Davranışlardaki Uygarlaşmanın Tarihi-I
pinterest
ZOOM

Davranışlardaki Uygarlaşmanın Tarihi-I

Küçük yaşlardan itibaren ailemiz bizleri bazı kodlarla eğitiyor. Her birimizin kuralları bir diğerinden farklı şüphesiz. Kimi aileler misafirlikte acıktığını söylemenin büyük bir ayıp olduğunu düşünürken kimisi bunun doğal bir ihtiyaç olduğunu ve bunu saklamanın bir anlamı olmadığını düşünür. Hepimizin kültürü, görgü kuralları farklı farklı. Peki hiç düşündünüz mü uygarlık tarihinde görgü kuralları nasıl oluşmuş ve bugüne kadar gelmiş? Toplumsal davranışların, sofra adabının, görgü kurallarının belli çerçevelere oturtulduğu, nezaketin sınırlarının yavaş yavaş çizilmeye başlandığı 12. yüzyılda tükürme, sümkürme, doğal ihtiyaçların toplum içerisindeki giderilişi, yatak odası davranışları ve sofra davranışları nasıl şekillendi ufak bir yazı dizisinde birlikte bakalım.

Editör :Nazlı Doğan
Yayın Tarihi :18 May 2022
Süre :2 Bardak

artfulliving.com.tr/image_data/content/c3bcf921348f42d9b1ee2e15f0fa3cfa.jpg
Her mekânın kendine has kuralları var. Bu kurallar yazılı olmak zorunda da değil, sözlü öğreti şeklinde de bize ulaşmış olabilir. Bizim kültürümüzde camiye ayakkabıyla girmek ayıplanır mesela (vallahi gönderme yok, kültürel kodlardan bahsediyoruz). Ya da bir ortama yaşça büyük birisi girince ayağa kalkılır veya en azından oturuş düzeltilir ve hatta bir adım ileri gidersek eli öpülmeye çalışılır. Yüzyıllar öncesindeyse çok daha temel meseleler üzerine konuşuluyordu, dürtüsel davranışların nezaketli olması için uğraşılıyordu. Örneğin henüz mendil icat edilmediği için burnunu üzerine ya da daha fenası masa örtüsüne silen insanlar (yani toplumdaki herkes) yavaş yavaş dönüşmeye ve davranışlarını biçimlendirmeye başladılar. Bu da mutlaka ki hem kendilerine hem de birbirlerine yabancılaşmayı da beraberinde getirdi diye tahmin ediyorum.

1.bp.blogspot.com/-6BiF93HHLpY/XZS44XLComI/AAAAAAABdec/B3qaWe5MEBIRMc0yvNq6bV-I1w0Vj0B9QCLcBGAsYHQ/s1600/17.jpg
Orta Çağ’dan Bugüne Sofra Nezaketi
 
Kilise kayıtlarının sıkı sıkıya tutulduğu Orta Çağ döneminden bugüne kalan çok sayıda veri var. İnsanların yaşam biçimleri, aile ve soyağaçları, toplumsal değişimler, hepsi kiliselerde din adamları tarafından kayıt altına alınıyor o yıllarda. Bunun yanı sıra o yıllardan kalma görgü ve nezaket kurallarının yazıldığı kitaplar da var. Sözlü geleneği yansıtan bu kitaplar, toplumdaki tipik olanı yansıttıkları için çok önemli bir yerde duruyorlar. Bizlere o günlerden gerçek bilgiler taşıyorlar ve o günkü sosyal, siyasal, gündelik yaşantıyı anlamamızı sağlıyorlar. Mesela Hofzucht isimli görgü kitabından birkaç alıntı paylaşayım:

“Nazik olmayan insanlar vardır,
ekmeği köylüler gibi ısırarak koparır,
dilimini yeniden tepsiye batırır.
Saraylılar bu gibi kötü davranışlardan kaçınır.”
***

