KÜLTÜR/SANAT

Unutulmayacak Bir Yapım: Mr. Robot

Bugün, kendi adıma belki de çok geç kalmış olduğumu düşündüğüm bir dizinin yorumları ile karşınızdayım, sevgili BOBOscope okuyucuları. 2015 yılında yayına başlayan ve 2019 yılında final yapan bu muhteşem dizi hakkında maalesef ki “sıradan bir hacker dizisi” düşüncesine sahip olduğumdan izlemeyi de hep ertelemiş, sonrasında da unutmuştum. Ta ki geçtiğimiz bir ay öncesine kadar... İzlerken kimi eleştirilere hak verdiğim anlar olsa da çekimlerinden oyunculuk performanslarına, müziklerinden konunun en ince detaylarının düşünülüp kusursuzca ele alınmasına kadar her şeyin beni etkilediği bu yapıma dair yorumlamalara geçelim dilerseniz.

Editör :Deniz Koç
Yayın Tarihi :10 Oca 2022
Süre :3.5 Bardak

“Hello friend.” Eğer şimdi bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen siz de diziyi izlemiş ya da izlemeyi kafanıza koymuşsunuzdur. İtiraf edeyim, başlamadan önce dizinin ilk sezonunun harika olduğuna ama ilerleyen bölümlerde konunun fazlaca karmaşıklaşıp neredeyse sıkıcı bir hal aldığına dair çok fazla yorum okuduğumdan, bir türlü bu diziye şans verememiştim. Şimdi ise keşke daha erken davransaydım diyorum! Son on yılın bana göre en başarılı yapımları arasında yer alan Mr. Robot için başta yalnızca bir hacker grubunun mücadelelerini konu alıyormuş gibi görünse de ilerleyen zamanlarda karakterlerin gelişimi ile birlikte konunun da çok daha derinleştiği bir yapım oluyor da denebilir. 
Uyarı: İçeriğin devamı diziye dair spoiler içerebilir!
 
İzlediğimiz diğer pek çok diziden farklı olarak her sezonda hatta neredeyse her bölümde bizleri şaşırtmayı, zaman zaman da rahatsız hissettirmeyi ve tedirgin etmeyi başaran Mr. Robot, her bölümdeki ince detaycılığı ile de dikkatleri çekiyor. Herhangi bir bölümde izlediğiniz ve pek de fazla üzerinde durmadığınız küçük detaylar, birkaç bölüm, hatta birkaç sezon sonra bir anlam ifade etmeye başlayabiliyor. İşte bu da dizinin yalnızca tek sezonda değil, tüm sezon ve bölümlerde muhteşem bir şekilde kurgulandığını gösteriyor.

Diziyi izlemeye başlarken daha önceden bahsettiğim bazı olumsuz yorumlardan dolayı, pek de yüksek bir beklenti içerisinde olmasam da fikrim oldukça kısa bir süre içerisinde tümüyle değişti. Hatta belki de diziyi izlemeye çok doğru bir zamanda başlamışım bile dedim. Şöyle ki; genellikle izlediğimiz yapımlarda, bir tür bağ kurabildiğimizden olsa gerek, kendimize benzettiğimiz karakterleri daha çok sevdiğimiz bir gerçek. Elliot da bir nevi şu an içinde yaşadığımız dünyada pek çok insanın karşı karşıya olduğu birçok duyguyla mücadele etmeye çalışıyor desem yanlış olmaz. Zorlu bir çocukluk süreci, yoğun bir yalnızlık duygusu ve yaşadığı kaygılar, onunki kadar aşırı olmasa da izleyenlerin de bir tür bağ kurmasına ve empati geliştirmesine yol açıyor. Üstelik karakterin zaman zaman izleyicilerle sohbet etmesi, daha doğrusu direkt olarak karşıdaki izleyiciyi hedef alan açıklamalarda bulunması da ister istemez sizi dizinin içine çekiyor ve daha fazla dikkat kesiliyorsunuz. 

