bentham tarafından 1785’te ortaya atılan panoptikon, hapishane ve çalışma kampları gibi yerlerde kontrol mekanizmasının etki alanını genişleten bir mimari tasarım olarak karşımıza çıksa da modern toplumda iktidarın işlerliğine yönelik pek çok noktayı açığa çıkarıyor. Ülkemizde sosyal bilimler okuyan hemen her bireyin en azından ismen bildiği, geçtiğimiz yüzyılın büyük post yapısalcı düşünürü Fransız Michel Foucault, Bentham’ın tasarısını modern çağda iktidarın metodolojisini gün ışığına çıkarmak için kullanıyor.

Etimolojik olarak incelendiğinde panoptikon sözcüğünün pan ve opticon kelimelerinin birleşiminden oluştuğunu görüyoruz. Pan bütüncül anlamına gelirken, opticon ise bakmak ve gözlemlemek manasına geliyor. Gerçekten Bentham’ın tasarımına bakıldığında da, çok katlı bir yapı içerisinde kenarda konumlandırılmış katlarda odalar birbirine bakarken, panoptikon olarak bildiğimiz yüksek katlı ve sekizgen gözetleme kulesi de çemberde yer almaktadır. Bu sayede panoptikon içerisinde bulunan gardiyan veya gözetmenler, yapı içerisindeki tüm hücreleri görebilmektedir.

Image via wannart.com
Böylelikle toplumsal huzuru bozmaya yönelik davranışlar sergileme, yani yapının belirlediği normun dışına çıkma ihtimali bulunan potansiyel suçlular, sürekli bir şekilde izlendiklerinin farkında olarak aykırı düşüncelerini eyleme geçirmekten sakınırlar. İşin ilginci, panoptikon içerisinde gerçekten bir gardiyan/gözetmen bulunmasa dahi, bireyler bu gerçekliğin ihtimalinden dahi çekinir ve norm kalıpları dışına çıkan eylemlerini dizginlerler. İşte bu kişilerin kendi kendine uyguladığı öz denetim mekanizmasıdır.

Toplumsal yaşamdaki karmaşık güç ilişkilerini ve bu ilişkilerin tarih boyunca nasıl kurulduğunu hapishane ve okul gibi her kültüre içkin kurumları inceleyerek gözler önüne seren Foucault, antik zamanlarda ve feodal devletlerde iktidarın modernleşme ve kapitalizmin geçerli olduğu günümüzden nasıl farklılaştığını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Önceler toplumsal yaşamda geçerli normların dışına çıkmanın cezası idam veya kürek mahkumluğu gibi sert cezalar iken, modern ulus devletlerin gelişimi ve kapitalist üretim ilişkilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte vatandaş ve birey kavramı öne çıkmıştır.

Image via anosmi.com
Diğer bir deyişle, önceleri insanların bireyselliği, hakları ve özgürlükleri söz konusu değilken, toplum kurallarının dışına çıkan kişi çok daha sert bir biçimde ve kolaylıkla harcanabilmekteydi. Ancak kapitalizm ile birlikte gelen endüstrileşme, insan iş gücünü tarihte hiç olmadığı kadar önemli bir konuma yükseltmiştir. Üstelik kapitalizmin işlerliği için insanlara yalnızca üretim safhasında değil, tüketim bağlamında da ihtiyaç vardı. Kapitalist ilişkiler denkleminde kitlesel ve seri üretim kadar serbest pazar ekonomisinde alım gücü bulunan müşteriler de önemliydi.

Modern ulus devletlerde vatandaşlık kavramının gelişimi, bireylerin yalnızca devlete karşı yükümlülüklerini değil anayasal güvence altına alınmış hak ve özgürlüklerini de beraberinde getirmiştir. Tüm bu gelişmelerin sonucunda modernleşme ve kapitalizm ile birlikte hak ve özgürlükler temelinde bir ilerleme olduğunu söylemek mümkün. Bunun en belirgin olduğu bağlamlardan birisi ise elbette cezanın dönüşümüdür.

Image via wannart.com
Artık normlara uyan makul bir vatandaş gereksinim olmuştur. Bu ideal bireyi yaratmak devlet nezdinde ilk önce belirli bir müfredatın ve metodolojinin hâkim olduğu eğitim kurumlarının görevidir. Yani Foucault’un çalışmalarının merkezinde olan disiplin, ilk olarak eğitim kurumlarında gözlenmektedir. Eğitim kurumları yasayı sorgulamayan, kanunlara uyan, iş gücüne katılan ve alım gücüyle paralel bir biçimde tüketim harcamaları yaparak kapitalist çarkı döndüren disipline edilmiş bir vatandaş yaratamazsa, disiplin görevi bu kez hapishanelere devredilmektedir. Hapishaneler yeni ve modern bir ideal olarak suçluyu “topluma geri kazandırmak” ile yetkilendirilmiştir.

 Fakat eğitim kurumları ve hapishaneler her geçen gün giderek artan bir popülasyonu disipline etmekte elbette yetersiz kalacaktır. Bu sebeple modern iktidar, bireylerin kendi üzerinde kontrol mekanizmaları kurarak normları içselleştirmesini amaçlamaktadır. Yani panoptikon bağlamından örnek verecek olursak, panoptikon içinde somut bir kontrol mekanizması olmasa dahi, bireyler gözetlendiklerini düşünerek davranışlarına çeki düzen verecektir. Bireylerin zamanla geliştirdikleri bu öz denetim mekanizması, Foucault literatüründe “dinamik normalleştirme” olarak yer almaktadır.

Image via dusunbil.com
Dinamik normalleştirmenin en büyük handikaplarından birisi ise bireylerin bireyselliğini zedelemesidir. Kendi kendini toplumun ve devletin belirlediği normların çerçevelediği bir bakış ile sürekli olarak denetleyen birey, içindeki özgürlüğü ve yaratıcılığı yaralamaktadır. Bunun sonucunda ise tek tip ve kontrol edilebilir kitleler oluşmaktadır. Bu her ne kadar modern iktidarın ereklerine uygun düşse de liberal teorinin kendisiyle çelişkisidir. Kendi kendine baskı uygulayan bireylerin olduğu bir toplumda, hür irade ve ifade özgürlüğü söz konusu olamayacaktır.

Kaynakça

Foucault, M. (1975). Discipline and punish. A. Sheridan, Tr., Paris, FR, Gallimard.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?