Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Derin Uzayın Gizemli Soruları
BİLİM

Derin Uzayın Gizemli Soruları

Hubble ile başlayan derin uzay maceramız James Webb Uzay Teleskobu ve Dünya’nın dört bir yanındaki radyo teleskoplarından oluşan Event Horizon Teleskobu ile doludizgin devam ediyor. Uzaya baktıkça daha fazla gizemi çözüyor gibi görünsek de bulduğumuz her cevap çok daha fazla soru sormamıza neden oluyor. Tam da bilimin doğasına yakışan bir döngü! Biz de bu döngüye ayak uyduruyor ve evrene dair bilim insanlarının merak ettiği soruları soruyor ve olası cevaplarını arıyoruz.

Yayın Tarihi :19 Eyl 2022
Süre :4 Bardak

Zaman Genişler mi?

Teoride evet. Yani bunu deneyimleyebilseydik çok yüksek hızlarda seyahat etmenin, zamana karşı koymak için iyi bir yol olacağını kanıtlamamız mümkün olabilirdi. Parçacık fiziği ve evrenin ilk zamanları üzerine çalışan fizikçi Carlos Tamarit’e göre, genel görelilik kuramı bize bu sorunun yanıtını veriyor. Tıpkı meşhur ikiz örneğinde olduğu gibi… 

Eğer tek yumurta ikizi kardeşlerden birisini Dünya’ya en yakın olan yıldız sistemi Alpha Centauri’ye gönderebilseydik bunu kanıtlardık. Saatlerini kuran ve saniyesi saniyesine aynı sürede akan zamanda birbirinden ayrılan kardeşlerden astronot olanı, Dünya’ya döndüğü zaman ikizinden 32 ay daha genç olurdu. Bu örnek de bizlere zamanın genişleyebilen bir kavram olduğunu düşündürtüyor. Einstein’ın da hayal ettiği gibi; zaman, uzayın bir parçasıdır ve aralarındaki bağı çözdüğümüz gün, dördüncü boyuta da hakim olabiliriz belki… 


Yaşamın Kozmik Kaynağı Nedir?

Tabi ki asteroit veya kuyruklu yıldız gibi evrende hareket eden gök cisimleri, bu sorunun muhtemel en güçlü cevabı olabilir. Her daim gökten gelen bu cisimlerin dinozorları yok etmesi gibi felaket getireceğine inansak da bazen durum farklı şekilde gelişebiliyor. Mesela çok hücreli bir yaşam formu ortaya çıkmadan önce, o tek hücreli ilk varlıkların oluşmasında böyle bir gök cismi çarpmasının etkisi olabilir. 

Yaşamın gökten gelen bir cisimle başladığını savunan bu teori, yaşamın ilk yapıtaşlarının asteroit veya kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla başka bir yerden geleceğini de kabul etmiş oluyor. İşte bu cevap, sadece yaşamın nasıl ortaya çıktığını değil aynı zamanda evrende yalnız olup olmadığımızın cevaplarını da bizlere sunabilir. 

Bu konuda yıllardır araştırmalar yapan, Harvard Üniversitesinden Profesör Avi Loeb’e göre yaşamın ortaya çıkması oldukça rastlantısal bir olay olabilir. Yani doğru zamanda, doğru yerden ayrılan bir asteroit uzayda milyonlarca yıl ilerledikten sonra, tam da Dünya için en doğru zamanda yer küreye çarpmış olabilir. Evet, düşününce inanılmaz zor bir rastlantı gibi görünse de Loeb’in araştırmaları bunun mümkün olabileceğini söylüyor. “Neden olmasın?” diyerek başımızı gökyüzüne kaldırınca da binlerce yıllık mitlerin ne kadar haklı olduğunu hisseder gibiyiz… 

Bir Çift Yıldız Modellemesi

İki Tane Güneş’imiz Olsa Ne Olurdu?

