Yazarların Güncelerinin Derinlikleri
KÜLTÜR/SANAT

Yazarların Güncelerinin Derinlikleri

Yazmakla kurduğunuz ilişki ne düzeyde olursa olsun günlük tutmak insana çok şey katıyor. Not tutma alışkanlığı kazandırmasının yanı sıra kendinize doğru bir yolculuğa çıkma şansını yakalıyorsunuz. Günlük deyince aklınıza çocukken bir dönem hepimizin yaptığı “Sevgili Günlük bugün Mert beni çok kızdırdı” düzeyinde bir şeyler gelmesin tabii. O zaman bunu yapmanın keyfi de başkaydı mutlaka. Kalem ve kağıtla iletişimin zayıfladığı bu çağda bunu yeniden canlandırmak sizler için de keyifli bir deneyim olacaktır muhakkak. Yazarlar yaptıkları felsefi tartışmalarla, günlüklerine yazdıkları roman taslaklarıyla, sordukları sorularla ve içinde kaldıkları durumlarda hissettikleri duyguları anlatış biçimleriyle günlük meselesini öyle bir noktaya taşıyorlar ki bambaşka bir kapı aralıyorlar kendilerine ve bizlere. Örneğin Oğuz Atay’ın günlüğünde ünlü romanının adım adım oluşumunu takip ederken Cesare Pavese’nin günlüğünde varoluş sancısının başka bir yüzü ile karşılaşabiliyoruz. Gelin bu yazma deneyiminin inceliklerine ve bize neler katabileceğine hep birlikte bakalım.

Editör :Nazlı Doğan
Yayın Tarihi :05 May 2021
Süre :1.5 Bardak

Günlük okumak tuhaf şey… Birinin hayatını gözetliyor hissi duyumsarken, tanıklık ettiğimiz şeyden de büyülendiğimiz bir gerçek. Günlükler, mektuplaşmalar, yayımlanmamış karalamalar insanın zihninde özel hayatın ihlali gibi yanlış bir şey yapıyor hissini doğuruyorsa da sevdiğimiz yazarların günlüklerine ulaşabilme lüksünün keyfi bize başka türlü bir tatmin duygusu yaşatıyor. Çünkü bu günlükler, sevdiğimiz yazarın yaşanmışlığının tadını bize geçirirken başka türlü bir edebi haz da veriyor. Çayı açık mı içtiğini, hangi yemeği sevmediğini öğrenebilirken ölümle ya da yaşamla ilgili felsefi derinliklerde yüzen tartışmaların içine çekiliveriyorsunuz bir anda. 

Nilgün Marmara - Defterler
İntiharıyla ve yazdıklarıyla yüreğimizi acıtan bir yazarın günlüğüyle başlıyoruz: Nilgün Marmara. Defterler ismiyle yayımlanan bu kitabın bir sayfası Marmara’nın el yazması metinlerine yer verirken diğer tarafı daktilo edilmiş haline yer veriyor. Bu metinde kimi zaman şair Ece Ayhan’a yazılmış bir mektupla karşılaşabiliyor, kimi zaman da ünlenmesini sağlayan şiirlerinin ilk halleriyle karşılaşabiliyorsunuz. Tam anlamıyla yazarın iç dünyasına seyahat ederken yaşadığı şehirle, ülkeyle kurduğu ilişkiyi, insanlarla nasıl geçindiğini ya da geçinemediğini görebiliyorsunuz. Dahası bu günlük Nilgün Marmara’nın eşinin ön sözüyle başlıyor ve orada kitaba, Nilgün Marmara’nın karakterine, günlüklerinin basılış sürecinin ne kadar sancılı olduğuna dair birçok ipucu ve gerçekle karşılaşıyorsunuz. Kitabın sonunda ise eşi Kağan Önal’a bıraktığı intihar notu tüm gerçekliğiyle yüzümüze çarpıyor, şöyle diyor orada: “…Her anın niye’sini sorgulayan bir varlığın saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu! Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! Bu tükenişle elveda diyorum…”

Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı
Portekiz edebiyatının ünlü yazarı Pessoa’nın güncesi dünyanın en önemli yapıtları arasında sayılan bir kitap. Öncelikle kitabın yazılış sürecinden biraz bahsetmek gerekiyor. Pessoa hayatı boyunca yazıyor ve yazdıklarını bir sandıkta topluyor. Kafka gibi metinleri öldükten sonra ünlenmiyor, yaşadığı sırada birçok önemli edebiyat dergisinde yazılar yayımlatarak hatırı sayılır bir üne kavuşuyor. Fakat bu ünün büyük kısmı yazarın kurguladığı ve mahlasları olan karakterlere mal ediliyor çünkü Pessoa uzunca bir zaman mahlasla yazılar yayımlamayı tercih ediyor, dahası bu mahlaslara gerçek birer kimlik giydirerek gerçek olup olmadığı sorusunu ortadan kaldırıyor.

Mahlasla yazan çok fazla yazara rastlıyoruz edebiyat tarihinde fakat Pessoa’nın tarzı oldukça farklı bu noktada. Örneğin Alberto Caeiro kimliği, doğada yaşamını sürdüren bir pagan çobanken Alvaro de Campos huysuz ve aksi denizci bir şair. Yazarın öldükten sonra sandığının içinden çıkanlar bir hazine niteliğinde. İçinde Huzursuzluğun Kitabı’nın da olduğu 27.000 sayfa olduğu söylenen bu yazılar, Pessoa’ya dünyaya yayılacak bir ün getiriyor. Kimliğini, benliğini, varoluşunu arayan ve bu arayış için karanlık yollarda yolculuğa çıkan yazar, buldukları, bulamadıkları ama en çok arayışlarıyla kendini gösteriyor. Yazarın güncesinden bir alıntıyla bitirelim: “Ben, genellikle kendi derinliklerimde bile henüz tasarlanmamış eylemlerin, dudaklarımı uzatırken aklıma bile getirmediğim sözcüklerin, tamamına erdirmeyi umursamadığım hayallerin kuyusuyum.
Yukarı Kaydır