Altın
%
Dolar
%
Euro
%
Bitcoin
%
Eth
%
Önümüzdeki 5 gün boyunca
Sona Giden Yolculuğun Derinliklerinde LOTR: The Two Towers Film İncelemesi
KÜLTÜR/SANAT

Sona Giden Yolculuğun Derinliklerinde LOTR: The Two Towers Film İncelemesi

07 Oca 2022

Efsanevi serinin köprü görevi gören ve yine bir o kadar efsanevi olan ikinci filmi The Lord of the Rings: The Two Towers’a biraz daha yakından bakmaya hazır mısınız? Gelin, hep birlikte bir kez daha Orta Dünya’ya doğru bir yolculuğa çıkalım ve bu karanlık dünyada kahramanlarımızın başına neler gelmişti hatırlayalım.

3.5 Bardak
Geçtiğimiz günlerde The Lord of the Rings: Fellowship of the Ring ile Orta Dünya’ya ilk adımımızı atmış ve Elflerin, cücelerin, hobbitlerin, insanların ve büyücülerin arasında destansı bir yolculuğa çıkmıştık. Hatırlarsanız bu yolculuğumuz bir hayli karanlık bir şekilde sona ermişti. İşte bugün de kaldığımız yerden devam ediyor ve Peter Jackson’ın hikayeyi detaylandırıp derinleştirerek daha da ileriye taşımayı başardığı serinin bu ikinci filmi ile yolumuza koyuluyoruz. Peki, kimi izleyiciler tarafından zaman zaman sıkıcı olmakla eleştirilmiş olan, ilk ve son filmlerdeki hikayelerin arasında adeta bir köprü görevi gören The Two Towers’da neler olmuştu dersiniz?


Uyarı: Yazı, buradan itibaren filme dair spoiler içerir!

Hatırlarsanız The Fellowship of the Ring’de kahramanlarımızı, pek çok acı kayıp yaşamış ve dağılmış bir şekilde ayrı yollara giderken bırakmıştık. Önce Moria madenlerinde Balrog’la olan savaş sırasında Gandalf’a veda etmiş, daha sonra ise Uruk-hai’lerin saldırısı sırasında hayatını kaybeden Boromir’e elveda demiştik. Tabii, bu saldırı sırasında başka şeyler de olmuştu. Frodo ve Sam gruptan ayrı bir şekilde yüzüğü yok etme yolculuğuna koyulurken, Mery ve Pippin de Uruk-hai’ler tarafından Saruman’a götürülmek üzere ele geçirilmişlerdi. Kısacası, Yüzük Kardeşliği bozulmamış olsa da kahramanlarımız birbirinden ayrı düşmüştü. İşte The Two Towers, hikayeyi tam olarak bu bıraktığımız noktadan ele alıyor, karakterleri daha da detaylandırıp derinleştirerek bizleri büyük savaşa giden yolculuğa muhteşem bir şekilde hazırlıyor ve adeta serinin gövdesini oluşturuyor.
Film hemen hemen bir öncekinin bittiği yerden devam ediyor. Yüzük Kardeşliği’nin her biri ayrı yollara düşen kahramanları, yaklaşan büyük savaşı kazanma çabalarına destek olmak için kendi rollerini yerine getirmeye çabalıyorlar. Sauron’sa güçlenip Ork ordularını bir araya getirdikçe hikayeye yeni karakterler katılıyor ve Aragorn da kaçınmaya çalıştığı kaderini yavaş yavaş kabul etmeye doğru yaklaşıyor. 

İnsanların Kralı Gondor'un tahtının varisi olan Aragorn, her ne kadar bu sorumluluğu hiçbir zaman almak istememiş olsa da Orta Dünya'nın tüm insanlarını kurtarmak ve onları yeniden bir araya getirmek için kaderiyle yüzleşmeye başlıyor. Sam de tüm bu yolculuk boyunca esas sorumluluğun farkına varıyor ve Frodo’yu insanlığına bağlı tutmak için her geçen gün çok daha zorlu ve büyük savaşlar vermeye başlıyor. Üstelik bu sefer zorlu bir rakibi de var: Gollum.
 
Şimdi biraz daha başa dönelim ve bu muhteşem filmin detaylarına bakalım. İki hobbit Frodo ve Sam, baş başa verip Yüzüğü sonsuza kadar yok etmek için Mordor'a yolculuğa koyuluyorlar ancak bazı problemleri var ki onlardan ilki Mordor’a giden yolu bilmemeleri, ikincisi de Gollum’un peşlerine takılıp onları takip etmesi. Bir süre sonra bu takibin farkına varan iki arkadaş, Gollum’u yakaladıklarındaysa ilginç bir teklifle karşılaşıyorlar; serbest bırakılması karşılığında Gollum, onlara Mordor’a kadar eşlik etmeyi öneriyor. Böylelikle de ikilinin, yaklaşık 500 yıl boyunca yüzük taşıyıcılarından biri olmuş ve kendini tümüyle yüzüğün gücüne kaptırmış olan Gollum’la yolculukları, tabii Sam’in de büyük sorumlulukları, başlamış oluyor. 
 