Gerçekten inanılmaz bir gökyüzüne sahip olabilirdik! Eskiden bilim-kurgu filmlerin alanına giren ve bir çift yıldız sisteminin etrafında dolanan gezegenlerin varlığı, bugün kanıtlanmış durumda. Bu muazzam olayın gerçekleşebileceğini bize gösteren ise Kepler Uzay Aracı oldu. Yıllar içinde birçok çift yıldız sistemini ve çevresindeki gezegenleri inceleyen Kepler, aynı zamanda inanılmaz verilere ulaşmamızı ve tabii ki hayal kurmamızı sağladı. 

Mesela çift bir yıldız sisteminin etrafındaki gezegen eğer kararlı bir yörüngedeyse içerisinde yaşam barınabilir. Buradaki kararlı yörünge önemli bir detay! Çünkü yaşam, rastgele ortaya çıkma ihtimaline sahip olsa da devamlılığı için bir düzene ihtiyaç duyar. Mevsimler, gece-gündüz döngüleri biz insanların ve Dünya’daki tüm canlıların olmazsa olmazı… Tabii derin uzayın bir köşesinde, çift yıldızı olan bir gezegende yaşam varsa, oradaki manzaraları hayal etmek bize kalıyor. 

NASA - Gözlemlenen Bir Beyaz Cüce

Kara Cüce Yıldızlar Gerçekten Var mı?

Teoride böyle bir evrensel fenomen gerçek olabilir. Ama ufak bir sorun var. Şöyle ki; Güneş gibi bir yıldızın içindeki yakıtı tüketip önce içine çökmesi, sonra inanılmaz sıcaklıklara ulaşarak kırmızı deve dönüşmesi gerekiyor. Ardından dış katman uzaya savrulurken ve karşımızda Güneş’in çekirdeği yani bir beyaz cüce beliriverir.

Ama evrendeki hiçbir şey sabit kalmaz. Böyle bir beyaz cücenin de gereken zamanı doldurduğunda soğuması gerekiyor. Yani içindeki tüm enerjiyi ağır ağır kaybederek önce kırmızı renge bürünür. Bu aşama tamamlandığı zaman da tamamen kararır. Yani karşımızda artık kara cüce yıldız vardır. Fakat çok ama çok sıcak bir beyaz cücenin, kararacak kadar soğuması için milyarlarca yıla ihtiyacı var. Ancak hali hazırda gözlemlediğimiz ve tahmin ettiğimiz yıldız evrelerine gereken zaman ile evrenin yaşı, bu fenomenin gerçekleşmesi için yeterli değil. Bu yüzden de kara cüce yıldızların şu anda değil ama uzak bir gelecekte var olacaklarını düşünüyoruz. 


Soğuk Kuasar mı? O da ne!

Eskiden birkaç ismi bilmek, uzay hakkında konuşmak için yeterli oluyordu. Ama sadece 30-40 yıl gibi bir sürede astronomi ve uzay bilimleri hakkında konuşabilmek için çok daha fazla kelimeye ihtiyacımız var. Bunlardan birisi de soğuk kuasarlar. Bu noktada bilmemiz gereken ilk konu, bir kuasarın inanılmaz kütleye sahip olduklarını bilmemizdir. Öylesine parlak ve güçlüdürler ki maddeyi inanılmaz hızda içlerine çekebilirler. Bu olay size de bir şey anımsattı değil mi? Evet, karadelikler! 

Soğuk kuasarlar ise merkezinde, bildiğimiz en büyük kütleli karadeliklere sahip olan devasa kütleli galaksilerdir. Normal bir kuasarın merkezinde hiç toz bulunmaz ve çok parlaktır. Bu ne anlama geliyor; artık o merkezde yıldız üretilmiyor. Ama soğuk kuasarlarda durum farklı. Merkezde bir yıldız oluşumu gözlemlenmese de galaksinin dış kesimlerinde inanılmaz bir yıldız oluşumu gözlemlenebiliyor. Gerçekten hayal gücümüzü zorlayan bir konu, değil mi? Ama yine de düşünmeye değer… 

Kütle Çekimsel Mikromercekleme ve Solucan Delikleri

Solucan Delikleri Nerede?

