Yılbaşı’nda Aşk Başkadır: “Love Hard”
KÜLTÜR/SANAT

Yılbaşı’nda Aşk Başkadır: “Love Hard”

Romantik komedilere ciddiyetle yaklaşan insanları hiçbir zaman anlamamışımdır. Görevi yalnızca biraz iç ısıtmak, biraz da güldürmek olan bir şeye karşı beklentiler neden bu kadar yüksek olur, gerçekten anlam veremiyorum. Havalar soğudu, yıl başı neredeyse kapıda. Bendeniz, geçtiğimiz koca on iki ayı, yıl başı temalı romantik komedilerin yeniden kapımı çalmasını bekleyerek geçirdim. Sizi önceden uyarayım; bu hayatta klişeleri benden çok sevenini bulamazsınız. Her yılın sonlarına doğru, (neredeyse) farklı senaryolarla paketlenmiş bir şekilde ekranlarda yerini almaya başlayan romantik komedi klişelerine edecek bir çift lafı olanlar ya şimdi konuşsun ya da ebediyen sussun. Zira bugün sizlere, Netflix imzalı bir ‘mutlu yıllar, meğer yıllardır aradığım senmişsin’ filminden bahsetmeyi planlıyorum, hem de filme dair birçok şeyi onaylayan bir tavırla…

Yayın Tarihi :15 Kas 2021
Süre :3 Bardak
Öncelikle, sanıyorum romantik komedilere karşı benimle aynı duygu ve düşünceleri paylaşmayanlara, bu tür filmleri neden bu kadar sevdiğimden kısaca bahsetmem gerekecek. Doğrusunu söylemek gerekirse buna verecek kesin bir cevabım yok; ben de henüz bir cevap bulabilmiş değilim. Ancak benimle aynı duygu ve düşünceleri paylaşan insanlarla kısa sohbetlerim esnasında, ‘cevap’ olarak nitelendirebileceğim birkaç farkındalığı yakaladığımı söyleyebilirim.

Birincisi, romantik komediler genellikle mutlu son garantili oluyorlar ki bu, duygularımı da garantiye alıyor olduğumu gösteriyor. Filmin sonunda ve takibindeki hafta boyunca herhangi bir duygu seline kapılma tehlikem kalmıyor. Ne demişler; önce güvenlik. İkincisi, insan bir iki saatliğine de olsa saf, mutlu bir hayatın var olabileceğine inanıyor ki bunu, yazımızın ilerleyen satırlarında daha derin bir şekilde okuyacağız. Üçüncüsü; çünkü neden olmasın? Bir filmi izlediğimizde daima dudak uçuklatıcı dersler mi almalıyız… ya da hepimiz ekran karşısında profesyonel birer sinema eleştirmeni olmak zorunda mıyız?

Eh, küçük ikna çırpınışlarım da son bulduğuna göre filmi incelemeye geçebilirim, öyle değil mi?

Yılbaşı temalı romantik komedilerin alışıldık başlangıcını bilirsiniz. Sözel zekaya sahip bir kızımız ki burası çok önemli, zira esas kız mutlaka bir şeyler yazıyordur, o çok değerli gerçek aşkı bir türlü bulamıyordur. Bunun yerine birbirinden fiyasko birçok date’i olmuştur. Love Hard’ın Natalie Bauer’ı da bunlardan biridir elbette. Yaşadığı korkunç randevuları köşe yazılarıyla okurlarına aktaran ve bunu meslek edinen genç kadın, günlerini ve haftalarını, meşhur dating applerinde parmağını sağa sola kaydırarak geçirir. En nihayetinde özgür ruhlu Asyalı Amerikalı bir adam olan Josh Lin ile tanışır. İkilinin ilişki kodunun yanı sıra kişilik kodu da öyle uyumludur ki günlerce yazışarak muazzam bir bağ kurarlar.

