Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Bir Suikastçının Görevi
STORIES

Bir Suikastçının Görevi

22 Kas 2022

Elinde sigarasıyla orta yaşlı bir adamın, hiçbir şey demeden önüme attığı bir tomar paraya bakıyordum. Bir paraya, bir de adama baktım. Normalde bu kadar yüksek bir meblağı teklif etmeye bile tenezzül etmezdi. Şaşırmıştım. Adam, yüzümdeki şaşkınlığı fark etmiş olmalı ki konuştu: “Biricik kızımın düğünü var.” dedi tiksinen bir sesle. “O rezil herifin ölmesini istiyorum.”

Adamın tonundaki büyük iğrentiden ve önümdeki büyük meblağdaki paradan da anlaşılıyordu ki, kızlarına bayılan babaların sevgisi hiç de hafife alınacak bir şey değildi. Ben de tabii ki, bütün görevlerini en temiz bir şekilde gerçekleştiren beş yıldızlı bir keskin nişancı olarak; bu görevi kabul etmiştim. Hatta çoktan planlamaya koyulmuştum bile. Hangisi daha heyecanlı ve daha eğlenceli olurdu acaba? Gece yatağında ölü bulunması mı, yoksa nikâh masasında, mutlu bir “evet” sözcüğünü kullanmadan hemen önceki saniyede kafasına mermiyi yemesi mi? Eh, babanın bundan ne kadar memnun olacağını bilmiyordum. Bu yüzden bana verilen her görevde, öldürdüğüm onca kişi hariç herkesi memnun eden taktiğimi kullanmaya başladım. Görevlerin en sevdiğim kısmı; kurbanınızı iyi izlediğiniz, gözetleme evresini yani.
 
Bana bu görevi bahşeden adam, İtalya’nın en büyük uyuşturucu liderlerinden biriydi. Böyle önemli bir adamın yüreğine dokunan tek bir şey vardı, o da biricik kızının akıbetiydi. Yalnız, her şeye sahip olmuş hanımefendimizin kalbi işe yaramaz bir şirketin, işe yaramaz oğluna kapılmıştı. Eğer adamla alakalı tek bir güzel bir şey olsa, uyuşturucu liderinin buna katlanacağı aşikardı. Ama çocuğun yaptığı her davranış hem mafyanın hem de bir babanın yüreğine indiriyordu. Durum böyle olunca, bir kurtarıcı ve yüksek miktarda paranın kokusunu aldığı an her şeyi yapabilecek biri olarak; ben devreye giriyordum. Üstelik bu sefer kolay bir işti. Çiftimiz, 7/24 mafyanın koruması olan yerlerde konaklıyordu. Bu oyundaysa mafya benim yanımda olduğu için, şu an içerisinde bulunduğum muazzam konuma rahatlıkla ulaşabiliyordunuz. Karşı daireden onları net bir şekilde izleyip duyabilen bir suikastçının konumundan bahsediyorum. 
 
Elimde biram ve silahımla, çiftimizin konuşmalarını dinliyordum, nedense biraz hararetlilerdi.
 
“Şurada düğünümüze bir hafta kalmış ve sen hâlâ aynı mı davranıyorsun?” diye bağırmıştı kız.
“Bunu konuşmuştuk.” dedi kurban, “Ne yapmamı bekliyorsun anlamıyorum!”
Biramdan bir yudum aldığımda, kızın hayıflanmaları daha da yükselmişti. “Bana söz vermiştin! Artık eskisi gibi saçma bahanelerle gelmek yoktu. Birlikte hayallerimizi gerçekleştirecektik. Ama ne zaman senden bir şey beklesem, tam tersini yapıyorsun. Hatta hiç oralı olmuyorsun.” 
Kurban, kızın konuşmasına tamamen zıt bir şekilde, umursamaz bir şekilde cevap verdi. “Tamam aşkım, ben de sana söyledim ya! Yapacağız her şeyi... Artık bütün o şeyler neyse! Şu an düşünmemize ne gerek var? Evleneceğiz işte.” 
İşte o an, kızın sevdiği adama gönderdiği duygu dolu bakışlara şahit oldum. Boğazımdan aşağıya doğru inen bira bir anda tıkanmıştı. Öksürdüm ve gülmeye başladım. Telefonumu çıkarıp işverenimle küçük bir konuşma yaptım.
“İşler eğlenceli olacak gibi görünüyor. Biraz daha bekleyelim.” 
 
