Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Doğduysak Bile Doğurmayalım: Antinatalizm Nedir?
pinterest.com
SCOPE

Doğduysak Bile Doğurmayalım: Antinatalizm Nedir?

Dünyamız fizyolojik, sosyolojik, politik ve ekonomik olarak günden güne kötüye gidiyor. Savaşlar, salgın hastalıklar, ekonomik krizler ve küresel ısınmanın korkunç etkileri, sanki artık bizlere, dünyanın tükendiğini söylemeye çalışıyor. Biz yaşayabileceğimiz başka bir dünya arayaduralım, sorunun gezegenlerde değil bizde olduğu gerçeği de bizi köşesinden izlemeye devam etsin… Kapasitesi dolan bu gemiye her geçen gün yeni yükler eklemek, ne kadar mantıklı dersiniz?

Editör :Ecem Yılmaz
Yayın Tarihi :24 Ağu 2022
Süre :2.5 Bardak
Altından kalkamadığınız sorunlarla baş etmeye çalıştıkça vücudunuz istemsiz bir şekilde tepki göstermeye başlar öyle değil mi? Fazla stres altındaysanız uçuğunuz çıkar, fazla yoruluyorsanız vücudunuzun farklı yerlerine kramplar girer, fazla üzülüyorsanız mideniz rahatsızlanır. Yani her sorunun fiziksel bir çıktısı vardır. Vücudumuz, tepkisini boş bulduğu alanlarda göstermeye başlar ve hastalanırız. Dünya’ya baktığımızda da benzer çıktıları görmenin çok zor olduğunu düşünmüyorum. Her gün karşımıza çıkan sel ve yangın felaketleri, depremler, salgın hastalıklar, savaşlar… Dünya’nın, bize artık hasta olduğunu söyleme şekli olabilir mi?

pinterest.com
İnsan, yaşamı boyunca üremekten ve nefes almaktan farklı sorumluluklarla ve özelliklerle bezenmiş, özel bir varlıktır. Böyle söylenir. Fikir yürütebilir, üretim yapabilir, düşünebilir ve problemlere çözümler getirebilir… Günümüz insanı ise bana kalırsa tüm ayırt edici özelliklerinden sıyrılmak isteyen ve aklını kullanmaya erinen varlıklara dönüşmektedir. Bu vazgeçişin sebep olduğu her şey de dünyanın gidişatını olumsuz etkiler. Antinatalizm, tam da benzer sebeplerle üremeye karşı olan, doğuma negatif değer veren bir ahlaki görüş olarak karşımıza çıkar.
Antik Yunanistan’da ortaya çıkan ve 20. yüzyılda benzer felsefelerle birleştirilen antinatalizmin birbirinden farklı pek çok tanımı bulunur. Günümüzdeki yaygın kullanımı ise 2006 yılında basılan Better Never to Have Been ve The Childfree Christ: Antinatalism In Early Christianity kitaplarıyla bilinmeye başlamıştır. Latince “natal”, “doğumla ilgili olan” demektir ve antinatalizm dendiğinde doğumla ilgili olan şeylerin karşıtlığı anlamına ulaşılabilir.

pinterest.com
Neden bu kadar genel bir ifadeden bahsettiğimize de değinelim… Bu ahlaki görüşün tek bir tanımının olmamasının sebebi, insanların ve hisleri olan varlıkların doğmaması gerektiği çatısı altında birleşen düşüncelerin, aslında kendi içinde de farklılaşmasıdır. Antinatalistlerin bir kısmı sadece insanların, bir kısmı ise duyguları olan diğer canlıların da ürememesinden yanadır. Bu kişilerin aslında doğum karşıtı olmalarına sebep olan şeyler de değişkenlik gösterir. Bir kısım, çevresel kaygılarından dolayı doğuma karşı çıkar. Artan nüfus çevreye zarar verdikçe çevre de insanlara zarar vermeye başlar ve insanlar, karşılıklı acı çekmeyle sonlanan kısır bir döngüye sebep olur. Diğer kısım, genetik mirasları sebebiyle doğuma karşı çıkar. Kendisinde olan psikolojik ya da fizyolojik problemlerin, dünyaya gelecek yeni bir insana aktarılmasını istemez. Başka bir görüş de -aslında en temelinde üzerinde durulan nokta budur- çocukların rızaları olmadan dünyaya geldiklerini ve bunun tamamen yanlış bir durum olduğunu dile getirir. 