Her biri birbirinden ilginç hikayelere sahip derinlikli karakterlerin yanında dizi, oldukça önemli ve hala daha geçerliliğini koruyan bazı toplumsal sorunlara da muhteşem bir şekilde değiniyor. İlk sezonda Eliiot’ın önderlik ettiği “F society” adlı hacker grubunun, E Corps’u hacklemesiyle başlıyor her şey. Toplumdaki eşitsizliklere bir son vermek isteyen grup, Amerika’nın en güçlü şirketi olan E Corps’u hackleyerek unutulmaz bir olaya da imza atıyor. Herkesin borçları siliniyor, E Corps’ta güç dengeleri değişiyor ve esas düşman Whiterose yeniliyor. Ancak çok kısa bir süre sonra Elliot, aslında bu devrimin gücü elinde barındıranlar için oyunu yeniden kurmaktan başka bir şeye hizmet etmediğini de fark ediyor. Tüm bu süreçte, Mr. Robot olarak adlandırdığı babasının hayaliyle de büyük bir savaş vermekte olan Elliot, kendisiyle ve sonunda geçmişiyle de barıştıktan sonra yeni bir hamle yapıp gerçek gücünü bir kez daha ortaya koymaya çalışıyor. 

Ancak bu noktada gücü elinde barındıranların neler yapabileceklerine bir kez daha tanık oluyoruz. Hatta filmde öyle diyaloglar var ki bir tanesine değinmeden geçemeyeceğim. Şirketin eski CTO’su Terry Colby ve CEO’su Phillip Price arasında geçen diyalogda Terry, “Dünyada erişemediğin bir yer var mı acaba? Ülkeleri iskambil kağıdı gibi değiş tokuş ediyorsun,” diyor. Phillip’in buna cevabı ise “Tarihin olayı da bu değil mi? Politik, ekonomik, coğrafi olarak hayali çizgilerin devamlı yeniden çizilmesi?” oluyor. Bu diyalog da aslında dizinin tümüne bakış açınızın değişmesine sebep oluyor diyebilirim. Elliot, gerçekleştirdiği hack ile uzunca bir süre her ne kadar kendi devrimini hayata geçirdiğini düşünüyor olsa da Çinli hacker grubu Dark Army ve bu grubun lideri White Rose, ki belki kim olduğunu izlerken tahmin edecek belki de sonlara doğru öğreneceksiniz, buna izin verdiği için hayalini gerçekleştirebildiğini öğrenince bir kez daha yıkılıyorsunuz. 

Gelelim karakter gelişimlerine. Dizide ilk üç sezon boyu Elliot’u kendisiyle ve zihninde yarattığı Mr. Robot karakteriyle büyük bir mücadele içinde seyrediyoruz. Tabii bu durumda psikolojik rahatsızlıkları ve aksattığı terapi seanslarının yanında, genel olarak sancılı çocukluk dönemi ve olayları zihninde canlandırış biçimi de büyük bir rol oynuyor. Elliot masum, kırılgan, hassas, içine kapanık ve yalnızlığı temsil ederken, Mr. Robot ise adeta içindeki öfkenin dışavurumu olarak kendisini gösteriyor diyebilirim. Üç sezon boyunca bu iki karakterin çarpışmalarına tanıklık ederken üçüncü sezonun sonunda gelen barışma ve kabullenme ile hem Elliot hem de izleyici adeta bir rahatlamaya erişiyor. Bence bu barışma aslında hepimizin içinde, belki de herkesten saklı tuttuğumuz benliklerimizi kabullenmeyi de temsil ediyor gibi. 

Gelelim diziye dair olumsuz noktalara. İkinci sezonun ortalarıyla birlikte diziden koptuğunuz bir gerçek. Maalesef ben de bir oturuşta dört sezonu birden izleyemeyenlerdenim. İlk sezonun muhteşem başlangıcı, ikinci sezonun karmaşasıyla birleşince bu durum, olaylardan biraz kopmanıza yol açabiliyor. Hele ikinci sezonun sonlarına doğru ortaya çıkan bazı gerçekler, dizinin başından itibaren izlediğiniz olayların gerçek mi yoksa Elliot’un zihninin birer oyunu mu diye düşündürmeye başlıyor da diyebilirim. Tüm bu anlarda Rami Malek’in muhteşem oyunculuğuna değinmemek de olmaz. Kendi zihnine güvenememenin nasıl bir hisse yol açacağını o kadar güzel yansıtıyor ki izlerken, gerçekten de neyin gerçek neyin Elliot’un zihninin bir oyunu olduğunu anlamakta zorlanıyorsunuz. 
Bu karmaşa, izleyen neredeyse herkesi fazlasıyla yormuş olacak ki üçüncü sezon itibariyle olaylar daha açıklayıcı bir şekilde verilmeye ve ilk sezonlarda kafa karışıklıklarına yer verilen konular çözümlenmeye başlanıyor. Dördüncü sezonun çarpıcılığıyla birlikte de geriye duygu dolu, sarsıcı ve bir o kadar da unutulmaz bir hikaye kalıyor. 
Yukarı Kaydır