Bilmiyoruz. Aslında var olup olmadıklarını bile henüz tam olarak keşfetmiş değiliz. Ama bilim dünyası, solucan deliklerine “Einstein-Rosen Köprüsü” diyor ve aramaya devam ediyor. Ne de olsa Einstein’in haksız çıktığı konu sayısı oldukça az. Yine de hali hazırda solucan deliklerinin var olup olmadığından emin olamadığımız için nerede olduklarını da çözemiyoruz.

Buna rağmen birçok bilim insanı, bu ilginç köprüyü aramaya devam ediyor. Mesela bazı solucan deliklerinin karadelikleri taklit ettiği düşünülüyor ve birçok karadelik bir de bu gözle inceleniyor. Bir diğer görüş ise solucan deliklerinin, başka bir yıldızdan gelen ışığı kütle çekimsel mikromercekleme ile bükebileceği yönünde. 

Omuaamua - creditmeoti.blogspot.com
Oumuamua Yapay Bir Kökene Sahip mi?

25 Ekim 2017 yılında, Hawai’deki bir teleskop ilginç bir gök cismi tespit etti. Bunun bir asteroit olduğunu kısa sürede anladık ama tüm Dünya’yı heyecanlandıran asıl olay farklıydı. Oumuamua isimli bu asteroit, Güneş Sistemi’nin dışından gelen ve tespit ettiğimiz ilk yıldızlararası cisimdi. Şekli oldukça düzgün ve hareketi bir roket sisteminin itme gücüne benzer şekildeydi. 


Neredeyse tüm gözlerin üzerine çevrilmesinden sonra Oumuamua bizlere veda etti ama arkasında birçok soru bıraktı. Şüpheli davranışları nedeniyle de yapay bir kökene yani zeki bir dünya-dışı yaşam formunun üretimine bağlı olduğu düşünüldü. Ama asıl ilginç olan, hala bu asteroidin doğal ya da yapay kökene sahip olduğuna dair bir kanıt yok elimizde…

Oumuuamua üzerine birçok röportaj ve araştırma yapan bir bilim insanı ise bu asteroidin yapay kökene sahip olduğunu düşünüyor. Harvard Üniversitesinde bilim profesörü ve teorik fizikçi olan Dr. Abraham Loeb’e göre, yapay kökene dair olasılıkların mutlaka araştırılması gerekiyor. Kim bilir, belki de bizden milyonlarca kilometre uzaktaki bir çift yıldız sisteminde yaşayan ve yukarıda sorduğumuz tüm soruların cevaplarını kesin olarak bilen uzaylılar, bizlere ufak bir selam vermiş olabilir. Değilse bile böyle bir olasılığın ne kadar heyecan verici olduğunu düşünmek, tüm felsefi soruları yeniden sorabileceğimizi aklımıza getiriyor. NASA da zaten “dünya-dışı yaşamı bulursak ne yapmalıyız?” diye birçok din görevlisinden yardım istemişti… Bekleyip göreceğiz! 

Mars’a gidebilecek miyiz? Artemis projesi başarılı olacak mı? James Webb bizi daha ne kadar şaşırtacak? Hali hazırda devam eden veya planlanan birçok uzay projesi, gelecek yıllarda adını hiç duymadığımız yeni kavramları kulağımıza fısıldayabilir ve bizlere yeni sorular sormak için fırsat sunabilir. Elbette bilim de bu soruları yanıtlamak için bitmek bilmeyen bir özveriyle kendini yenilemeye devam edecek… 
Kaynaklar
Daisy Dobrijevic, “Oumuamua Yapay Bir Kökene Sahip Olabilir – Dr. Abraham Avi Loeb Röportajı”, All About Space Türkiye, Mayıs 2021.
“Zaman Genişlemesi”, All About Space Türkiye, Aralık 2019. 
Yukarı Kaydır