Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Cinsiyetçi Yaklaşımın Çocuklar Üzerindeki Etkileri
ZOOM

Cinsiyetçi Yaklaşımın Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Toplumda ayrıştırmanın, eşitsizliğin ve şiddetin yaygın olmasının sebeplerini çok uzaklarda aramak yerine belki öncelikle kullandığımız dili incelemeliyiz. Çünkü dilimize yerleşmiş o kadar fazla cinsiyetçi kalıp var ki asla sıradanlaşmaması gereken çoğu sözü, artık neredeyse normalmiş gibi basitçe kullanıyoruz. Dahası, ne yazık ki bu cinsiyetçi tutumlara daha doğduğumuz andan itibaren maruz kalmaya başlıyoruz. Bahsettiğimiz bu cinsiyetçi dilin ve yaklaşımların çocuklar üzerindeki etkilerine gelin biraz yakından bakalım.

Editör :Selin Borazan
Yayın Tarihi :13 Nis 2021
Süre :2 Bardak

null

Daha dünyaya geldiğimiz andan itibaren ne yazık ki yaşam yolculuğumuz belirli kalıpların egemenliğinde başlıyor. Kız çocuklarına pembe, erkeklere ise mavi kıyafetler giydiriliyor. Odalarının dekorasyonlarında dahi özellikle bu iki rengi çoğunlukla görüyoruz. Halbuki renklerin bir cinsiyeti olduğuna kim karar verdi? Neden farklı cinsiyetler de aynı renklere bürünemiyor? Basit gibi görünen bu renk ayrımcılığı daha bebeklikten itibaren empoze ediliyor ve çocuklar birkaç yaşına geldikten sonra da algıları; "kızlara pembe, erkeklere mavi" şeklinde tanımlanmış oluyor ve bu durum çocukların gelişmelerini maalesef olumlu etkilemiyor. Hatta belki yarın birer yetişkin olduklarında kadın-erkek eşitliğini kavrayamamış bireylere dönüşebiliyorlar. Ayrıca kapitalist sistem de renklerin cinsiyetçi şekilde kullanılmasından besleniyor. Çünkü siz bir çocuğu bu şekilde yetiştirirseniz örneğin o çocuk 6 yaşına geldiğinde, ablasının henüz kullanılabilir durumda olan sağlam bisikletine rengi sırf pembe olduğu için binmek istemeyecektir. Bu durumda rengi mavi olan ikinci bir bisikleti ihtiyacınız olmadığı halde alacaksınız.

null

Oyuncak endüstrisi de çocuk yetiştirmedeki cinsiyetçi yaklaşımların yıllardır farkında ve bunu kullanıyor. Erkekler için otomobil, uzay gemisi ve her dönem daha da üstün özellikli robotlar piyasaya sürerken; kızlar içinse mutfak malzemeleri, bebekler ve ev dekorasyon ürünlerini satışa çıkarıyorlar. Böylece erkeklere "sen istersen bir astronot veya kahraman olabilirsin" imajı veriyoruz. Kızlara da "sen bir prensessin ve gelecekte başkalarının ihtiyaçlarıyla ilgilenmelisin" düşüncesini aşılıyoruz. Bu yüzden suçun bir kısmının oyuncak endüstrisinde olduğunu söyleyebiliriz. Ancak asıl sorumluluğun ebeveynlerde ve ardından çocuğun içinde büyüdüğü yakın çevrede olduğunun altını çizmekte fayda var. Aldığınız bir oyuncağı örneğin otomobili erkek çocuğa verip "sen bununla oyna" demek yerine çocuğunuza ne ile oynamak istediğini sorarak tercihi ona bırakabilirsiniz. Kız çocuğu yalnızca bebeklerle oynamalı diye bir zorlama ya da dayatma yapmanızın inanın ki hiçbir artısı yok. Her çocuğun ilgi alanının ve yaratıcı zekasının birbiriyle aynı olması mümkün olamaz. Bu yüzden bırakın ne ile oynamak istediğine kendi karar versin. Ayrıca oyuncak seçerken çocuğunuzun kişisel gelişimini etkileyecek ve kendi zekasını geliştirecek nitelikli oyuncakları seçmeye de ayrıca önem vermelisiniz.

null

Çocuk yetiştirirken ne yazık ki bazen fark etmeden bazen de tamamen iyi niyetten kaynaklanan cinsiyetçi bir dil kullanabiliyoruz. Örneğin kız çocuğuna "cici kızım", erkeğe ise "aslan oğlum" şeklinde hitaplarda bulunmak aslında ne kadar masum görünse de hem çok cinsiyetçi hem de çocuğun kişisel gelişimine olumsuz etki eden bir durum olarak karşımıza çıkmakta. Çünkü bu ve bu gibi benzer çok fazla kullanımın olması sanki kızların yalnızca tatlı, sevimli ve güzel olması üzerinde durup, erkeklerin de "yakışıklı, güçlü ve sert" bir kişiliğe sahip olması gerektiğine dikkat çekiyor. Halbuki kızlar aynı zamanda akıllı, yaratıcı ve eğlencelidir. Erkekler şefkatli, sevecen ve duygusaldırlar. Bu gibi sıfatlar nedense ebeveynler tarafından çok dile getirilmez ve hep geri planda kalır. Ancak çocuklara bu kavramların aşılanması onların sağduyulu ve anlayışlı birer birey olmaları konusunda çok önemlidir. Çocukları cinsiyetçi kalıplardan uzak bir şekilde yetiştirmek hem öz saygılarının farkında olmalarına olanak tanıyacak hem de başkalarına saygı göstermelerine ve çevrelerine duyarlı olmalarını sağlayacaktır.

