Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
KADIN KAFASI Kültür/Sanat

Feminist Sanat'ın Ayak İzleri

05 Oca 2023

Feminizm uzun süredir hayatımızda var olan bir kelime. İlk ortaya çıktığında ise feminist akım farklı eleştirilere maruz kalmıştır. Bu durum çoğunlukla feminizmin ne olduğunun anlaşılamamasından kaynaklanır. Feminizm temelde kadın erkek eşitliğini savunan ve bunun sağlanması için de kadın haklarına dair çalışmaların yapılması gerektiğini işaret eden bir akımdır. Bu akım dünyada yayılmaya başladıkça birçok farklı alanı da etkisi altına almıştır. Bu alanlardan bir tanesi de sanattır. Özellikle kadın sanatçılar sanat camiası içinde kendileri görünebilir kılma amacı feminist sanatı doğurmuştur. Bugün feminist sanatın sahneye çıkış hikayesine birlikte bakacağız.

ABD’de kadın sanatçılar 1960’lı yıllarda sanat alanında kendilerini var edebilmek için çaba göstermek zorunda kalmışlardır. Bu durum günümüzde etkileri devam eden feminist sanat akımını bulmalarını ve bu alanda eserler vermelerini sağlamıştır. Kadınlar kendi eserlerinin önemsizleştirildiğini fark etmiş ve buna ‘dur’ demek istemişlerdir. Batı tarafında tüm bunların gerçekleşmesi savaş karşıtı eylemlerin, cinsiyet eşitliğinin ve insan haklarının savunulduğu döneme denk gelir. Bu dönemde kadının sanat camiasında yeterince varlık gösterememesine dair bir başkaldırı başlamıştır. Feminist sanat çoğu zaman tamamen ayrı bir akım olarak ele alınmaz ancak bu başkaldırının ürünü olan her eser bir feminist sanat eseri sayılabilir. Geçmişte daha da sert şekilde ötelenen kadınların eserleri de geri planda kalmıştır. Erkek sanatçılar kadar başarılı eserler ortaya çıkarsalar dahi fark edilmemişlerdir.

Kadın sanatçıların uzun süre dışarıda bırakıldığının bir kanıtı 1970’den önce yazılan sanat kitaplarının hiç birinde kadın sanatçılardan söz edilmemesidir. Sanat eserlerinin de konumlandığı bu kitaplarda kadınların zihninden çıkan eserlere yer verilmemiştir. 1971’de Linda Nochlin’in yayımladığı “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok” makalesi kadın sanatçıların ve gördükleri muamelenin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bugün hala kadınların başarılı olmadıkları için tarihte ünlü sanatçılar olarak var olamadıklarını söyleyenler vardır. Gerçek dünyada ise Nochlin’in makalesinde bahsettiği gibi kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olamadıkları için sanatlarını bu tarihin içinde var edememişlerdir. Feminist sanatın ilk kuşağının da bu makaleyle başladığını söyleyebiliriz. Bu makaleyle birlikte feministler harekete geçmiş ve tarihteki kadın sanatçıları aramaya başlamışlardır. Bu arayış ve görülmeye başlama serüveni ‘birinci kuşak’ olarak adlandırılmıştır.

Feminist sanatın ilk kuşağında odak noktası büyük oranda kadının bedeni olmuştur. Kadın doğurganlığına, vajinal imgelere ve tanrıça kültürüne vurgu yapılmıştır. İlk kuşak feminist sanatçılarına ait en önemli eserlerden bir tanesi ‘The Dinner Party’ (Akşam Yemeği Partisi) eseridir. Judy Chicago’nun 1974-79 yıllarında verdiği bu esere dört yüzün üzerindeki kadın sanatçı katkı yapmıştır. Kurulan bu sofrada tarih boyunca görülmeyen kadınlar vurgulanmak istenmiştir. Bir tür simgesel gösterim olan bu eser feminist hareketin de simgesi haline gelmiştir. Feminist sanatın ikinci kuşağı ise 1970’li yılların sonlarına denk gelir. İkinci kuşak sanatçılar erkek egemen toplumun değerlerini sorgular ve kadınların bu toplumlardaki durumunu gözler önüne serer. Bu dönemin en önemli sanatçılarından bir tanesi Miriam Schapiro’dur. Schapiro Judy Chicago ile birlikte California Sanat Enstitüsü bünyesinde feminist bir sanat okulu kurmuştur.