Ne diyorduk? Ah, Yılbaşı… Malum Noel’in yaklaşıyor olması, benzer her filmde olduğu gibi burada da önemli bir rol oynuyor elbette. Zira bir gün Josh, Natalie’yi, Noel’i birlikte geçirmek üzere kendi küçük kasabasına davet ediyor. Nihayet aradığını bulduğu düşüncesiyle heyecandan yerinde duramayan Natalie, Los Angeles’tan Josh’ın yaşadığı kasabaya, Lake Placid’e yola koyuluyor. Hevesle gittiği evde samimi Lin ailesiyle tanışıyor önce, kendini Josh’ın ‘bir şey olmasa da var’ arkadaşı olarak tanıtıyor onlara. Fotoğraflarda gördüğü o “mükemmel” erkekten oldukça farklı bir yüz tarafından karşılanacağını bilmiyor henüz tabii…
Evet, anlayacağınız ve filmin ilk bilmem kaç dakikasını izlerken de tahmin edeceğiniz üzere Natalie, Josh tarafından kandırılıyor ki buna ‘catfishing’ deniyor. Yazın bu kelimeyi bir kenara, daha birçok romantik komedide karşınıza çıkacaktır.

Bu filmi diğerlerinden ayıran spesifik bir şeyin olup olmadığını merak ediyorsanız, argonun göz ardı edilemez varlığını öne sürebilirim. Yılbaşı temalı romantik komediler genellikle çocuk, yaşlı farkı gözetmeksizin maaile ile izlenen, izlenebilen yapımlar oluyorlar. Ancak Love Hard’ı, kullanılan bazı spesifik cümleler, kelimeler dolayısıyla çocuklarla izlemenizi pek de önermiyorum. Bunun dışında esas oğlanın “büyüleyici bir prens”olmaması da ilgimi çekmedi değil. Elbette konu, bu noktada Josh’ın duyduğu öz güvensizliği ele alıyordu, haliyle karşımızda bir Davut heykeli görmeyi bekleyemezdik. Yine de bilirsiniz böyle filmleri, sözde çarpıcı bir dış görünüşe sahip olmayan karakterlerde, sırf başrol diye gider, göz alıcı tipleri oynatırlar.
Yanlış anlaşılma olmasın, Jimmy O. Yang’ı kötülemiyorum ki bence kendisi gayet çekici bir adam. Siz yine de anlamışsınızdır ne demek istediğimi, sevgili okurlarım.

Filmin son 10 dakikası, büyük bir kaosun ardından tüm taşların yerine oturmaya başladığı dönemi gösteriyor. Sanıyorum bu tarz filmlerin en sevdiğim kısmı da tam olarak bu 10 dakika oluyor. Zira içerisinde yaşamakta olduğumuz karamsar dünyada, insana kendini bir hayli yalnız hissettiren kalabalık koşuşturmada insanın içine bir nebze de olsa umut aşılıyor böyle sahneler. Herkes birbirini kabullenmeye başlıyor, her karakter, büyük bir farkındalık yaşıyor. Filmin başında kişiliğine şüpheyle yaklaştığımız karakterler dahi iyiliğini kanıtlıyor bizlere. Eh, bizler de “Her insanın içinde iyilik var, görüyor musun” diyerek avutuyoruz kendimizi.

“Başkalarının yalancılığına öyle odaklanmıştım ki hiç durup kendiminkine bakmadım.”
…diyor Natalie, yaşadığı yıkımın ardından gelen ani ilham eşliğinde. Kendisini kandırdığı için sürekli olarak Josh’ı suçlamıştı; ancak adamın da dediği gibi, o hiçbir zaman olmadığı biri gibi davranmamıştı. Konuştuğu, hoşlandığı daima kendisiydi aslında. Tabii, Natalie bunu filmin sonunda değil de başında fark etseydi, bizler ne izleyecektik, orası ayrı bir tartışma konusu. Sadede gelirsek, hatasını fark edip ilk adımı atan ve meşhur “Love Actually” sahnesini yeniden canlandıran Natalie’ye benden bir alkış, zira klişeler arasında pek rastlamadığımız bir şeydi, kırılan parçaları bizzat kadının yapıştırması ve aşkını itiraf etmesi.

Şimdi söyleyin bana, bir insanın en büyük hayalinin mum yapıp satmak olduğu ve bu konuda ailesi tarafından da destek gördüğü, üzerine bir de aradığı aşkı bulduğu bir filmi, kısa süreliğine de olsa hayatta ve salt mutlulukta umut görmek için izlemek suç mudur? Hiç sanmıyorum.
Öyleyse komplike senaryo ve sahnelere biraz ara verip Love Hard ve türevlerini izlemenizi öneriyorum. Aradığınızı bulma kaygısıyla izlemediğiniz sürece her şeyden keyif almanız mümkün!
Yukarı Kaydır