pexels
ZOOM

Sosyal Medya Kendimizden Nefret Etmemize mi Yol Açıyor?

Sosyal medya, günlük hayatımızdaki rutinin bir parçası olmaya başladığından beri hepimizde gözle görülür değişimler mevcut. Bu değişimin iyi tarafları olduğu gibi kötü tarafları da var. Örneğin öz değerimizi popülarite üzerinden belirlemeye başladık, yeterince “like” almayan gönderilerimiz, bizde anksiyete yaratır oldu. Her fotoğrafımıza en az üç yüz tane filtre atıp yüzümüzü ışıltıdan görünmeyecek hale getirmeden paylaşım yapamaz haldeyiz. Güzellik algımız tektipleşti, sosyal medyadaki linç kültürünün baskınlaşmasıyla ağzımızdan çıkan her sözü tartmadan konuşamıyoruz. Bütün bunlar da ister istemez akla malum soruyu getiriyor: “Sosyal medya, her geçen gün kendimizden daha fazla nefret etmemize mi neden oluyor?” Dilerseniz, bu soruyu biraz kendi içimizde irdeleyelim.

Yayın Tarihi :25 Kas 2021
Süre :2 Bardak

pexels
Sosyal medya kimliğimiz, “Siz hepiniz, ben tek” şeklinde işleyen bir mantaliteye oturmuş durumda. Diğer insanların fikirlerine karşı biz, diğer insanların sahip olduklarına karşı bizim sahip olduklarımız; neredeyse bütün varoluşumuzla bir yarış halindeyiz ve bu yarış, hiç son bulmuyor.

Onların hayatı, gezip gördükleri yerler, yedikleri yemekler, aldıkları kıyafetler ve dışarıdan gördüğümüz kadarıyla sahip oldukları sınırsız imkan ve olanaklara karşı biz, kendimizi yeterli bulmuyoruz. Diğer sosyal medya kullanıcılarının, bizim kısıtlı yaşantımızın asla erişemeyeceği bir düzeyde yaşadıklarına olan inancımız çok kuvvetli. Bu da istemsizce, sahip olduklarımızdan tatmin olamamaya itiyor bizi.

pexels
Kıyas mekanizmamız son sürat çalıştığı için kendi yeteneklerimiz de gözümüze yeterli gelmiyor. Ne yaparsak yapalım X kişisinin sahip olduğu kadar iyi bir kariyere sahip olamayacağız, Y kişisinin konuştuğu kadar iyi yabancı dil bilgimiz olmayacak, sanattan Z kişisi kadar anlamayacağız diyerek kendimizi yiyip bitirdiğimiz bir döngünün içine hapsolmuş durumdayız. Çünkü sosyal medya bize bunu öğretiyor.

Üstelik hayatımız da tanımadığımız insanlar tarafından mercek altında. En ufak yanlış hareketimizde bizi linç etmek üzere kapıda bekliyorlar diye düşünüp doğrudan ne hislerimizi ne de düşüncelerimizi paylaşabiliyoruz; ağzımızdan çıkan her bir sözcük, kişisel sansür süzgecimizden geçiyor.

pexels
Tabii, bütün bunlar da bizi gerçek kimliğimizi saklamaya ve dışarıdaki insanlara karşı bir maske takmaya itiyor. Yaşam alanımız bizim sahnemiz haline geliyor, biz de o sahnede herkese mükemmel görünmek zorunda olan bir mankene dönüşüyoruz. ‘Gerçekçiliğimiz’ ve ‘gerçekliğimiz’ kayboluyor, sahte bir dünyada sahte bir kimlikle var olmaya çalışıyoruz.

Üstelik sosyal medyada standardize edilmiş bir güzellik anlayışının kalıplarına da sıkışıp kalıyoruz. Şimdilerde filtresiz fotoğraf paylaşan insanlara denk gelebiliyor musunuz derseniz, cevabımız hayır olur. Gerçek dış görünüşümüz bir perdenin ardından bize el sallarken, biz iç rahatlığıyla kendimizi binbir tane filtrenin altına gizliyoruz. Çünkü kendimizi eskiye nazaran daha ‘çirkin’ buluyoruz.

pexels
Sosyal medya, kişisel sınırları da ortadan kaldıran bir yer. Özel hayatımızda koruduğumuz, aşılmaması gereken çizgileri ne yazık ki sosyal medyada çizemiyoruz. Bu biraz eleştirilme ve dışlanma korkumuzdan, biraz da ilgiye duyduğumuz onulmaz açlıktan kaynaklanıyor. Herkes tarafından onaylanma ve kabul edilme ihtiyacımız o kadar baskın ki tek bir kişi bile bize olumsuz bir eleştiri yöneltse, kendimize olan sevgimiz otomatikman azalıyor; öz değerimizi kendi gözümüzde küçültüyoruz.

Halbuki değerimizi belirleyen başkaları değil, biziz; sosyal medya kullanırken bu gerçeği sık sık unutur olduk.

pexels
Özgüvenimizin azalışı, eleştirilmekten ve linç yemekten dolayı duyduğumuz korku ve “Benim ne yaptığımla kim ilgilensin ki?” diyerek kendi kendimizi yiyip bitirişlerimiz, çevremizde bir görünmezlik duvarı oluşturmamıza yol açıyor. Sosyal medyaya olan bağımlılığımız nedeniyle ondan hem nefret ediyor hem de bir türlü kopamıyoruz.

Peki, bizim bu süreçteki hatamız nerede, görebiliyor musunuz? Biz fark etmeden hayatımızı başkalarına göre yaşamaya başlamışız; onlara ait olmayan bir hayatı, sahibi onlarmış gibi yaşıyoruz. Bu farkındalığa eriştiğimiz takdirde; hayatımızdaki söz hakkının yalnızca tek bir kişiye, yani bize ait olduğunu anladığımızda sosyal medya bizim için bir yaşam biçimi olmaktan çıkıp sıradan bir eğlence aracına dönüşecek. Bunu siz de kendinize sık sık hatırlatmayı unutmayın!
Yukarı Kaydır