“Sofrada burnunu sümküren
ve bunu eliyle yapan
mutlaka ki köylüdür,
iyi davranışın ne olduğunu bilmez.”

oggito.com/images/full/2017/10/erasmus0.jpg
16. yüzyıla gelinene kadar henüz çatal bulunmadığı için, davetlerde yemekler, çeşitli servis tabaklarına konularak herhangi bir sıra gözetmeksizin büyük bir masaya konuluyordu. Davetliler yiyecekleri elleriyle, sıvı şeyleri ise kepçe yardımıyla alıyorlardı. Çatal İtalya’da bulunduktan sonra Fransa, İngiltere ve Almanya’ya da hızla yayılıyor haliyle. Fakat sanılmasın ki hemen bugünkü işleviyle olarak kullanılıyor. Önce yalnızca servis aracı olarak kullanılıyor, zamanla soylu kişiler her tabağın yanında bir tane bulundurarak kişiye özel hale getiriyorlar. Kayıtlar arasında çatalla yenilmek istenen yiyeceklerin önemli bir kısmının çataldan tabağa geri düşmek suretiyle sinir bozucu bir hale geldiği bilgisi de var. Bu elbette ki alışkanlıklarla doğrudan ilişkili. Zira kısa bir zaman önce aynı kupadan şarap içip, aynı tabaktan elleriyle et parçaları kopararak yiyen kişilerin çatalla birlikte maruz kaldıkları değişim sert olsa gerek.


wikitranslators.org/w/images/b/b6/Richard_II_dines_with_dukes_-_Chronique_d%27_Angleterre_%28Volume_III%29_%28late_15th_C%29%2C_f.265v_-_BL_Royal_MS_14_E_IV1.png
Sofradaki davranışların nasıl olması gerektiğinin belirtildiği o kitaplarda insanlara çeşitli uyarılar yazılmış, tasa yumulmayın, görgüsüzce ağzınızı şapırdatmayın, domuz gibi sesler çıkartmayın, başkasının kaşığını kullanmayın, höpürdetmeyin, köylüler gibi eti ısırıp tekrar ortadaki tepsiye koymayın, sofrada boğaz temizlemeyin, tükürmeyin, masa örtüsüne burnunuzu silmeyin, gürültü çıkarmayın, dişlerinizi bıçak gibi bir şeyle karıştırmayın, sofrada sümkürmeyin, kulağınızı karıştırmayın, gözünüzü ovuşturmayın gibi bugün bizlerin kolay kolay karşılaşmadığı bu uyarılar o günlerde görgülü bir yaşama geçmek için sık sık yapılıyordu.

mtdata.ru/u21/photo18FB/20840891718-0/original.jpeg
Elbette bu kadar değil sofraya oturmadan beden temizliğine, mideyi tıka basa doldurmamak gerektiğine, yağlı ellerin nasıl temizleneceğine, yenilen kemiklerin ya da kabukların yerlere atılmaması gerektiğine dair ve daha çok daha fazlası bu kitaplarda yazıyor. Tabii ki bir de meselenin hiyerarşik yanı var, sofradaki toplumsal hiyerarşisi en yüksek kişinin yemeği başlatması gerektiği, o ilk lokmayı almadan diğerlerinin asla başlamaması gerektiği de anlatılıyor. Sofra adabının şekillendiği ilk yıllar görülüyor ki öncelikle dürtüsel olanı kontrol etmek ve bazı davranışların törpülemek ilk adımları oluşturuyor. Peki ya yatak odası davranışların dönüşümünü, doğal davranışların, sümkürmenin ve tükürmenin nasıl bir dönüşüm yaşadığını merak ettiniz mi? Haftaya bu yazı dizisinde buluşalım o halde.

Ayrıca bu yazı dizisi için faydalandığım, İletişim Yayınlarından çıkan Norbert Elias’ın Uygarlık Süreci Cilt 1 kitabını tavsiye etmek isterim. Çok zevkle ve ilgiyle okuyacağınızı düşünüyorum.
Yukarı Kaydır