Eşsiz Satırlardan Beyaz Perdeye: Death on the Nile
KÜLTÜR/SANAT

Eşsiz Satırlardan Beyaz Perdeye: Death on the Nile

Esrarengiz kalemi ve merak uyandırıcı romanlarıyla, okuyucularını hop oturtup hop kaldıran Agatha Christie’nin eşsiz satırlarının beyaz perdeye uyarlandığı bir evrene; gizem, korku ve endişe dolu bir yolculuğa çıkıyoruz sevgili okurlar. 1973 yılında okuyucusu ile buluşan Death on the Nile, 1978 yılı yapımı film uyarlamasından sonra yeniden beyaz perdeye uyarlandı ve ölümsüz roman, hafızalardan silinmeyecek bir görsel şölene dönüştü. Hadi öyleyse, polisiye edebiyatın en mühim isimlerinden biri olan İngiliz yazar Agatha Christie’nin Death on the Nile romanının, film uyarlaması bizlere neler vadediyor yakından bakma zamanı geldi!

Editör :Yağmur Ergu
Yayın Tarihi :05 Ağu 2022
Süre :2.5 Bardak

2022 yapımı Death on The Nile; 20th Century Studiosun son gözde yapımlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen koltuğunda Emmy, BAFTA, Golden Globe ödüllü Kuzey İrlandalı isim Kenneth Branagh yer alırken film, profesyonel cast kadrosuyla izleyicilere adeta hem görsel hem de duygusal bir ziyafet sunuyor. Agatha Christie’nin romanına yakışır başrollerimizi soracak olursanız; tam bu noktada sizi bir sürprizin beklediğini söylemekten şeref duyarım efendim. Film yönetmeni Kenneth Branagh’ın aynı zamanda filmin başrol oyuncusu….
Hercule Poirot karakterine hayat veren Branagh’ın hem yönetip hem oynadığı filmde, diğer başrol isimlerimiz ise elbette ki hepimizin aşina olduğu cinsten. Wonder Woman karakteri ile hayatımıza giren Gal Gadot, Call Me By Your Name filminin kusursuz karakteri Armie Hammer, (elbette ki özel hayatı, skandalları ve magazinel yaşantısını güzellemiyoruz.) izlerken tanımakta zorlanacağınız ve hatırladığınız zaman şaşkın bakışlara teslim olacağınız isim Russell Brand ve daha niceleri, Death on the Nile filminde biz izleyicileri bekliyor. 

Peki hikaye bize ne vadediyor dersiniz…? Aşk denen duygunun en acımasız yüzünü gözler önüne seren film, ayrıca muazzam bir gizeme yelken açıyor. Biz izleyicilere aşk, gizem, gerilim ve suç ögelerini aynı kapta sunan film, asıl kahramanımız Hercule Poirot’nun mazisinden ufak bir sahne ile açılışını yapıyor. Ardından yıllar yılları kovalıyor ve renklenen kadrajımız, filmin rengarenk karakterleri ile daha da şenleniyor. Hikayenin asıl başlangıç noktası ise Jaqueline ve Simon isimli iki gencin birbirine duyduğu karşı koyulmaz aşk sahnesinden ibaret. Daha ilk sahneden kendini bir aşk üçgeninin içinde bulan izleyici; Emma Mickey, Gal Gadot ve Armie Hammer’in devleşen oyunculuk performanslarıyla film atmosferine hızlı bir adaptasyon süreci sağlayabiliyor. Birbirine delilercesine aşık oldukları her hallerinden belli olan Jaqueline ve Simon çiftinin aşkı, Linnet’i gördükleri an, ne yazık ki son buluyor. Elbette ki tahmin ettiğiniz gibi oluyor ve Simon Jaqueline’i bırakıp Linnet ile baş döndürücü bir aşka yelken açıyor.

“Bu Linnet’de kim, nereden çıktı böyle?” diye soracak olursanız, kendisinin zengin mi zengin, güzel mi güzel ve tahmin edebileceğiniz üzere güçlü mü güçlü kadın bir karakter olduğunu söylemek mümkün. Jaqueline’i geride bırakan ve Mısır’da evlenmeyi tercih eden Simon- Linnet çifti, akıllarını başlarından alan aşkı yaşarken dostları da onlara eşlik etsin istiyor ve Mısır’da gerçekleştirdikleri düğünlerini balayı tatili için uzatıyorlar. Yeni evli çiftin huzuru ise düğünü basan Jaqueline’in gelişi ile son buluyor ve kara bulutlar karakterlerimiz üzerinde dolanmaya başlıyor. Ardı arkası kesilmeyen esrarengiz cinayetlerin tezahür ettiği Death on the Nile evreninde, hiç beklenmedik karakterler hiç beklenmedik anlarda son nefesini veriyor.

Böylelikle Nil Nehri’nin üstünde ve dönemine göre son derece lüks bir geminin içinde, cinayetlerin sorumlusu olan katil ve dedektif Poirot arasında köşe kapmaca yaşanmaya başlıyor. Agatha Christie romanlarının vazgeçilmez karakteri Poirot, elbette ki gizemli katili buluyor ve olayları çözüme kavuşturuyor, fakat hem tadınızı kaçırmamak hem de sürprizi bozmamak adına filmin hayret verici sonunu sizlerin seyrine bırakıyoruz sevgili okurlar. 
 

Gelelim filmde işlenen alt metinlere… Aşk diye bağırıyor film sevgili okurlar. Aşkın insana neler yaptırabileceğini oldukça acımasız bir şekilde gözler önüne seriyor. Bunun yanı sıra insanın gözünü kör edenin yalnızca aşk değil, maddiyat tutkusu olduğunu da muazzam bir şekilde işliyor Death on the Nile… Bir diğer taraftan güven, şüphe ve aile gibi kavramlara da farklı bir perspektif sunan film, söz konusu para ve cinayet olunca bu kavramların anlamını nasıl yitirdiğini film evrenindeki bazı karakterlerle inşa ediyor doğrusu. Hercule Poirot karakterinin şüpheci yaklaşımı sayesinde düğüm düğüm olan tüm olayların çözüme kavuştuğunu ve en nihayetinde para denen materyalin huzurlu görüntüsünün ardında büyük bir yalan olduğunu anlatıyor bizlere film. Filmin aşk diye bağırdığından az önce bahsetmiştik. Yanlış anlaşılma olmasın, Death on the Nile aşkın her türlüsü için bağırıyor ve iki karakter arası lezbiyen ilişkiye de atıfta bulunuyor. Daha nice alt söylemleri bünyesinde barındıran film, bir bakıma biz izleyicilere hayatı, gerçekleri ve gizlenenleri sunuyor. 

Death on the Nile filmi, tüm bu son derece sürükleyici anlatıları sunarken, oldukça profesyonel bir sanat çerçevesi sunuyor. Prodüksiyon ekibinin ne kadar titiz çalıştığı tüm mizansenden belli olurken; sahne, dekor, makyaj ve kostümlerle adeta hikayenin geçtiği eski dönemlere yolculuğa çıkıyoruz. Muazzam bir dönem filmi örneği olan Death on the Nile, elbette ki profesyonel oyunculuklarıyla karakterlere hayat veren aktör ve aktrislerle eşsiz bir seyir keyfi sunuyor. En nihayetinde hikaye polisiye romanların duayeni Agatha Christie’ye ait, ne kadar kötü olabilir ki… 
 

Şimdiden iyi seyirler...

Yukarı Kaydır