Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Vikipedia
TARİH

Ermeni Tehciri

25 Oca 2023

Fransız Devrimi’nin yaratmış olduğu etki birçok milleti içerisinde barındıran Osmanlı Devleti’ni çok derinden yaralamıştır. Devrimin etkileri insanlık için umut verici nitelikte olsa da; Osmanlı’yı oluşturan unsurlar milliyetçiliğin ve hürriyetin büyüsüne çoktan kapılmıştı. Tıpkı diğer milletler gibi Osmanlı’daki Türkler de, Osmanlıcılık fikrinin devrimin karşısında eriyeceğini düşünerek, Türkçülük düşüncesinin temelini atmışlardır. Bu ayrım bağımsızlığı ve toplumun bir yığından kurtularak insanlığını elde etmesini sağlıyorken, aynı zamanda birçok çıkar çatışmasının da önünü açıyordu.

2.5 Bardak

JönTürklerin temellendirip geliştirdiği Türkçülük fikrini kabul etmeyen II. Abdülhamid, Osmanlı’nın bünyesinde hayatını idame ettiren tüm milletleri Osmanlıcılık çatısı altında toplamak konusunda inadını sürdürüyor, Fransız Devrimi’nin etkisi oldukça hafife alıyordu. Nitekim yıllar süren iktidar mücadelesi sonucunda Sultan Hamid hükümetten düşmüş, göreve Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın yönetiminde olduğu İttihat ve Terakki (İTC) gelmiştir.

İTC'nin yönetimde olduğu süre zarfında yaşanan Ermeni hadiseleri, bugün hâla birçok siyasi masada tartışılmaktadır. ABD Meclisi başta olmak üzere birçok uluslararası toplantıda Türkiye Cumhuriyeti, İTC döneminde Ermenilere karşı soykırım yapmakla itham edilmektedir. Bu aslı astarı olmayan iftira birçok kez Türk tarihçileri tarafından çürütülse de günümüzde bu durum Türkiye’ye karşı siyasi bir koz olarak kullanılmaktadır. 

Gerçekleri ortaya koyabilmek adına Türk - Ermeni ilişkilerinden başlayıp, iki millet arasında karşılıklı olarak başlayan silahlı kavganın yaşandığı o günlere gidelim.

Türkler ve Ermenilerin 11. yüzyıla kadar dayanan bir komşuluk ilişkileri bulunmaktadır. Ermeniler, tarihlerinin çok büyük bir kısmını Türk devletlerinin çatısı altında geçirmişlerdir. Tarihte eşi benzerine az rastlanan bu uyum, iki toplumun barış içerisinde yaşamasıyla neticelenmiştir. Öyle ki; Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra Ermenileri İstanbul’a getirmiş ve onlara bir Kilise vererek ilk Ermeni Patrikhanesinin kurulmasını sağlamıştır. Osmanlı bünyesinde Ermenilere tanınan din ve dil özgürlüğünün yanı sıra basın hürriyeti de tahsis edilmiştir. Yüzyıllardır Türklerle uyum içerisinde yaşayan ve bunun karşılığında kendilerine “millet-i sadıka” unvanı verilen Ermeniler, 1910 yılı itibariyle Osmanlı topraklarında beş gazete, yedi dergi çıkarıyordu. Kendilerine tanınan hürriyetin o süreçte bir başka örneği bulunmamaktadır. 

İki millet arasında uzun yıllardır devam eden kadim birliktelik Osmanlı’nın Fransız Devrimi sonrasında güç kaybetmeye başlaması neticesinde bozulmaya başlamıştır. Avrupalıların ve Rusların kışkırtmaları Osmanlı’da yaşayan Ermenileri tahrik etmeyi başarmıştır. Osmanlı’nın ‘Düvel-i Muazzama’ olarak nitelendirdiği bu güçler Osmanlı’dan topraklarında yaşayan Hristiyanlara imtiyaz, özerklik ve bağımsızlık verilmesini alışkanlık hâline getirmiş, Osmanlı’nın reddettiği her imtiyaz da iç cephede derin sorunlara yol açmıştır. Talep edilen yerli yersiz imtiyazlar reddedilince Osmanlı’nın azınlıklara ve gayri-müslimlere karşı bakış açısının değiştiği düşünülmüştür.