pinterest.com
Doğmadan önce kimse bize “Dünya’ya gitmek ister misin?” diye sormuyor ve ebeveynlerimizin verdiği kararlar doğrultusunda yaşam başlıyor. Antinatalist görüşler, genelde yaşadığı hayattan memnun olmayan insanların bir isyan çığlığı olarak algılansa da aslında -tabiri caizse- keyfi yerinde olan insanları da ilgilendirebiliyor. Acı çeken pek çok canlının varlığı; isteklerinin dışında, onlar adına karar verilen bir durumun işkencesine maruz kalmak olarak yorumlanabiliyor.
Antinatalistlerin hepsi çocuklardan veya hamile kadınlardan rahatsız olmuyor. Fakat iletişim halinde oldukları sosyal medya uygulamalarında belirli gruplara ayrılan bu kişilerden bazıları da bebek veya hamile kadın gördüğünde çok öfkelendiklerini dile getiriyor. İleriye yönelik bir hata olarak görülen çocuklar, dünyanın taşıma kapasitesinin çok üstüne çıkmasına sebep olacak canlılar olarak algılanıyor. Onlara göre bu içinden çıkılmaz kısır döngünün tek bir çıkış noktası bulunuyor… O da insanların doğurmaktan vazgeçmeleriyle birlikte soylarının kendi kendine tükenmesi oluyor. 

pinterest.com
Bu noktada da rıza, önem arz ediyor ve hiçbir antinatalist, saldırı veya yok etme boyutunda insan ırkına yönelik bir tehdit oluşturmuyor. Kişilerin tamamen kendi istekleriyle çocuk doğurmaktan vazgeçmeleri bekleniyor.  Antinatalistler, bunu daha açık bir şekilde şöyle ifade ediyor: “Amacımız var olanın yok edilmesi değil, var olacak olanın ortadan kaldırılması. Dünyaya gelmiş birini öldürmek gibi cani bir eylem içinde değiliz, sadece çocuk doğurmaya karşıyız”… Bu satırları okurken, günümüzde “Böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyoruz” söylemlerinin çoğaldığını anımsadınız mı? 
Aslında insanlar, antinatalizm kavramını bilmese de geçmiş ve gelecek bağlamında düşünüp üremekten gerçekten uzaklaşabiliyorlar. Çektikleri sıkıntıları, kendi sorumluluklarında dünyaya gelecek başka bir insanın daha çekmesi fikri, içgüdülerini bastırmalarına sebep olabiliyor ve böylece herhangi bir grup veya isimle özdeşleşmeseler de antinatalizm görüşünün yaklaşımını benimsemiş oluyorlar. 

pinterest.com
Tüm kötü senaryolara rağmen, hayatı yaşanabilir gören ve yaşamayı seven bir kesimin de varlığı inkâr edilemez. Bu sebeple rızaya dayanan antinatalizmin tüm insanlar tarafından benimsenmesi biraz zor görünüyor. Yine de ahlaki bir yaklaşım olarak doğum yapmaktan vazgeçmenin, nasıl ve hangi şekillerde mümkün olacağı da tartışmalara sebep oluyor. İyi korunarak hiç hamile kalmamak mı, hamile kalındığında kürtaj olmak mı ya da risk almamak için cinsel birlikteliklerin hiç gerçekleşmemesi mi?...
Bu tartışmalar antinatalist gruplar arasında da sürmeye devam ederken, bazı toplumlarda böylesine felsefi görüşlere sıra gelene kadar, önce kadın vücudunu bir “üreme makinesi” olarak görmekten vazgeçmek gerektiğini düşünüyorum. Sanıyorum o düzeye geldikten sonra mevcut tartışmalar daha fazla insanı kapsayacak ve kaçıncı çocuğunun doğduğunu sayamayan insanlar, ancak o zaman yaptıkları şeyin ahlaki ve etik boyutunu sorgulamaya fırsat bulacak…

Yukarı Kaydır