Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
7. Sanat ile Moda Sektörünün İlişkisi
ZOOM

7. Sanat ile Moda Sektörünün İlişkisi

24 Eyl 2022

Moda sektörü ile 7. sanat geçmişten bugüne hep elele yürüdü. Günümüzde ise teknolojinin gelişmesi ve digital çağ ile birlikte moda ve trendlere her alandan ulaşım kolaylığı nedeniyle bu birlikteliğin bittiği görüşünü savunanlar var. Fakat kim ne derse desin, bu iki sektör birbirine gemici düğümü ile bağlıdır. Çünkü sinema endüstrisi ile moda sektörünün flörtü sadece güzel kıyafetleri, şık aksesuarları, kusursuz makyajları içermez. Bu birlikteliğin dahası vardır. İşte o dahasını merak ediyorsanız şu an çok doğru bir yerdesiniz. Gelin, birlikte inceleyelim.

Moda sektörü ile 7. sanat altın çağını 20. yüzyıl Hollywood’unda yaşadı. O dönemlerdeki aktris ve aktörlerin beyaz perdedeki kostümleri, filmin yapıldığı yıllara damgasını vurdu. James Dean, Marilyn Monroe, Marlon Brando, Diane Keaton, Meryl Streep, Ali MacGraw, Humphrey Bogart, Audrey Hepburn gibi birçok ünlü sayabilirim size. Bu oyuncuların filmleri için tasarlanan kostümler piyasaya sürüldüğü anda tükettildiği, toplumun neredeyse bütününün giyim tarzına etki ettiği bilinir. Fakat bu hızlı tüketime yol açan şeyin kıyafetin kusursuzluğu ya da güzelliğinden kaynaklandığını düşünmenizi istemem. Çünkü o kıyafetleri dikkat çekici yapan sadece hayranlık beslenen oyuncular değildir. O oyuncuların filmlerdeki karakteri, o karaktere özenilen ve onlar gibi olmak istemekten kaynaklanan bir tüketimdi. İşte bu moda sektörü ile sinema endüstrisinin ilişkisinin en sağlam bağıdır. Sadece kıyafet olsaydı, yaşadığımız digital çağda, her defileyi canlı izleyebildiğimiz dünyada kimin filmlere ihtiyacı olurdu ki, değil mi? Haydi, gelin birlikte şu aşkı biraz eşeleyelim.

Pinterest
Öncelikle şu konuyu açıkça belirtmek isterim ki sözünü edeceğim bağlılık, moda filmlerini kapsamıyor. Daha net ifade etmem gerekirse “Devil Wears Prada” ve “Coco Before Chanel” filmleri gibi biyografi ya da konusu tamamen moda üzerine olan veya “Marie Antoinette” gibi bir döneme hitap eden filmlerle bu iki sektörün birlikteliğini incelemeyeceğim. Sizlerle, bakış açımın elverdiği ölçüde geçmişten günümüze insanların film karakterlere özenmesine neden olan dürtüyü paylaşmak istiyorum. İlk olarak da en bilineninden başlamak isterim. Anlayacağınız üzere “Breakfast at Tiffany’s” filmindeki Audrey Hepburn’den söz ediyorum.

Pinterest

Film Karakterlerinin Kıyafetleri


Sinema tarihinin moda dünyasına ait en bilinen karakteri olan Holly Golightly ile başlayabilirim. Holly ismi size belki bir şey ifade etmez ama Audrey Hepburn ve Tiffany mağazası önünde, elinde kahvesi ve kruvasanı ile vitrine bakan bir kadın karakteri desem, hemen o sahne gözünüzde canlanır. Üstelik bu sahneyi anımsamak için filmi izlemiş olmanız gerekmez ve hatta moda bilgisine de hiç ihtiyacınız yoktur. Beyaz perdenin en ikonik kıyafetlerinden bir olan küçük siyah elbiseyi bugünlere getiren, tüm dünya için efsane bir görünüme kavuşturan bir filmden söz ediyorum. Moda sektörü ile ilgili olanlar küçük siyah elbiseyi sektöre kazandıranın Coco Chanel olduğunu ve “Breakfast at Tiffany’s” filmi için bu elbiseyi tasarlayanın Hubert de Givenchy olduğunu bilebilir. Fakat bu ilişkide her iki efsane ismin yerine anılan, sadece küçük siyah elbisenin incilerle olan birlikteliğinin eşsiz duruşudur. Bu kombinenin kitleleri peşinden sürüklemesine neden olan zengin olmayan bir kadının tek bir parça ve incilerle müthiş olabileceğidir. Audrey Hepburn zarafetinin etkisini göz ardı etmeyeceğim ama Holly karakterinin elbisesinin ikonik olmasının altında yatan ne Audrey ne de Givenchy tasarımıydı. Hala efsane olmasının nedeni herkesin ulaşabilir olmasıdır.

