Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Atlas Yorgan Altında Yalnızlık
STORIES

Atlas Yorgan Altında Yalnızlık

16 Kas 2022

30’larımın ortasındaydım, ana rahminden zorla çekilen bir bebek kadar mutsuzdum, Cahit Sıtkı’nın ölüm korkusuyla kafayı bozduğu yerdeydim işte, üstelik çeyizimden kalma bir atlas yorgana suikast planları yapıyordum, gün itibariyle artık kocam olmayacak herifle, aceleye getirilmiş sevişmelerimizin üzerini örtmekten başka günahı olmayan bir yorgana...


Hiç uykuya dalmamışım gibi uyandım, süsü başından aşkın atlas yorganımın altındaki bunaltıcı sıcakta. 
“Seni” dedim, yorganın işlemeli köşesini bir kemirgenin saldırganlığıyla tutarken, “bugün yakacağım seni, küllerini de şu gördüğün zavallı kasımpatının dibindeki çorak toprağa serpeceğim.”
Bacaklarımı uyku mahmurluğuyla güç bela çıkarabildim yatağın dışına. Susuzluktan kuruyan avuç içlerimi saten yüzeyinde vedalaşır gibi gezdirdim atlas yorganın. 30’larımın ortasındaydım, ana rahminden zorla çekilen bir bebek kadar mutsuzdum, Cahit Sıtkı’nın ölüm korkusuyla kafayı bozduğu yerdeydim işte, üstelik çeyizimden kalma bir atlas yorgana suikast planları yapıyordum, gün itibariyle artık kocam olmayacak herifle, aceleye getirilmiş sevişmelerimizin üzerini örtmekten başka günahı olmayan bir yorgana...
Hiddetlendim ölçüsüzce. Laftan anlamayan haylaz bir çocuğa laf anlatır gibi eğildim yorganın üzerine. “Yakacağım seni” dedim yine, “küllerini de şu zavallı kasımpatının dibindeki çorak toprağa serpeceğim.”
Dişil bir homurdanma doldurdu yüksek tavanlı odanın içini. Sesin benden gelmediğiini bildiğimden, yalnızlığımdan şüphe duyarak taradım etrafımı. Masanın üzerinde az evvel toprağının çoraklığından dem vurduğum saksıdan taşan dallar çiçek çiçekti şimdi. 
Güldüm.
“Delirdiğimi biliyordum.”
Saksının başına gidip, çiçeği suçlayan bakışlarla süzmeye başladım. “Nisan ortasındayız” dedim hayretle. Bir çiçeği sorguya çeken dervişle ilgili bir ezgi dönüyordu kafamda.
Kasımpatının yaprakları şöyle bir titredi. “Çoraklığa terk ettiğin toprakların çoraklığından şikayet edemezsin” dedi.
Kendimden oldukça emin, “delirdiğimi biliyordum” diye tekrar ettim. 
Çiçekten sıkılgan bir oflama yükseldi. 
“Pencereyi kapatır mısın? Üşüdüm.”
Sualsiz, kapadım pencereyi ve kaptığım sandalyeye çöreklenip hayranlıkla çiçeği seyre daldım.
“Delirdiğimi biliyordum” dedim bilmem kaçıncı kez.
Kasımpatı öfkelendi.
“Siz insanlar öyle kibirlisiniz, öyle kibirlisiniz ki, bir çiçeğin konuşması size pek şaşılacak bir olay gibi görünüyor. “
Bir çiçeğe hak vereceğim aklımın ucundan geçmezdi.
“Bana canın ne zaman isterse o zaman su veriyorsun. Toprağımı temizlediğin, benimle iki çift laf ettiğin yok. Komşuların çiçeklerine isim veriyor, sen ise yakacağın bir yorganın uğursuz külünü benim toprağıma boca etme derdindesin. Her halini görüyorum senin. Uyurken bile nefret dolusun.”
Tüm hayatımın bir çiçek tarafından gözetlenmiş olması fikri bana hem gülünç, hem de ürkütücü göründü.
“Birazdan kocam gelecek”  dedim, omzumun üzerinden kapıya bakarak. “Bir sürü kağıt imzalayacağım, ve o artık benim kocam olmayacak.”
Çiçek dertli dertli içini çekti. 
“Yorganı neden yakmak istiyorsun?”
“Anılara tutunmak bana göre değil, onları boğazlayıp, ateşe vermeyi tercih ederim. “
Çiçeğin sevimli kahkahası yankılandı duvarlarda. Kendimi onunla birlikte kahkaha atarken buldum. Evimde bunca zamandır böyle güzel bir şeyin varlığının farkında olmamak, kafamı duvarlara vurma isteği uyandırdı bende.
“Anılarını ateşe verebilirsin. Ama dumanının peşinden gelemeyeceğini kim söyledi? Ayrıca o zaman bütün bu evi, hatta beni de ateşe vermen gerekmez mi? Sadece zavallılar ve zayıflar  öfkelerininin faturasını eşyalara keser.”
Kahkaham yüzümde donuverdi. Kızmıştım. Agresif bir tavırla kulaklarımın arkasına sıkıştırdım saçlarımı.
“Bir çiçeğe göre fazla bilgesin.”
“Belki de sen, bir insana göre fazla akılsızsındır.”
Şaşkındım. Bir kasımpatı tarafından hezimete uğruyordum. 
Kızgındım. 
Kocama...
Kendime...
Anneme...
Kasımpatıya...
Atlas yorgana...
Ve onun altındaki baki yalnızlığıma...
Ah bir yakabilsem... Kendimi de yakabilsem atlas yorganla birlikte... lakin can dedikleri zıkkım, öyle tatlı ki...
Bir daha baktım yorgana. Hakkında dönen muhabbeten bihaber tostoparlak kıvrılmış yatağın üzerinde. 
Bir şeyleri ateşe vererek, kendi içimdeki yangından kurtulmaktı belki derdim. Ama bir yangın, başka bir yangını söndürmek şöyle dursun, körüklemez miydi? Baksanıza orman yangınlarına...
Kendi yangınımı, kendim körüklemişim bunca zamandır. Vay halime.
Kulağımda çınlayan zilin sesiyle kendime geldim, vakit gelmişti demek.
Kapıyı açtım, 40 yıllık yabancı gibi çekingen, geldi oturdu başucuma.
Birkaç günü geçkin traş görmemiş yüzüne, üzerine çektiği siyah takıma baktım. Düğünümüzde giydiği takım elbiseydi. Bunun birazdan bitecek olan evliliğimize saygı duruşu mu, yoksa başka türlü bir mesaj mı olduğunu anlayamadım. İki türlüsü de can yakıcıydı. Üzerimden çıkarmaya fırsat bulamadığım pijamalarıma bakarken, buz kesen ellerime kaliteli bir dolma kalem tutuşturdu. 
“Ben de gelinliğimi giyse miydim?” düşüncesi geçti aklımdan. Daha dramatik bir son olmaz mıydı? 
Gırtlağıma bıçak gibi dayanan hıçkırığı alt etmeye çalışırken, uyduruktan imzalar attım bana verdiği kağıtlara. Ardından büyük bir günah işlemiş gibi çekinerek kalemi masaya bıraktım. Terleyen ellerimi pijamanın eteklerine sildim.
Bu kadardı işte.
Boşalan yüzük parmağıma diktim gözümü. 
“Biliyor musun?” dedim, “evde konuşabilen bir çiçeğimiz varmış.”

