Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Cesur Bir Kadının Hikayesi: Köleliğe Karşı Gelen Sojourner Truth
KADIN KAFASI

Cesur Bir Kadının Hikayesi: Köleliğe Karşı Gelen Sojourner Truth

30 Eyl 2022

Bugünkü yazımızda köle olarak doğan, ezilen, dövülen ve satılan bir kadının hikayesine tanık olacağız. Söze böyle başlamış olmam sizi yanıltmasın. Bu kadın aslında kendisi üzerinde uygulanmak istenen her türlü haksız eylemin karşısında durmuş ve cesaretiyle herkesi şaşkına çevirmiş bir kişi. Sojourner Truth yaşam boyu maruz kaldığı muamelelere hiçbir zaman boyun eğmemiş, kendisiyle birlikte aynı muameleleri gören birçok insanın da hakkını savunmuş. Kadınlara yönelen şiddete, ırkçılığa ve köleliğe karşı gelmiş. Gelin, onun yaşamına birlikte göz atalım.

Sojourner hayat mücadelesini verirken hep ‘Ben kadın değil miyim?’ sorusunu sordu. Onun mücadeleyle geçen hayatı 1797’de New York’ta başladı. Sojourner 9 yaşına geldiğinde yalnızca 100 dolar karşılığında bir koyun sürüsüyle beraber o zamanki efendisine satıldı. Yaşlı bir köleyle de zorla evlendirildi. 1826’da üç çocuğundan birini alarak kendisini döven, eziyetler eden New Yorklu efendisinden kaçtı. New Yorklu efendisi Sojourner’in 5 yaşındaki oğlunu sattı ve Sojourner bu işin peşini bırakmayarak oğlunu geri almak için dava açtı. Bu dava tarihte bir ilkti. Çünkü siyah bir kadının beyaz bir adama açtığı ilk davaydı. Davayı daha önemli bir ilk haline getiren ise Sojourner’in kazanan taraf olmasıydı. 1827’de New York köleleri azat ettiğinde Sojourner de kölelik adı olan Isabelle’i kullanmaya devam etmeyi reddetti. Hakikat Misafiri anlamına gelen Sojourner Truht adını aldı. Bu ismi seçmesinin nedeni halkın çilesine tanıklık etmek ve onların haklarını savunmak için Tanrı tarafından gönderilmiş olduğuna inanmasıydı.

Sojourner gerçekten de hem insan haklarını hem de kadın haklarını savunmayı kendine misyon edindi. 1840’larda kölelik karşıtı gösterilere katılmaya başladı. Liderlik anlamında da yetenekli olan Sojourner insanları meydanlara toplamayı başardı. O zamana denk efendilerinin kölelere yaptığı akıl almaz işkenceler gizli kalmıştı. Sojourner tüm yaşadıklarını meydanlarda anlatarak halkı dehşete düşürmüştü. Özellikle kendi yaşadıkları üzerinden siyahi kadınların ve çocukların çektiklerini anlatan Sojourner insanların dikkatini çekmeyi başardı. Onu dinleyen insanlardan bazıları kölelik yanlısı fikirlerini değiştirdiler. Sojourner 13 çocuk doğurmuş ve bunların birçoğunu kaybetmişti. Artık hayatta kaybedecek pek bir şeyinin kalmadığını düşünüyor ve tüm cesaretiyle mücadelesini sürdürüyordu. Sojourner sahibinin onu nasıl kırbaçladığını, prangaladığını, kölelerin ve siyahilerin ne şekilde çalıştıklarını, çoğunun çalışma saatleri ve yorgunluk yüzünden yaşamlarını yitirdiklerini durmaksızın anlatıyordu. Sojourner 1851'de Akron, Ohio'daki Kadınlar Konvansiyonu'na katıldı ve toplantıda Ain't I a Woman (Ben kadın değil miyim?) başlıklı kısa konuşmasını da burada yaptı. Konuşma orada bulunan herkesi derinden etkiledi.

Oldukça önemli bir toplantıda insan haklarını savunan bu kadının aslında okur-yazarlığı yoktu çünkü hiç okula gitmemişti. Bu yüzden konuşma başka insanlar tarafından yazıya geçirildi ve tamamen aynı şekilde aktarılmamış olma ihtimali de oldukça yüksek. Sojourner bu konuşması sırasında bugünkü ‘We can do it.’ akımına da öncülük eden bir hareket yaptı. Tarlada ve evde yapmak zorunda olduğu ağır işler yüzünden kasları belirginleşmiş sağ kolunu yukarı doğru büküp yumruğunu sıktı ve: “Ben toprağı sürdüm, ektim, ürünü ambarlara taşıdım ve başımda bir erkek yoktu. Ben bir kadın değil miyim?’ diye sordu. Hayatı boyunca eğitim almamış bu kadının kendini ifade ederkenki etkileyiciliği herkesi büyülüyordu. Kendisi eğitim almasa da Truth her zaman etrafında bilgili insanlar olmasından hoşnutluk duyuyor ve onlarla uzun sohbetler ediyordu. Sojourner’in diğer bir önemli hareketi de kadınlara oy hakkı verilmesiyle ilgili mücadelede gösterdiği etkililikti. ABD’deki kadınların oy hakkı söz konusu olduğunda Sojourner yine başı çekiyordu. İç savaşta aktif olarak yer aldı ve mücadelesini hep bilinçli şekilde sürdürdü.

1984 yılında Sojourner Beyaz Saray’a davet edildi. Burada Başkan Lincoln kendisini tebrik etti. Sojourner bundan sonrasında da çalışmalarına tüm hızıyla devam etti. Öncelikle Afro-Amerikanların yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan bir dernekte aktif olarak rol aldı. Daha sonra Amerika Kadın Hakları Derneği'ne katıldı ve yaşamı 1883’te sona erene kadar burada kadınların hakları için mücadele etti. Sojourner maalesef kadınların eşit haklara sahip oldukları günleri göremedi. Ki bu mücadelenin hala sürdüğünü söylemek oldukça mümkün. Ancak Sojourner eşitlik sağlama yolunda tüm yaşamını feda etti ve hem kölelik hem ırkçılık karşıtı bir aktivist hem de kadın hakları savunucusu bir feminist olarak tarihe geçti.

Kaynakça: https://www.womenshistory.org/education-resources/biographies/sojourner-truth
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?