SCOPE

Duygularda Sürdürülebilirlik

17 Ara 2021

Sürdürülebilirlik son zamanlardaki dünya gündemlerinden biri. Buna uygun gıdalar tüketmek, buna uygun giyinmek, hatta her hareketimizi doğaya uygun yapmaya kadar giden geniş bir spektrumda düşünmeliyiz dünyayla birlikte akmayı ve hayatı sürdürmeye destek vermeyi. Peki duygularımız ve ilintili olarak mantığımız boyutunda sürdürülebilirliği nasıl düşünebiliriz? Sürdürülebilir, tökezlemediğimiz, tökezlesek de kalkabileceğimiz, doğamıza uygun bir strateji ile yaşayabilir miyiz? Gelin araştıralım!

2 Bardak
Zihnimiz, duygularımızın öznesine değil kendisine bakar. Bu demek ki, birine karşı nefret hissediyorsak ya da kendimize karşı nefret hissediyorsak, içimizde beliren şey ‘bizim nefretimiz’ olur. Bunu kime hissedersek hissedelim aslında duygu bizimle kalır ve bizim olur. Bu, ortaklaşılmayan her duygu için geçerli olabilir. Eğer duyguları ortaklaşmıyor, yani onlara çift taraflı bir hayat ve şekil veremiyorsak, pek iyi bir hammadde olduğunu da söyleyemeyiz.

Duyguları sahiplenen biriysek, kaldı ki birinden ya da kendimizden nefret ederek enerjimizi boşa harcamaya kararlı ve yanlış bir strateji izlemeyi kafaya koymuş biriysek, duyguları sahiplenmek durumu bizim için normal gelir ve böyle davranırız. Bu da tamamen hissettiğimizi bizim duygumuz kılar. Hatta, karşımızdaki kişinin gerçekten nefret edilecek biri olup olmamasının da bir önemi olmaz. Zaten, ‘nefret edilecek biri’ olunması hemen her koşulda subjektif bir argüman olduğundan, yolumuz burada da çıkmazda kalıyor.

Geçtiğimiz her yolu, geniş bir meydan gibi algılayamaz mıyız peki? Gelin bir deneyelim… Bir toprağımız olduğunu düşünelim. Bu, düşüncelerimiz ve hislerimizle beslenen içsel bir toprak. Neden olduğu fark etmeksizin öfke, hırs, kıskançlık gibi duygular bizde belirdiği anda doğrudan bu toprağa akıyor. Toprağınızı neyle beslemek istersiniz? Ama o size şunu yaptı ve ona sinir olmanızı hak mı etti? Tamam. O kendi bilir. Fakat, toprağımız için bu fark etmiyor. Bu içsel topraklar için, sizin içinizde beliren düşüncelere nasıl cevap verdiğinizden doğan duygular önemli. Toprak, hak ve haksız ayırt etmiyor. İçimizde biten her duygu o toprakta bitiyor çünkü.
Öfke hissetmeyecek miyiz peki? Ya diğer duygular? Keza tüm duygulara açık olmak toprağımızı havalandırır. Önemli olan farkındalıktır ve her gün toprağımıza bakmaktır. Bir şey düştüğünde düştüğü yerden almak ve elimizde ne olduğunu incelemek. toprağımızı pisleten, her duyguyu sahiplenmek, hissetmek değil ve inanın o toprağa ne kurmaya çalışsanız, her zaman içine batar ya da ufacık bir sallantıda yıkılır.

Hangi duygular bizi daha da sağlamlaştırır peki? Belki daha yerinde bir soru sormamız gerekiyordur: Duygularımız değil, onlarla kurduğumuz ilişki daha önemli olabilir mi acaba? Duygularımızın bize olan yararı ancak böyle ortaya çıkabilir mi? Kaldı ki, duygularımız düşüncelerimizi şekillendirir ve düşüncelerimiz duyguları daha da dallandırır. Biz de arada tornadoya kapılıveriririz. Genelde neyi neden düşündüğümüzü bile bilmeyiz hatta. Bir arkadaşımız bize bir şey dese ve kulak asmasak, hislerinden bahsetse ve kafamızı çevirsek bizim arkadaşımız kalır mıydı? Kendini biraz seviyorsa kalmaz… Ona değer vermiyor, belli ki kulak asmıyoruz çünkü.

Duygularımız da bize haberler verir. Herkese her durum başka bir haber verir. Duygular bize özel, fakat şunu unutmamamız lazım, duygular değişir! Onları sahiplenmeden tanımak, sürdürülebilir bir hayat sürmek için onları algılamak bizim için çok önemli bir konumdadır. Bu nedenle duygular değişse de onlara nasıl tepki verdiğimiz, bize gelen bir duyguyla aramızda nasıl bir dil olduğu hatta sadece bunu fark etmek bile kalbimizi ve algımızı açar.
Sürdürülebilirlik, doğaya uygun yaşamaktır. Doğamıza uygun yaşamak için topraklarımızı tanımamız ve koşullarını bilmemiz ve o koşullara uygun davranmamız, bizi sağaltır ve en iyi versiyonumuzu yaşamamıza izin verir. Sürdürülebilir hayat için, farkındalıklı duygular ve düşünceler dileriz!
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?