İki gün sonra ben, kurban ve mafyanın biricik kızı arasındaki randevunun mekânı bir iş yemeğiydi. Lüks bir restoranda, medyanın peşinde dolandığı onlarca kişi oturuyordu. Tabii onlara yakın ve bir o kadar da gözlerden uzak masada ben oturuyordum. Hepimiz yemeklerimize gömülmüştük ki konu, ileride gerçekleşecek iş planlarından açıldı. Kızımız konuya hevesle katılırken, yanındaki kurbanımız hiçbir şekilde konuya dahil olmuyordu. Bırakın dahil olmayı, yakında eşi olacak kadına acıyan gözlerle bakıyordu. İyi bir gözlemci olarak, bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordum. Ama anlamak için iyi bir gözlemci olmak da gerekmiyordu.
 
“Siz peki, matmazel.” diyerek lafa girdi sosyetenin en gözde iş kadını. “Evlendikten sonraki planlarınız neler?”
Kadın tam ağzını açacakken, oldukça zeki kurbanımız lafa atladı. “Bence bütün bunları konuşmak için erken. Sonuçta evlenip bir aile kurmak istiyoruz. Onun da halihazırda şirketi olan bir kocası olacak elbette. Kariyer sahibi olmasına gerek bile yokken bu soruları bu kadar erken sormanız biraz ayıp kaçıyor doğrusu. Evinize gidip biraz ailenizle ilgilenmenizi öneririm.” 
Masadaki herkes ağzı açık adama bakıyordu. Büyük bir şaşkınlıkla bakanlar arasında, sevgilisi de vardı tabii ki.
 
İş kadınıysa hiç bozuntuya vermemişti. Sadece alaylı ve küçümseyici bir bakışla, kurbanı es geçmişti. Dikkatini mafyanın biricik kızı üzerine verdi ve az önce olanlar hiç olmamış gibi havada kaldı. On kişilik masada artık dokuz kişi vardı bile denilebilir...
 
İyice eğleniyordum bu görevden. Çiftimiz masadan kalkıp dışarı çıktığında, şaşılmayacak kadar yakınlarında sigara içiyordum.
 
“Sen çok değiştin.” dedi kız. Bu sefer sesi inanılmaz soğuktu. Bir o kadar da duygusuz.
“Hadi ama! Değişen ben değilim, değişen şartlar.” dedi kurban. “Gerçekten de çalışmaya ihtiyacın yok. O kadar ilerisini düşünmeye ne gerek var?”
Kızın gitgide somurtan yüz ifadesine bakan adam sevimli bir şekilde sevgilisine sarıldı. “Kariyer düşünmenin zamanı değil. Sen böyle gayet başarılısın zaten. Başarılı olmak için çabalama.” 
Kız iç çekerek sevgilisinin ona sarılan kollarını tuttu. Bense bu kız için bir sigara yaktım.
 
Düğün sabahı geldi çattı. Telefonum susmak bilmiyordu. Tek dediğim şey “henüz zamanı olmadığıydı.” Ama mafya biraz öfkeliydi ve telefonda “Kızımı dul bırakmanı istemedim.” diye bağırıyordu. Birkaç kelimeden sonra telefonu kapattım, sonuçta bugün düğün günümüzdü. Gerginliğe gerek bile yoktu. Hem ortadan birdenbire kaybolan bir damatla ilgili ilk düşünülecek şey de kesinlikle suikasta kurban gittiği olmazdı. Takımımı giymiş ve bana verilen bölmede gelinle damadın hazırlanmasını izliyordum. Yakamdaki çiçeği düzeltirken, gelin ve damadı sırayla ziyaret eden insanlar tebriklerini sunmak için odaya geliyorlardı. Birkaç kişinin ardından, odaya çocuklu bir aile girdi.
 