Kasımpatının iç çektiğini duyar gibi oldum sonra. Sırrını açık ettiğim için canı sıkılmışa benziyordu.
Artık kocam olmayan adam yüzüme sabırla baktı. 
“Bana delirdiğimi, ilaçlarımı ihmal ettiğimi söylemeyecek misin?”
Derin ve gürültülü bir nefes aldı burnundan. Kağıtlarını toplayıp gitmek üzere ayaklandı. 
Beni içten içe öldüren bir nezaketle açtım kapıyı. Onu seviyordum. Onu yolcu etmek, hayatta istediğim en son şey bile olamazdı.
“Bana inanmıyorsun” dedim, benim bile sinirimi bozan acıklı bir sesle.
Ceketine sinen tütün kokusunu duyacak kadar yakınındaydım bunu söylerken.
Elleri kaskatı kesilen yüzüme uzandı. Alnı, alnımla buluştu sonra.
“İnanıyorum Meryem. Ben, bu evin içinde ikimizin dışında her şeyin konuşabildiğine, derdini anlatabildiğine, dara düştüğü vakit imdat diyebildiğine inanırım. Ben bir çiçeğin konuşabildiğine inanırım. Ben bu saatten sonra Meryem, “ikimiz” dışında her şeye inanırım...”


©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?