Pinterest
Sadece Audrey Hepburn değil James Dean’de “Rebel Without a Cause” filmindeki Jim karakterinden sonra bir döneme beyaz tişört, jean ve deri ceket giydirmeyi başarmıştır. Günümüzde hala “Asi Gençlik” filmindeki James Dean kombinesi zamansız bir kostüm olmaya devam eder. “Asi Gençlik” filminden daha önce vizyona giren “The Wild One” filmi ile Marlon Brando’nun “Johnny Strabler” karakterinin de benzer bir kostüm giymiş olması kitleleri James Dean kadar etkilememiştir. Neredeyse aynı olan iki kıyafet arasındaki kitlerlere hitap edişin ardında James Dean’in karakterine öykünme, Dean’in yaşama erken vedası ve gerçekten asi bir hayat yaşaması da etkili olmuştur. Elbette Marlon Brando’nun da gençliğinde masum olmadığını biliyorum ama O hızlı yaşayıp genç ölmedi...


Size örnek olarak göstereceğim moda ile sinema ilişkisine dair bir sürü kült film var. Örneğin “The Great Gatsby” filmi iki kez çekilmiş bir yapımdır. İlk filmde Gatsby karakterini Robert Redford canlandırırken, son versiyonunda Leonardo DiCaprio karaktere can vermiştir. Her ikisi de dönemlerinin en yakışıklı oyuncuları ve kostümlerin neredeyse benzer yapıda olmasına rağmen, yönetmen Baz Luhrmann’ın “The Great Gatsby” uyarlamasından sonra 1920 yılların modası hem podyumları hem de düğünleri esir aldı. Elbette Gatsby karakteri gibi pembe takım elbise giyenlerin azınlıkta olduğunu tahmin edebilirsiniz ama 20’li yıllara ait tüm aksesuar ve kıyafetler o zamanlar vitrinlerden sokaklara indi. Püsküllü elbise tüm dünyada parti kıyafeti ve birçok düğününde after partilerin vazgeçilmezi oldu. Aşk-ı Memnu fanları Bihter’in siyah dantel elbisesi ile kombine ettiği saç aksesuarını hatırlar. İşte tam da o dönemlerdi Baz Luhrmann’nın Gatsby’si...

Pinterest

Pinterest
Annie Hall” filminde Diane Keaton’un maskülen tarzının kadınları ele geçirişi, “Out of Afrika” filmindeki Merly Streep’in safari ceketi, Marlon Brando’nun “The Godfather” filmindeki çizgili takım elbisesinin mafya ile özdeştirilmesi hep bu birlikteliği meyvelerini oluşturur. Hatta geçmişte moda ile sinema öyle güçlü bir etki bırakırmış ki “It Happened One Night” filminde Clark Gable’in gömleğini çıkarttığı sahnede içinde fanila olmaması yüzünden, o yılki fanila satışlarını %30 oranında düştüğü bilinmektedir.

Pinterest
Yakın geçmişten örnek vermek gerekirse Matrix serisinden sonra küçük gözlükler, deri uzun ceketler, kadınların tekrar deri pantolon giyme dürtüsü sadece trendler uğruna yapılamaz öyle değil mi? Kim koca bir dünyaya hükmedebilen bir “Baba” olmak ya da Neo gibi seçilmiş kişi olmak istemez ki. Hatta bir dönem neredeyse kadınların yazar olma isteğinin, özellikle de köşe yazarı olma sevdasının sadece Sex and The City dizisinin Carrie karakterinin kıyafetleri olamaz değil mi? Carrie’nin özgürlüğü, bağımsızlığı, eh biraz da New York değil miydi bizi onun kıyafetlerinin izinden sürükleyen.

Pinterest
Veyahut The Mad Men dizisinden sonra Louis Vuitton başta olmak üzere birçok tasarımcının 50’li yılların kostümlerini tasarlaması bir rastlantı mıydı yoksa bir saygı duruşu mu? “Atonement” filminde Keira Knightly’nin zarif yeşil kostümü kaç özel geceye ilham oldu dersiniz. Hatta bu elbise o kadar kült oldu ki günümüzde “Atonement Dress” olarak bir kalıp halini aldığını da eklemek isterim.

Kısaca demem o ki; moda sektörü ile sinemanın bağlılığı eğer sadece kıyafet, aksesuar ve makyaj bazında olsaydı flörtlerinin bittiği görüşünü destekleyebilirdim ama onların ilişkisinde derin bir bağ, istese dahi arkasını dönememe, bazen ona doğru koşmayı reddettiği halde ayaklarının istemsizce yine ona doğru koşması olduğunu düşünüyorum. Hatta size örnek vermem gerekirse, moda sektörü ile 7. sanatın birlikteliğini eski prens, şimdinin yeni majesteleri Kral III. Charles ve Camila’nın aşkı ile örneklendirebilirim. Onların köklerini ayırmaya ne gücün temsilcisi Kraliçe II. Elizabeth’in ne de “Halkın Prensesi” Diana’nın gücü yetti. Şimdi, sorarım size böylesine güçlü bir örnek ile pekiştirilen sinema ve modanın zincirlerini hangi çılgın kırabilir?

©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?