21 öğrencisi olan feminist sanat okulunun macerası okulun inşası bitmediği için kullanılan harabe bir evde başlamıştır. Ev olgusuyla özel olarak ilgilenen Schapiro kadınların başkalarını değil kendilerini memnun ettikleri bir ev inşa etmelerini amaçlamıştır. İnşaat sonucu ortaya çıkan ev de kadına ait simgelerle donatılır. Tüm eşyaların pembeye boyandığı mutfakta duvarlara meme görüntüsü verilen pişmiş yumurtalar yerleştirilir. Evin her köşesi ilgi çekicidir. ‘’Menstruation Bathroom” (Adet Tuvaleti) adı verilen tuvalet pedlerle doludur. Bunun dışındaki bir tuvalet kozmetikle, diğeri ise yatan bir kadın şeklindeki sanat eseriyle doldurulmuştur. Evin her köşesinde kadınlığa ve feminizme dair detaylar, sanat eserleri bulunur. Schapiro’nun aynı zamanda ünlü ‘famaj’ları vardır. Famajlar kadınlar ile özdeşleştirilen eşyalarla yapılan kolajlardır. Schapiro’nun en ünlü eserlerinden biri mutfak önlüğüyle kadınların tutsaklığını anlattığı kolajıdır.

Feminist sanat akımının üçüncü kuşağı ise 1980’li yılların ikinci yarısına doğru başlar. Bu dönemin en ünlü sorusu ‘Do Women Have To Be Naked To Get Into The Met?’ (Kadınların Metropoliten Müzesine Girmeleri İçin İlla Da Çıplak Olmaları Mı Gerekir?) sorusudur. Bu soruyu Gerilla Kızlar adlı bir feminist sanatçı grubu sormuştur. İsimleri kimliklerini saklamak için giydikleri goril maskesinden gelmektedir. Bu soruyla sanattaki cinsiyetçiliğe ışık tutmak istenmiştir. 1985 yılında New York Modern Sanatlar Müzesinde uluslararası bir sergi açılmıştır. Sergiyi açanlar eserleri bu sergide bulunmayan ressamların kariyerlerini gözden geçirmeleri gerektiğini söylemişlerdir. Sergide 169 eser vardır ve yalnızda 13’ü kadın ressamlara aittir. Bunu fark eden Gerilla Kızlar açılış günü tüm New York sokaklarını bu soruyla doldurur. Çünkü sergide kadın ressamlar yoktur ancak yer verilen resimlerin %85’inde çıplak kadın bedeni bulunmaktadır.

Üçüncü kuşağın sanatçıları kendilerinden önceki dönemleri belli açılardan eleştirmişlerdir. İlk kuşaklarda feminist sanatı savunanların yalnızca orta sınıf beyaz kadınlar olduğunu söylemişlerdir. Bunu değiştirmeyi ve toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi kategorilerinin bir arada düşünülebilmesini istemişlerdir. Bunun için ‘kesişimsellik’ (intersectionality) adı verile bir teori oluşturmuşlardır. Kendi kimliklerini hiçbir zaman ortaya çıkarmaya çalışmayan bu grup yolsuzluk, ayrımcılık gibi sorunları ön planda tutmuştur. Tüm bu çabalar sonucunda önemli başarılara da ulaşılmıştır. Kadın sanatçıların eserlerine müzelerde ve sergilerde yer verme oranı %5’ten %20’ye çıkmıştır. Kadın bedenleri artık erkeklerin eserlerindeki metalar olmaktan çıkmıştır. Kadınlar düşünceleriyle ve bedenleriyle kendi eserlerinin hem öznesi hem de nesnesi olmuşlardır.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?