null

Ezici, ayrıştırıcı, ötekileştirici düşünceler ve bunların yüksek sesle dile getirilmesi de aslında şiddetin kaynağı olarak gösterilebilir. Özellikle erkek egemen bir toplumda bunun etkilerini ne yazık ki daha net hissetmek mümkün. Çünkü yaygın düşünce tarzının etkilerini dilde ağırlıklı olarak görüyoruz. Erkeğin hizmete layık olduğu, kadınınsa bu hizmeti yapacak taraf olmakla yükümlü olduğuna yönelik yaygın ama acımasız bir inanış var. Bu durumun yukarıda da belirttiğimiz gibi oyuncaklarla başladığını dile getirmiştik. Dünün çocuklarının elindeki o masum görünen oyuncaklar yarının yetişkinleri elinde gerçek birer alete dönüşüyorlar. Kız çocuğu başta oyun oynayarak bu fikre alıştırıldı. Bu yüzden büyüdüğünde mutfağa girip yemek yapmaya, salona gelip toz almaya, önce aile içindekilere hizmet etmeye, ardından prenses olarak büyüdüğü için beyaz atlı prensini beklemeye başlıyor. Prensini bulunca ise ona hizmet etmeye ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Erkeklerde de durum aynı çocukluğundaki gibi işliyor. Sporla ilgilenen, arabalarla oynayan, robotlarla haşır neşir olan çocuk hemen ehliyetine kavuşuyor, ona sürekli güçlü olması yönünde baskı kurulduğu için bir an önce para kazanmayı hedefliyor, aile kurmayı ve sorumluluk almayı kendine hedef biliyor. Şimdi çok basit bir soru sorarak başlayalım: Neden?

null

Kuşkusuz kadın ve erkeğin yapısı gereği birbirinden farklı olduğunu gösteren pek çok nokta var. Ama temelde eşitiz bu yüzden "tamamen eşit olacağımız", insanca yaşayacağımız bir ortamı hepimiz hak ediyoruz. Bu farklı yanları güzel birer renk olarak düşünüp birbirimizi yaşamımıza entegre edebiliriz. Karşı cinsle aynı evi ve hayatı paylaşmak gibi ciddi bir kararı alıyor da sorumlulukları neden net sınırlarla çiziyoruz? Kadının hayatın her alanında geçmişe oranla çok daha fazla yer almasıyla birlikte cinsiyetçi ayrımın eskiye oranla biraz daha azaldığını düşünebilirsiniz. Ama maalesef durum yine de pek iç açıcı gözükmüyor. "Hanım hanımcık ol, oturmasını kalkmasını bil, gerektiğinde sus" gibi yerleşmiş kalıplar hala kadınların üzerinde eski ve ağır bir yük. Erkekler için de baskı durumu çok farksız değil "erkekler ağlamaz, eve ekmek getir, sert dur, korkutucu ol" gibi kalıpları maalesef hala duyuyoruz. Belki bu durum erkekleri kadınlar kadar etkilemiyor olabilir. Çünkü kadına geride durmasına ve sessiz olmasına yönelik baskı yapılırken, erkeğe sesinin çıkması ve baskın olması yönünde bir yönlendirme yapılıyor. Fakat şunu net bir şekilde söyleyelim: Her iki cinsiyet için yapılan tüm baskı ve ayrıştırıcı tutumlar kesinlikle çok rahatsız edici.

null

Kutunun dışında düşünerek hayal gücümüzü geliştirmek ve dünyamızı daha iyi bir yere getirmek mümkünken neden birbirimizin alanını daraltan ve yaşam hakkımızı kısıtlayan bu tarz hareketlerde bulunalım? Düşüncelerimizi ifade ederken dile başvuruyoruz. Dilimizle de hem başkalarını etkiliyor hem de kendi fikirlerimizi şekillendiriyoruz. Dolayısıyla cinsiyetçiliği aşmak için önce dilimizdeki kalıpları aşmaya ve fikirlerimizi şekillendirmeye önem vermeliyiz. Böylece farkındalık bilinci gelişmiş, yaratıcı ve öz güvenli çocuklar büyütebiliriz. Belki bunu başardığımızda "Neden kızlar astronot, yarış pilotu ve uzay mühendisi gibi meslekleri tercih etmiyorlar?" diye düşünmeyiz.  Şimdi lütfen bir de kendinize bu konuyla bağlantılı olarak şu soruyu sorun: Çocuklarınıza sizin en ufak da olsa bir baskınız veya yönlendirmeniz olmadan hayal kurma fırsatı tanıyor musunuz?

Yukarı Kaydır