Nitekim Rusların ve Avrupalıların bu politikası netice vermiş, Osmanlı himayesinde bulunan azınlıklar ayaklanmaya başlamıştır. Sırpların başlattığı ayaklanma 93 Harbi’nin kaybedilmesiyle devam etmiş, Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları neticesinde Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlığını kazanmıştır. Avrupalıların kışkırtmalarıyla büyüyen azınlık krizi kontrol edilemez bir noktaya gelmiştir. Bu süreçte kışkırtmalara kapılan Ermeni halkı, Osmanlı bünyesinde faaliyet gösteren irili ufaklı çeteler kurmuş, bağımsızlığını elde edebilmek adına birtakım tedbirler almıştır. 
Ermeniler tarafından kurulan bu çeteler Osmanlı içerisinde giderek büyüyen meşrutiyet kavgasını da kendilerine şans görerek, Türklere karşı saldırılar organize etmiştir. 31 Mart Vakası’ndan sonra hükümeti resmen devralan İTC yönetimi, Ermenilerin Türk köylerine saldırmasından büyük rahatsızlık duymuştur.

Ermenilerin saldırıları 31 Mart Vakasının hemen akabinde yaşanan ‘Adana Olayı’ ile farklı bir boyut kazanmıştır. Ermeni çetelerinin Türk köylerine saldırılar gerçekleştirdiği, bu saldırılar neticesinde birçok insanın öldürülmesi ve köylerin yakılması toplumda büyük bir infial yaratmıştı. Adana’da Ermenilerin gelmesine karşılık hazırlık yapan Türk köylüleri, Ermenilerin bölgeye ulaşmasının ardından onlara karşı mücadele etmiştir. Bu mücadelenin temelinde şahsını, ailesini ve köyünü savunma gayesi bulunmaktadır. Zira; Ermeni çeteler o bölgeye kadar herkesi ve her yeri talan ederek ulaşmıştır.

Cemal Paşa, Adana Hadisesinin ardından 17.000 Ermeni ve 1850 Müslüman öldüğünü, eğer şehrin nüfus oranı Ermenilerin lehine olsaydı, bu sayıların tersine tecelli etmiş olacağını belirtmiştir. Tasvir-i Efkâr Gazetesi, Müslümanlardan 1186 kişi, gayri Müslimlerden ise 5243 kişinin hayatını kaybettiğini ilan etmiştir.

Adana Olaylarının ardından Van İsyanı’nın baş göstermesi ve diğer irili ufaklı Ermeni kalkışmaları İTC’yi önlem almaya mecbur bırakmıştır. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya Ermeni meseleleri üzerine göndermiş olduğu mektupta Ermenilerin isyan çıkaramayacakları şekilde dağıtılmaları yönünde karar alındığını belirtmiştir. Bu karar Ermeni birliklerin farklı bölgelere dağıtılarak dökülen kanın önüne geçmeyi hedefliyordu. Talat Paşa, Enver Paşa’nın gönderdiği mektup sonrasında 4. Ordu Komutanlığına emir vererek; Ermenilerin yeni bir isyana başvurabilecek bütünlüğü sağlayamamalarını, buna istinaden Erzurum, Van, Bitlis bölgelerine nakledilmelerini belirtmiştir.

İTC hükümeti Ermeni olaylarını bastırmaya çalışırken 24 Mayıs 1915 tarihinde Rusya, Fransa ve İngiltere tarafından yayımlanan bildiride Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri “Ermenistan” olarak belirtilmiştir. Bu üç ülkenin Ermenistan olarak belirttiği bölgede bir ayı aşkın zamandır Ermenilerin öldürüldüğü raporlanmıştır. “Ermeni Soykırımıiftirasının temel dayanağı olan bu rapor Ermenilerin emperyalist güçlerin kışkırtmalarına kapılarak, İTC hükümetinin tüm serinkanlılığına rağmen Türk köylerini basması ve sonrasında Türklerin karşılık vermesini soykırım olarak nitelendirmiştir.

Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde İsviçre’ye karşı verdiği hukuki mücadeleyi kazanmış, o gün yaşananların bir soykırım olmadığını hukuken de ortaya koymuştur. Ermeni Tehciri’nin günümüzde tüm tarihsel gerçeklere rağmen soykırım olarak nitelendirilmesi tamamen siyasi bir amaç gütmektedir. Türkler ve Ermenilerin yaşadıkları çatışmayı Yahudi Soykırımı ile bağdaştırmaya çalışmak, tarihe ihanet etmektir. Türk siyasi otoritesinin devreye girmediği, Türk ordusunun müdahil olmadığı, tamamen Ermenilerin başlattığı ve sürdürdüğü, buna bağlı olarak Türk milletinin kendini savunması sonrasında başlayan karşılıklı çatışmalar Türk nüfusunun yoğun olmasından dolayı Ermeni mağlubiyetiyle neticelenmiştir. Buradan bir soykırım çıkarmak aymazlıktır. Emperyalizmin başlattığı Ermeni kışkırtmasını yine emperyalizm devam ettirmektedir.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?