“Tebrik ederim.” dedi elinde iki çocukla mutlu bir şekilde çiftimize bakan kadın. Gelinin gözleri hemen yumuşadı. “Hoş geldiniz.” dedi, daha önce hiç bu kadar sıcakkanlı karşılamamıştı birini. Kadınla iki küçük sohbetten sonra onları uğurladı. Kurbansa anlamadan geline bakıyordu. “Çocuklar onun mu gerçekten? Hiçbiri ona benzemiyor.”
“Mary, hasta çocuklara destek olan harika biri. Bir sürü çocuğa destek olacak kurumlar açtı ve hastalıklarına çare bulamayan çoğu çocuğu da evlat edindi. Müthiş bir anne.” Gelinin onaylayan tavrında küçük bir imrenme de sezilebiliyordu. Her kelimesinde ayrı bir saygı ve farklı bir duruş vardı. Kurbansa benim bile beklemediğim o cevabı vermeyi başarmıştı.
“Siz kadınların duygusallığınızı anlamıyorum. Zaten ölecek onca hasta çocuk için boşa masraf etmeye ne gerek var? Umutları yok onların.”
Gelinin bakışları aniden damada döndüğünde, gördüğüm manzara karşısında heyecanlanmıştım. İşte o bakıştıbu, zamanın geldiğini gösteren muhteşem bakıştı. 
 
Bembeyaz kıyafetler içerisindeki kız ağzını açmadan, içeri adımımı attım. Bu çifte tebriklerini sunması gereken kişi bendim artık. Gelin, beni gördüğünde kaşlarını kaldırmış ve gözlerini kırpıştırmıştı.
Damatsa her zamanki umursamaz tavrından ödün vermemiş, tebriklerime karşılık içi boş laflarla elimi sıkmıştı. Geline döndüğümde, ikimiz de birbirimize yoğun bir şekilde bakıyorduk. Yakamdaki kırmızı zambağı çıkartıp gelinin narin ellerine bıraktım. Yaydığım ölümcül auradan oldukça etkilenen kadın, nefesini bir an olsun tutmuştu ve neler döndüğünü anlamıştı.
 
Tahmin ettiğim gibi, tamamıyla mafyanın biricik kızıydı kendisi.
 
Düğün hediyesi olarak, kimse görmeden kadının ellerine susturucu küçük bir silah bıraktım ve kulağına “Tebrikler.” diye fısıldadım. Gelinin kalp atışları artmış, bakışlarını benden hemen kaçırmıştı. Ancak ben yeterince görmüştüm. Bakışlarımız bir anlığına buluştuğunda, geline çarpık bir şekilde gülümsedim. İşte bu hareket bombanın pimini çekmiş olmalıydı ki, gelin birdenbire damadını iterek yere çaktı ve elindeki tabancayı damadın kafasına dayadı.
 
“N-Ne oluyor?” diye şaşkınlıkla bağıran adamın karşısında, öfkeli bir gelin vardı. 
“SEN!” dedi kadın inanılmaz bir öfkeyle. Sonra hızlıca bana baktı. Ellerimi iki yana açarak, ‘ben bilmem’ tarzı bir hareket yaptım.
“Aşkım, b-bu kim? Sakin olur musun?”
“Suikastçı.” dedi soğuk bir sesle, mafyanın kızı.
“NE?” diye bağıran adam şimdi iyice titriyordu. “Öyleyse silahı ona tutman gerekmez mi güzelim? Neden bana doğrultuyorsun?” 
Adamın yüzünden soğuk terler akıyordu.
Gelin bir saniyeliğine gözlerini kıstı ve karşısında durup korkan adama baktı. Sonra alevlerle yanıp tutuşan gözlerini sonuna kadar açarak, otoriter bir sesle konuştu. “Ona seslenmedim.”
Tetik çekildi ve damadın alnının ortasında derin bir yara açıldı. Kurbanın bedeni, şaşkın bir şekilde kaskatı kesilerek yere düştü. Gelin ise ellerindeki silahı kenara fırlattı ve tıpkı babasının bakışları gibi tiksinç bir şekilde yerdeki cesede baktı. 
 
“Temizle şunu.” dedi bana sertçe, makyajını tazelemek için aynanın önüne geçerek. “Hay hay!” diyerek cesedi omuzladığımda, gelinin ellerindeki kırmızı zambağı incelediğini gördüm.
 
Sessizce odadan çıktığımda; bir ölü suikastçı ve bir tembel suikastçı, kendi yolumuza doğru ilerliyorduk. Ama ikimiz de görevimizi başarıyla tamamlamıştık.
 
Bu mutlu günde birimiz duyguları, birimiz de (dolaylı da olsa) bir insanı öldürmüştü sonuçta.

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?