BİLİM

Uzay Efsaneleri ve Doğruları

Her konuda olduğu gibi astronomi ve uzay bilimleri alanında da bazı yanlış bilgilere sahibiz. Evrene dair birçok sorunun yanıtını bulup büyük adımlar atıyoruz ama buna rağmen bazı eski veya yanlış bilgilerin önüne geçemiyoruz. Bu yazıda, yanlış bilinen bazı uzay efsanelerine birlikte göz atacağız.

Yayın Tarihi :13 Oca 2022
Süre :2.5 Bardak

“Kara Deliklerden Hiçbir Şey Kaçamaz!”

İlk uzay efsanemiz, bu karanlık gizem üzerine! Evrendeki devasa hortumlara veya okyanuslardaki girdaplara benzetilen kara deliklerin, akla gelen her şeyi yuttuğunu düşünüyoruz. Ama yanlış! Kara delikler de tıpkı Güneş gibi belirli bir kütleye sahiptir. Kütlesi olan her cismin ise bir çekim gücü bulunur. Herhangi bir kara delik, Güneş'imizden çok daha büyük bir kütleye sahip olduğu için haliyle çekim gücü de artıyor. Bu nedenle doğru bir kaçma hızı yakalayan bir cisim, kolaylıkla kara deliklerden kurtulabilir. 

“Güneş Yanan Bir Ateş Topudur!”

Bize en yakın yıldız hakkındaki bu şehir efsanesi, sıcaklıkla orantılı bir yanılgı olabilir. Oysa ateş için gereken temel üç şeyden birisi uzayda yok: yani oksijen! Kalan iki temel unsur, ısı ve yakıt ise bildiğimiz anlamda kullanılmıyor. Güneş’teki Helyum yanıcı bir gaz değil. Hidrojen ise oldukça yüksek oranda yanıcı bir element ve Güneş’in, Dünya’yı saniyeler içinde eritebileceği sıcaklığa ulaşmasını sağlıyor. Fakat bu dinamik bir ateş değil, termonükleer füzyon olarak geçiyor ve bildiğimiz ateşle pek alakası yok. 

“Uzaya Çıktım ve Çin Seddini Gördüm!”

Biz insanların gözünde Çin Seddi bir hayli büyük bir yapı… Bu düşünceden yola çıkılarak hayatımıza girmiş bu uzay efsanesinin ise hiçbir doğruluk payı yok. 6 metre genişliğe sahip olan Çin Seddinin üzerinde veya çevresinde, çok yüksek bir irtifadan dikkat çekmesini sağlayacak bir rengi de olmadığına göre görünmesi imkânsız. En azından çıplak gözle bu mümkün değil. Ancak özel mercekler veya radarlar yoluyla, Dünya’nın 160 kilometrelik alçak yörüngesindeki bir uzay aracı, Çin Seddini tespit edebilir. 

“En Sıcak Gezegen Merkür’dür!”

Şömineye en yakın olan kişinin daha çok ısınacağını düşündüğümüz için bu uzay efsanesini üretmiş olabiliriz. Mantıklı da bir çıkarım aslında. Ancak Güneş’e en yakın gezegen olması ve sıcaklığın 430 santigrat dereceye çıkması, birinciliği Merkür’ün kazanmasına yetmiyor. Bir gezegenin dış etmenler kadar kendi yapısal özellikleri de sıcaklığını etkiliyor. Kalın atmosfer tabakasına sahip olan Venüs, Güneş’e Merkür’den daha uzak olmasına rağmen sistemimizdeki en sıcak gezegendir. 464 santigrat dereceye sahip Venüs’ün atmosferi o kadar kalın ki, bu gezegeni, bir uyku tulumunun içinde ve şömine karşısında oturan birisi olarak hayal edebiliriz.      

“Takımyıldızlardaki Yıldızlar Birbirine Yakındır!”

Uzaya dair bir zamanlar bilim insanlarının bile düştüğü bir yanılgı vardır: Evreni, Dünya’dan gördüğümüz haliyle konumlandırmak! Bu durum, takımyıldızlar için de geçerlidir. Sebebi ise, bizim durduğumuz yerdeki bakış açımızla alakalı, diyebiliriz. Mesela, birbirine çok uzak olan iki ağaca, karşılarına geçip doğru açıdan bakınca sanki yan yanaymış gibi görebiliriz. Bu durum, aralarında milyonlarca ışık yılı mesafe olan yıldızlara bakarken de geçerli. Uzaktaki yıldız daha parlak veya büyük ise, öndeki görece daha küçük ve az parlayan yıldızla aynı yerdeymiş gibi görünebilir. Bu nedenle takımyıldızlardaki birçok yıldız, aslında birbirine bir hayli uzaktır. 

“Ay’ın Karanlık Yüzü Var!”

Biz Dünyalılar Ay’a bakarken hep bir yüzünü gördüğümüz için, arkada kalan yüzünün karanlık olduğuna inandık. Hatta orada başka canlıların yaşadığını bile iddia edenler oldu. Ama bu bilgi tümüyle yanlış! Ay’ın hiç görmediğimiz diğer yüzü de son derece aydınlıktır. 

Uranüs
“Halkaları Olan Tek Gezegen Satürn’dür!”

Yıllarca, Satürn’ün halkalarında kayak yapma hayali kuranların ortaya attığı bu efsane de gerçek değildir. Derin uzay görevleri ile evrene dair bilgilerimizi değiştiren Voyager kardeşlere göre, Satürn’den başka Neptün ve Uranüs’ün de çevresinde halkaları vardır. Sadece Dünya’dan göreceğimiz kadar büyük ve dikkat çekici değiller. 

“Kuyrukluyıldızların Kuyrukları Arkalarından Gelir!”

Uzay efsaneleri arasında en çekici olanlarının başında hiç şüphesiz kuyrukluyıldızlar geliyor. Kıyamete neden olacakları, üstünde melekleri taşıdıkları veya gerçekten gökyüzünde seyahate çıkan yıldızlar oldukları yönünde efsaneleri artık geride bıraktık. Aslında devasa birer buz parçası olan bu gök cisimlerinin, bu kadar dikkat çekmelerine neden olan kuyrukları ise düşündüğümüz gibi her zaman arkalarında süzülmüyor. Güneş rüzgarı nedeniyle bir kuyrukluyıldızın kuyruğunun yönü değişebilir. 

“Yıldızları, Güneş Doğunca Göremiyoruz!”

Bu son uzay efsanesi ile seriyi sonlandırabiliriz. Gündüzleri yıldızları görmememizin nedeni Güneş değildir. Bir sorumlu arayacaksak bu kesinlikle Dünya atmosferi olurdu. Güneş doğduğunda atmosferde yansıyan ışık o kadar artıyor ki, yıldızları görmemize engel oluyor. 

"Bonus Uzay Efsanesi: 1969 Yılında Ay'a Ayak Bastık!"

Bu uzay efsanesinin ise henüz doğru ya da yanlış olduğuna fikir birliğine varılmış değil maalesef. Ay'a ilk defa Apollo-11 uzay görevi ile ayak basıldığını biliyoruz. Ancak bu konuyu efsane haline getiren durum, doğru veya yanlış olması değil. Hala herkesi ikna eden bir yanıtının olmamasıdır.

Kaynak: All About Space Türkiye – Aralık 2021 – Özel Kitap Eki. 

Yukarı Kaydır