Bu arada, Orta Dünya’nın farklı noktalarında birbirinden ilginç olaylar meydana gelmeye devam ediyor. Uruk-hai’lerin elinden bir şekilde kurtulmayı başaran Mery ve Pippin, kendilerini oldukça tehlikeli Fangorn ormanında buluyorlar. Akıllı ağaçların yaşadığı bu ormanda yaşlı ve güçlü Ağaçsakal ile yolculuk etmeye ve hikayeye masalsı bir yön katarak Sauron’a karşı savaşta yeni yandaşlar bulmaya koyuluyorlar.

Bir yandan da Rohan’da savaşlar veriliyor. Ordularını Rohan’a gönderen Saruman, burada köylerin yakılıp yıkılmasını emrediyor. Bu sırada Mery ve Pippin’in peşinde olan Aragorn, Gimli ve Legolas ise bir grup Rohan süvarisine rastlıyor ve bu süvarilerin lideri Eomer’den Rohan Kralı’nın, Ak Büyücü Saruman tarafından kontrol edildiğini ve artık kendi başına karar bile veremediğini öğreniyorlar. Ancak bir şey daha öğreniyorlar ki o da Rohan süvarilerinin bir gece önce Uruk-hailerle savaşta sağ kalan herkesi öldürdükleri oluyor. Bir kez daha telaşla arkadaşlarının peşine düşen üç güçlü kahramanımızın yolu ormana düştüğünde, daha da beklenmedik bir şey oluyor. Ormanda karşılarına, bembeyaz bir ışık saçan, kendisi de beyazlar içinde olan bir büyücü çıkıyor ve bu büyücü, bir önceki filmde veda ettiğimiz Gandalf’tan başkası değil!
Kendisini “Ben Saruman’ım. Daha doğrusu, olması gereken haliyle Saruman’ım.” diye tanıtan Gandalf, burada çok önemli bir mesaj veriyor aslında bizlere ve Saruman’ın karanlık tarafa geçerek aslında hiç de olmaması gereken bir şey yaptığını vurguluyor. Düşüşü sırasında Balrog’la mücadeleye devam eden ve bu savaştan sonunda galip bir şekilde çıkarak eskisinden de güçlü bir şekilde geri dönen Ak Gandalf’ı karşılarında görünce kahramanlarımızın içini yeniden bir umut kaplıyor. Mery ve Pippin’in güvende olduklarını söyleyen Gandalf’la birlikte Rohan’a gidip Kral Theoden’i Saruman’ın etkisinden kurtarmaya ve savaşta onlara yardım etmeye koyuluyorlar. Rohan’a ulaştıklarında Gandalf Kral Theoden’i Saruman’ın gücünden kurtarıyor ve bu da bir başka etkileyici sahneyi ortaya koyuyor: Saruman ilk kez Gandalf’a karşı bir savaş kaybediyor!

Gandalf’ın gücü karşısında büyük bir darbe almış olan Saruman’ın tedirginliği yavaş yavaş artmaya başlıyor. Bu sırada gücünü geri kazanan Kral Theoden ve askerleri de kahramanlarımıza katılıyor ve büyük savaş için hazırlıklar başlıyor. Sam ve Frodo’nun zorluklarla dolu yolculukları sürerken, Mery ve Pippin de Ağaçsakal önderliğindeki yaşlı ağaçlarla Saruman’a karşı savaşa katılıyorlar. Sonunda Rohan’da bir kale olan Miğfer Dibi’nde büyük bir savaş veriliyor ve Saruman ve orduları büyük bir yenilgiye uğratılıyor. En sonunda ise Gandalf'ın da dediği gibi, “Miğfer Dibi savaşı bitti; Orta Dünya için savaş başlamak üzere.” sözleriyle serinin son ve en büyük savaşa doğru giden yolculuk başlıyor. 
Gelelim filmin izleyenler tarafından çoğunlukla en beğenilen ve en çok eleştirilen taraflarına. Öncelikle bu film, her anlamda çok daha tehlikeli bölgelerde geçen, karanlık bir film. Haliyle çok daha fazla aksiyonu da beraberinde getiriyor. Başarılı aksiyon sahneleri, yüzüğün karakterler üzerindeki etkileriyle birleşince psikolojik gerilimi de beraberinde getiriyor. İlk filmden de aşina olduğumuz üzere, muhteşem oyunculuk performanslarına tanık olduğumuz bu film genel anlamıyla bizleri asla hayal kırıklığına uğratmıyor, hatta ilk filmin üzerine daha da fazlasını katarak merak duygumuzu tetikliyor. 
Bana göre filmin tek olumsuz tarafı ise zaman zaman konunun çok yavaş ilerlemesiydi diyebilirim. Genel anlamda çok uzun olan, hatta extended versiyonuyla toplamda 3 buçuk saati bulan bu yapım, Mery ve Pippin’in Ağaçsakal’la gerçekleştirdikleri upuzun yolculuk serüveni gibi bazı sahnelerin yavaşlığıyla zaman zaman izlerken filmden kopmanıza yol açabiliyor. Ancak hiçbir zaman harcadığınız zaman için pişman olmuyorsunuz. 
©2022 Beyhan&Beyhan Business Solutions Tüm Hakları Saklıdır
Yukarı Kaydır
BUNU OKUMAK İSTER MİSİN?