Toplum, Yargı, Tahakküm: Erkekler Ağlamaz!
ZOOM

Toplum, Yargı, Tahakküm: Erkekler Ağlamaz!

Bugün sizlerle, bir birey için oldukça kısıtlayıcı, stres yaratıcı ve maalesef ki yapıldığı takdirde, toplum nezdinde bir hayli yargılayıcı olan bir konuya değinmek için buluşuyorum. Erkekler üzerinde kurulan toplumsal tahakkümün kalıplaşmış yargılara dönüştüğü günümüzde, erkek bir bireyin duygularını belli edememesi ve tüm bu duyguları gizli yaşamak zorunda kalması, maalesef ki günümüzün en talihsiz gerçeklerinden biri. Yalnızca ülkemizde değil, birçok farklı kültürde ağlaması kınanan ve ayıplanan erkeklerden söz edeceğiz bugün. Yalnızca cinsiyetleri erkek olduğu için en insani duygularından birini özgürce yaşayamayan bireylerden…

Editör :Yağmur Ergu
Yayın Tarihi :09 Oca 2022
Süre :2 Bardak

“Erkekler ağlamaz!” diyor toplum. Çünkü “erkek adam”; güçlü, sağlam, başı dik ve yalnızca gücün hakim olduğu duygulara teslim olabilecek bir varlık. Bu duyguların haricinde, toplum gözünde zayıf görünen ve maalesef ki tümü, kadınlara yakıştırılan duyguları, erkeklerin yaşaması imkansız gibi görülürken, bu duyguları yaşayan erkeklere rastlandığı zaman kınanıp “kız gibi ağlama” yaftası ile her iki cinsiyeti de aynı anda yeren bir toplum söz konusu. Buna karşılık olarak ise özellikle milenyum çağda, gün geçtikçe cinsiyet tabularının yıkılmaya başladığı düşünüldüğü zaman, geçmişe nazaran erkek bireylerin de insani duygularını yaşamak konusunda daha da özgürleşmeye başladığını söylemek mümkün. Dengelerin değişmeye başlaması ne kadar sevindirici bir haber olsa da toplumun, erkek olana yüklediği roller nedeni ile bu bireyler, daha çok kısıtlanacak ve yaşaması en doğal olan duygularını kapalı kapılar ardına yaşamaya devam edecek gibi görünüyor. Peki bunun nedeni ne olabilir?

Bu zamana kadar toplumsal cinsiyet rollerinde kadın olanın omuzladıklarını bir hayli irdeledik ve tartıştık doğrusu. Sıra erkek olana geldiğine göre kendi kendini kısıtlayarak mağdur eden ataerkil sistemden söz etmenin zamanı da gelmiş demektir. Ataerkil sistemin ve eril zihniyetin, erkek cinsiyetine yüklediği roller, ilk bakışta tam anlamıyla bir güç gösterisi gibi görünse de bu gücün altında ezilen erkek bireylerin varlığı yadsınamaz derecede fazla doğrusu. Yalnızca fiziksel özellikler baz alınarak, erkek olanı en güçlü ilan eden dünya toplumları, erkeğin bir insan olduğunu kolaylıkla unutma eğilimi göstermekte. Bu yüzden “zayıflık” adı altında, belli başlı insani duygulardan arındırılan erkeklik; ağlayamaz, kahkahalar atamaz, herkesin içinde dans edemez, duygulanamaz ve abartı tepkiler gösteremez sevgili okurlar.
 

Bunlardan belki de en can sıkıcı olanı ise erkeklerin ağlayamayacağına dair bir algının varlığı fikrimce. Sevindiği zaman, üzüldüğü zaman, strese girdiği zaman belki de korktuğu zaman dahi ağlama eğilimi gösteren insanların, yalnızca cinsiyetleri erkek olduğu için tepkilerini özgürce belirtemiyor ve istedikleri anda yaşadıkları hissiyatı diledikleri gibi aktaramıyor olmaları, günümüz toplumunda hala çözülemeyen bir mevzu olarak karşımıza çıkıyor. Oysa ki bireyin hissettiği anda ihtiyacı olan tepkiyi gösterememesi, toplum genelinde daha büyük problemler yaşanmasına zemin hazırlıyor. Bir bireyin içine attığı ve baskıladığı duygular, patlamaya hazır bir bomba misali pozisyon alıp hiç olmadık anlarda ve yerlerde ortaya çıkabiliyor. Ve tabii ki bu da yalnızca bireyi değil, tüm toplumu kötü etkileyebilecek sonuçların doğmasına sebep oluyor. Aslında, her şeyin birbirine sımsıkı bağlı bir zincir olduğunu göremeyen toplum, bir nevi bu birbiri içine geçmiş zinciri kendi zedeleme ve kırma eğilimi gösteriyor. Hal böyle olunca da kendi ipini çeken bir sistem içerisinde var olmaya çalıştığımızı da söylemek kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.
 

Peki bu durumda, bu tür bir toplumun içinde var olmaya çalışan bizlere ne düşüyor dersiniz? En azından bir nebze de olsa sahip olduğumuzu düşündüğümüz aydın bilinci yaymak, büyütmek ve gelecek nesillere aktarmanın, yapılabilecek en mantıklı ve sağlıklı hamle olduğunu söylemek mümkün. Toplumun değişmesi için belli bir süre zarfına ihtiyaç duyulduğunu düşünürsek, yavaş ama sağlıklı adımlar atmak, bu bilinci yaymanın en doğru yolu fikrime. Bundan dolayı, etrafımızdaki erkek bireyleri, zararsız duygularını özgürce yaşamaları için naif bir şekilde yönlendirmek ve tabii ki kendimizi büyükleri olarak gördüğümüz tüm çocuklara bu özgür bilinci aşılamak, oldukça büyük bir zaruriyet arz etmekte. Umuyoruz ki, her bireyin zararsız duygularını özgürce yaşadığı ve yaşamaktan korkmadığı bir dünyaya, olabilecek en kısa zamanda kavuşabiliriz. Duygularınızdan kaçmadığınız ve aslı astarı olmayan haksız yargılardan korkmadığınız güzel günleriniz olsun!
 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK BENZER İÇERİKLER
Yukarı Kaydır